Bugünden düne baktığımızda, 24 Temmuz 1923’te imzalanıp 24 Ağustos’ta Meclis’te onaylanan Lozan Barış Antlaşması’nı tam olarak kavrayabilmek için, bizi buraya getiren o çetin yolu doğru okumamız gerekiyor.
Mondros Ateşkesi’nin ardından İtilaf Devletleri masamıza tam dört kez barış teklifi koydular. Ama bu tekliflerin amacı barış getirmek değil, bizi yok etmekti:
- Sevr Tasarısı: Türk milletine yaşama hakkı tanımayan ilk idam planıydı.
- Birinci İnönü Sonrası: Sevr’in neredeyse birebir makyajlanıp önümüze tekrar sürülmüş haliydi.
- Sakarya Zaferi Sonrası: Her ne kadar Sevr çizgisinden biraz geri adım atılmış gibi görünse de ulusal bağımsızlığımızı karşılamaktan hâlâ çok uzaktı ama ilk adımdı.
- Lozan Antlaşması: Bütün bir milletin sahada verdiği mücadelenin masada zaferle tescillendiği dördüncü ve son adım oldu.
Bize dayatılmak istenen Sevr ile bileğimizin hakkıyla kazandığımız Lozan arasındaki farkı görmek, bağımsızlığın ne demek olduğunu anlamak için yeterlidir.
- Trakya ve İzmir: Sevr, sınırımızı Çatalca’ya kadar çekip İzmir’i Yunanistan’ın insafına bırakıyordu. Lozan’da ise Meriç Nehri sınırımız oldu, İzmir üzerindeki Türk egemenliği tartışmaya dahi açılmadı.
- Güney ve Doğu Sınırları: Sevr; Gaziantep, Urfa ve Mardin’in kuzeyinden geçen bir Suriye sınırı çiziyor, doğuda ise Wilson ilkeleri bahanesiyle koca bir bölgeyi Ermenistan’a peşkeş çekiyordu. Fırat’ın doğusunda özerk bölgeler planlanıyordu. Lozan’da bu planların tamamı tarihin çöplüğüne atıldı.
- Boğazlar ve İşgaller: Sevr, Boğazlarda asker bulundurma hakkını sadece İtilaf Devletleri’ne veriyor, antlaşma şartlarına uyulmazsa İstanbul’un bile elimizden alınacağını söylüyordu. Lozan’la birlikte topraklarımızda bir tek yabancı işgal kuvveti dahi kalmadı.
- Kapitülasyonlar ve Sömürge Alanları: Fransız ve İtalyanlara tanınan sömürü bölgeleri, yabancı devletlere verilen yargısal, ekonomik ve mali ayrıcalıkların (kapitülasyonların) tümü Lozan’da tamamen kazındı.
Günün sonunda Lozan; Türk milletine yüzyıllardır hazırlanan ve Sevr ile tamamlandığı sanılan o büyük suikastın yerle bir edildiği belgedir. Osmanlı “Hilafet ile istila” zamanlarının bitirilmesine karşı verilmiş en net siyasal zaferin ta kendisidir!
Masadaki En Sert Dövüş — Kapitülasyonlar ve Ekonomik Bağımsızlık
Lozan Konferansı’nda Türk heyetinin en çok zorlandığı, hatta görüşmelerin Şubat 1923’te kesilmesine ve heyetlerin memlekete dönmesine yol açan temel mesele askeri değil, ekonomik bağımsızlık kavgasıydı. Batılı devletler askeri yenilgiyi kabullenmişlerdi ancak Osmanlı’dan kalma mali imtiyazlarını korumakta direniyorlardı.
Lozan heyetinin “Biz buraya kölelik şartlarını kabule değil, eşit ve bağımsız bir devlet olarak geldik” duruşu, tam da bu ekonomik kıskacı kırmaya yönelikti.
Kapitülasyonların Tamamen Kaldırılması
Hilafetçi Osmanlı’yı içten içe kemirmek için düzenlenen, yabancı tüccarlara vergi muafiyeti sağlayan ve yerli üreticiyi kendi ülkesinde çaresiz bırakan kapitülasyonlar, Lozan’ın 28. maddesiyle bir daha geri gelmemek üzere tarihe gömüldü. Batılı devletlerin yargısal, mali ve idari tüm ayrıcalıkları sıfırlandı. Bu, en yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi iktisadi kararlarını alabilmesinin önünü açan en kritik eşikti.
Düyun-ı Umumiye ve Osmanlı Borçları Meselesi
Osmanlı Devleti’nin maliyesine el koyan Düyun-ı Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) lağvedildi. Borçlar konusunda şu tarihi adımlar atıldı:
- Adil Paylaşım: Osmanlı borçları sadece Türkiye’ye yüklenmedi; Osmanlı’dan ayrılarak bağımsız olan veya başka devletlere katılan tüm ülkeler (Yunanistan, Suriye, Irak vb.) arasında yüzölçümleri ve gelirleri oranında paylaştırıldı.
- Ödeme Şartları: Türkiye’nin payına düşen borçların Türk Lirası veya Fransız Frangı üzerinden ve uzun vadeli taksitlerle ödenmesi kabul ettirildi. Böylece yeni devletin ekonomisi daha ilk günden çökertilmekten kurtarıldı.
Gümrük Tarifeleri ve Kabotaj Hakkı
- Gümrük Bağımsızlığı: İtilaf Devletleri, Osmanlı dönemi gümrük tarifelerinin devam etmesini istese de Türkiye bunu reddetti. 1929 yılına kadar geçici bir geçiş dönemi kabul edilse de sonrasında kendi gümrük duvarlarımızı örme yetkisi tamamen elimize geçti.
- Kabotaj (Deniz Ticareti) Hakkı: Türk karasularında ve limanları arasında yolcu ve yük taşıma hakkı (kabotaj), yabancı şirketlerden alınıp tamamen Türk denizcilerine devredildi.
Askeri zaferle çizilen sınırlar, Lozan’da elde edilen ekonomik bağımsızlıkla sağlam bir temele oturtuldu. Kapitülasyonların kalkması, sadece bir antlaşma maddesi değil; bir milletin kendi evinde patron olma hakkını dünyaya tescilletmesidir.
Lozan Ne Değildir?
Lozan’ın ne olduğunu anlamak kadar, ne olmadığını ve zaman içerisinde Lozan ruhuna nasıl ihanet edildiğini görmek de bir o kadar elzemdir.
Bugün emperyalist odakların, küresel güçlerin ve Avrupa Birliği’nin hedefindeki Türkiye gerçeğine baktığımızda, kırılmanın nerede başladığını net olarak okumamız gerekir.
- Devrimlerin Durdurulması ve Tavizler: 1949’dan itibaren izlenen politikalarla Atatürk devrimlerinin askıya alınması, Türkiye’nin onyıllardır süregelen bağımsızlık çizgisinden sapmasına zemin hazırladı.
- Egemenlik Haklarının Devri: İkiz Yasalar’dan PKK ile yürütülen müzakere süreçlerine; Kıbrıs’ta, Ege’de, Doğu Akdeniz’de verilen tavizlerden Yunanistan ve Ermenistan eksenli teslimiyetçi politikalara kadar atılan her adım, Lozan’ın kurucu iradesine açık bir aykırılıktır.
- Milli Servetlerin Yabancılaşması: Lozan’da dişle tırnakla sökülüp alınan ekonomik bağımsızlık; bugün stratejik limanların özelleştirilmesi, milli fabrikaların yabancı sermayeye devredilmesi ve ulusal üretimin çökertilmesiyle adeta Sevr şartlarına geri dönüştürülmüştür.
- Kurumsal ve Hukuki Yozlaşma: Anayasa’nın ve yasaların çiğnenmesi, “Anayasa’yı tanımıyoruz” denilerek hukuk devleti ilkesinin katledilmesi, liyakatsiz kadrolaşmalar, ihale yolsuzlukları ve devlet organlarındaki çürüme, Lozan’la kurulan Cumhuriyet’in temellerini oymaktadır.
Özetle; Lozan, küresel güçlerin dayatmalarına boyun eğmek değildir. Lozan, milli egemenlikten ve üniter yapıdan taviz vermek değildir. Lozan, devletin limanını, toprağını ve bağımsız yargısını pazarlık konusu yapmak hiç değildir!
Lozan’ın getirdiği bağımsızlık ve egemenlik ilkelerini çiğneyen, yasaları delerek devleti ve milleti niteliksizliğe sürükleyen her siyasal irade ve her uygulama, bu milletin kanıyla kazandığı Lozan Zaferi’ne açık bir ihanettir.












Yorumlar kapalı.