Çanakkale, Türk milletinin yalnızca bir savaş kazanmadığı, aynı zamanda bağımsızlık iradesini, cesaretini ve vatan sevgisini bütün dünyaya gösterdiği büyük bir destandır. 1915 yılında dünyanın en güçlü donanmaları Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’a ulaşmayı planlıyordu. Bu planın başındaki en önemli isimlerden biri o dönemde İngiliz siyasetinin etkili figürlerinden olan Winston Churchill idi. Churchill ve dönemin İngiliz yönetimi, güçlü donanmalarının Çanakkale’yi kısa sürede geçeceğine inanıyordu. Hatta savaşın başlarında İngiliz çevrelerinde Çanakkale’nin kolaylıkla aşılacağı, ardından İstanbul’a ulaşılacağı ve İngilizlerin geleneksel “beş çayı”nı İstanbul’da içeceği yönünde kibirli değerlendirmeler yapıldığı anlatılır.
Ancak bu hesaplar Çanakkale’de bozuldu. Çünkü karşılarında yalnızca bir ordu değil, vatanını savunmaya yemin etmiş bir millet vardı. Gelibolu Harekâtı başladığında Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler cepheye koştu. Kimi henüz lise çağındaydı, kimi köyünden ilk kez ayrılmış bir çiftçi, kimi öğretmen ya da memurdu. Fakat hepsinin kalbinde aynı duygu vardı: Vatanı savunmak. Bu kararlılık ve fedakârlık sayesinde 18 Mart 1915’te tarihe geçen Çanakkale Zaferi kazanıldı ve dünyanın en güçlü donanmalarından biri boğazın sularında geri çekilmek zorunda kaldı.
Çanakkale’de yazılan kahramanlık hikâyeleri saymakla bitmez. Savaşın en kritik anlarından birinde insanüstü bir güçle top mermisini kaldırarak düşman gemisini vuran Seyit Onbaşı bu destanın unutulmaz kahramanlarından biridir. Cephanesi bittiğinde süngüsüyle savaşan Mehmetçik, yaralı arkadaşını sırtında taşıyan asker ve geri çekilmeyi reddeden birlikler Türk milletinin karakterini ortaya koymuştur.
Çanakkale destanının bir diğer önemli yönü de burada ortaya çıkan büyük liderliktir. O lider, ileride Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracak olan Mustafa Kemal Atatürk idi. Cephede aldığı cesur kararlar, özellikle Conkbayırı ve Anafartalar’da gösterdiği liderlik savaşın kaderini değiştirdi. Askerlerine söylediği “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” sözü yalnızca bir askeri emir değil, Türk milletinin vatan uğruna gösterdiği fedakârlığın en güçlü ifadesi olarak tarihe kazınmıştır.
Churchill ve müttefikleri Çanakkale’yi kısa sürede geçip İstanbul’a ulaşacaklarını düşünürken, Türk askeri imkânsız görünen bir direniş sergiledi. Onların planladığı “İstanbul’da içilecek beş çayı” hayali Çanakkale’nin sularında sona erdi. Bu yenilgi, İngiliz siyasetinde büyük tartışmalara yol açmış ve Churchill’in kariyerinde de önemli bir kırılma noktası olmuştur.
Fakat Çanakkale’nin asıl anlamı yalnızca düşmanı durdurmak değildir. Çanakkale, bir milletin kaderini değiştiren ruhtur. O cephede toprağa düşen her Mehmetçik, yalnızca bir siperi değil, bir milletin geleceğini savunmuştur. O gün Çanakkale’de yükselen irade, birkaç yıl sonra Anadolu’da yeniden ayağa kalkacak ve bağımsızlık mücadelesinin temelini oluşturacaktır.
Bugün boğazın sularına bakıldığında yalnızca bir savaşın hatırası görülmez. O suların altında bir milletin gururu, fedakârlığı ve onuru yatar. Çanakkale bize şunu hatırlatır: Türk milleti söz konusu vatan olduğunda imkânsızı mümkün kılan bir millettir.
Ve tarih o gün şunu yazmıştır:
Dünyanın en güçlü donanmaları Çanakkale’ye gelmiş olabilir…
Ama o boğazdan geçemediler.
Çünkü karşılarında yalnızca bir ordu değil, ölmeyi bilen ama vatanını asla teslim etmeyen Türk milleti vardı.












Yorumlar kapalı.