Takvim yapraklarında bir gün değil.
Bir milletin, kendi küllerinden utanmayı reddettiği gün.
Çanakkale Savaşı denince aklınıza sadece top sesleri geliyorsa…
Eksik biliyorsunuz.
Çünkü orada patlayan sadece mermiler değildi.
Bir milletin sabrıydı.
Bir milletin onuruydu.
Hepimiz ezbere biliyoruz:
“Çanakkale Geçilmez.”
Peki…
Hiç düşündük mü?
Geçilseydi ne olurdu?
İstanbul düşerdi.
Ama mesele sadece bir şehrin düşmesi değildi.
Bir kimliğin düşmesiydi.
Bir tarihin susturulmasıydı.
Milli Mücadele…
Daha doğmadan boğulurdu.
Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet…
Belki de hiç kurulmazdı.
Bugün bastığımız toprak…
Belki de bir başkasının haritasında,
bir “sömürge bölgesi” olarak geçerdi.
Yani mesele savaş değildi.
Mesele, var olup olmamaktı.
Mustafa Kemal Atatürk henüz “Atatürk” değildi.
Ama millet, onda kendini gördü.
O yüzden bir emri, bir milletin kaderine dönüştü:
“Ölmeyi emrediyorum.”
Bu cümle, bir askeri taktik değil…
Bir milletin ölümsüzlük ilanıdır.
Çanakkale’de çocuklar vardı.
Defter yerine mermi taşıyan.
Kalem yerine süngü tutan.
Ama bakın ironinin büyüklüğüne…
Bugün onların torunları,
kalemi tutmaktan korkuyor.
Oysa özgürlük…
Sadece zincirlerin kırılması değildir.
Özgürlük, susturulmak istenen kalemin konuşmasıdır.
Bugün cephe yok diyenler…
Yanılıyor.
Cephe var.
Hem de her yerde.
Bir tweet’te var.
Bir cümlede var.
Bir duruşta var.
Çanakkale, bir zafer değildir sadece.
Bir karakter testidir.
Kim susar…
Kim konuşur…
Kim hatırlar…
Kim unutur…
18 Mart, şehitleri anma günü değildir sadece.
Kendine bakma günüdür.
Aynaya bak.
Ve sor:
Ben, o gün yaşasaydım…
Hangi tarafta olurdum?
Ruhları şad olsun.












Yorumlar kapalı.