Türkiye’yi yasa boğan okul katliamında 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli, babasına ait 5 ruhsatlı tabanca ve 7 şarjörle Ayser Çalık Ortaokulu’na baskın düzenledi. 1 öğretmen ve 8 öğrenci hayatını kaybetti, 20 kişi yaralandı. Saldırgan olay yerinde intihar etti. Failin babası ise 1. Sınıf Emniyet Müdürü ve Polis Başmüfettişi Uğur Mersinli çıktı. Hem baba hem de öğretmen annesi Peyman Pınar Mersinli gözaltına alındı; baba Mersinli tutuklandı.
Soruşturma derinleştikçe ortaya çıkanlar, sadece bir ailenin ihmali değil, devletin üst kademelerindeki kayırmacılığı ve liyakatsizliği de gözler önüne seriyor. Uğur Mersinli’nin 1996’daki “1 trilyonu yedi” büyük dolandırıcılık skandalındaki rolü, yıllar sonra yeniden gündeme geldi. AKP hükümetleri döneminde skandalın üstünün örtüldüğü, Mersinli’nin teşkilatta kalmaya devam ettiği ve hatta 1. Sınıf Emniyet Müdürü rütbesine yükseltildiği ortaya çıkıyor.
1996 “1 Trilyonu Yedi” Skandalı: Tutuksuz Sanık Emniyet Amiri
11 Aralık 1996’da Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Osmaniye merkezli “Osmaniye Çetesi” olarak bilinen uluslararası dolandırıcılık şebekesi yargılandı. Şebeke elebaşı Ali Bolat ve çetesi, AY İthalat ve İhracat Şirketi üzerinden yaklaşık 1 trilyon lira (dönemin parasıyla devasa bir rakam) dolandırdı. Para, İncirlik’te disko, hamam, gayrimenkul ve lüks Mercedes’lerle harcanmıştı. 100 Alman ve 300 Türk işadamı mağdur oldu.
Emniyet Amiri Uğur Mersinli, davada tutuksuz sanık olarak yer aldı. Savunmasında, dolandırıcılıkla doğrudan ilişkisi olmadığını öne sürdü. Ancak dikkat çeken detay: Ali Bolat, Mersinli’nin görev yaptığı Hizmet Amirliği’ne bir bilgisayar bağışlamış, Mersinli ise bunun karşılığında 1000 Mark’lık “teberru makbuzu” kesmişti. Mahkeme, dolandırılan paranın tam miktarının tespiti için duruşmayı ertelemişti. Mersinli ve diğer 9 tutuksuz sanık, yargılamayı dışarıdan takip etti.
Bu skandal, dönemin Milliyet gazetesinde “1 trilyonu yedi” manşetiyle yer aldı. Emniyet teşkilatında bir amirin, büyük bir dolandırıcılık çetesiyle “bağış” ilişkisi üzerinden anılması, kamuoyunda büyük tepki çekmişti.
AKP Döneminde Yükseliş: 2014 Terfi Listesi ve Üst Rütbeler
1996 skandalının ardından Uğur Mersinli’nin kariyeri kesintiye uğramadı. Tam tersine, AKP’nin iktidara geldiği 2002’den itibaren teşkilattaki yükselişi hızlandı.
İl Emniyet Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu (çeşitli illerde).
Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlüğü gibi kritik bir pozisyonda görev yaptı (sosyal medya ve eski kayıtlar bunu doğruluyor).
Sahada operasyonel süreçlerde deneyim kazandı; denetim, rehberlik ve idari kontrol birimlerinde uzun yıllar çalıştı.
2014 yılında yayımlanan terfi listesinde adı geçti ve 1. Sınıf Emniyet Müdürü rütbesine yükseltildi. Bu terfi, AKP hükümetinin İçişleri Bakanlığı döneminde gerçekleşti.
Polis Başmüfettişi unvanıyla kritik teftiş ve denetim görevlerine getirildi.
Emniyet teşkilatında “1. Sınıf Emniyet Müdürü” ve “Polis Başmüfettişi” rütbeleri, uzun yıllar hizmet, tecrübe ve liyakat gerektiren en üst düzey kadrolardır. Ancak Mersinli’nin durumunda, 1996’daki dolandırıcılık bağlantısı bu yükselişi gölgeliyor. Kamuoyunda “yeniden göreve iade ve terfi” olarak nitelendirilen bu süreç, AKP’nin emniyet teşkilatındaki atamalarında liyakat yerine sadakat ve himaye politikasının bir örneği olarak eleştiriliyor.
Katliamın İhmali: Zimmetli Silahlar ve Poligon Talimi
Soruşturmada babasının ifadesi ortaya çıktı: Katliamdan sadece 2 gün önce oğlunu atış poligonuna götürmüş, “Rastgele kullanma, hedef alınarak ateş et” diye tavsiye vermişti. Evde zimmetli 5 tabanca ve bol miktarda mühimmat bulunuyordu. Saldırganın bilgisayarında 11 Nisan 2026 tarihli “büyük bir eylem” planı belgesi, şiddet içerikli oyunlar ve ABD’li katil Elliot Rodger’in fotoğrafı çıktı.
Bu tablo, bir Emniyet Müdürü’nün evinde devlet malı silahların güvensiz şekilde bulunduğunu ve reşit olmayan çocuğuna ateşli silah eğitimi verdiğini gösteriyor. Yetkililer, “silahların emniyetini sağlamama” ve “ihmal” gerekçeleriyle Mersinli’yi tutukladı.
AKP’nin “Koruma” Siyaseti ve Hesap Sorulması Gereken Soru
Uğur Mersinli’nin 1996 skandalından 30 yıl sonra 1. Sınıf Emniyet Müdürü yapılmış olması, AKP hükümetlerinin emniyet teşkilatındaki atama ve terfi politikalarını bir kez daha tartışmaya açıyor. Skandalın unutulması, dosyanın üstünün örtülmesi ve aynı kişinin üst rütbelere taşınması, “liyakatsiz kadrolaşma” eleştirilerini haklı çıkarıyor.
Kahramanmaraş’taki kanlı katliam, sadece bir ailenin trajedisi değil; devletin güvenlik mekanizmasındaki çürümenin de sonucudur. Zimmetli silahların eve taşınması, poligon talimi ve 14 yaşındaki bir çocuğun eline 5 tabanca verilmesi, AKP döneminde teşkilatta yaşanan himaye kültürünün en acı örneğidir.
Artık bunlar son bulmalı. Bu atamalar, bu kayırmacılık ve bu skandalların örtbas edilmesi, Türkiye’nin güvenliğini ve çocuklarını tehlikeye atmaktadır. Uğur Mersinli’nin kariyeri mercek altına alınmalı, 1996’dan bugüne tüm atama kararları incelenmeli ve sorumlular hesap vermelidir.

















Yorumlar kapalı.