Bir Atatürk heykeli yıkıldığında ayağa kalkıyoruz.
Tepkilerimiz dalga dalga yayılıyor; kınamalar, açıklamalar, protestolar…
Ama o heykelin temsil ettiği fikirler sarsılırken, aynı kararlılığı gösterebiliyor muyuz?
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Atatürk heykeli yıkılırken verdiğimiz tepkiyi, Atatürk’ün ilke ve inkılapları yıkılırken göstermeyi öğrendiğimiz gün, gerçekten kazanacağız. Çünkü bir taş devrilirse yeniden dikilir; fakat fikirler, sessizlik içinde yıkılırsa bir milletin hafızası da beraberinde göçer.
Bugün Atatürk’ün heykeline değil, mirasına saldırılıyor.
Meydanlarda, kürsülerde, hatta ders kitaplarının satır aralarında bu saldırıyı görmek mümkündür. Bir kelime çıkarılır, bir kavramın anlamı değiştirilir, bir cümle sessizce yok edilir. Ve toplum, bir heykel devrilse ayağa kalkar; ama fikirlerin içi boşaltıldığında susar.
Oysa Atatürk’ün asıl mirası, heykellerin bronz yüzlerinde değil, milletin düşünce dünyasındadır.
O miras; bilimi rehber kılmakta, bağımsız düşünmekte, Türk milletinin kendi kaderine sahip çıkmasındadır. Bugün o mirasın sütunları sessizce aşındırılıyor. Bir millet, tarihine sahip çıktığını zannederken, özünden uzaklaştırılıyor.
Cumhuriyet bir şekil değildir, bir bilinçtir.
Bu bilinci korumak, sadece geçmişi anmakla değil, geleceği doğru inşa etmekle mümkündür.
Atatürk’ün çağdaşlaşma ideali, taklit etmek değil, üretmekti. Batı’ya öykünmek değil, çağdaş dünyada kendi kimliğinle var olmaktı. Bu farkı unutan bir millet, heykeline sahip çıksa da fikrine ihanet eder. Atatürk’ün devrimleri masa başında değil, savaş meydanında doğmuştur. Her biri, bir milletin onuruyla yoğrulmuştur.
Bugün o devrimleri “eski” ya da “modası geçmiş” diye küçümseyenler, aslında Türk milletinin geleceğine ipotek koymaktadır.
Oysa Atatürk, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır” derken bile, fikirlerinin zamana meydan okuyacağını biliyordu. Evet, Atatürk’ün heykeline uzanan el bir vandaldır. Ama ilkesine, inkılabına, düşüncesine uzanan el bir ihanettir. Ve ihanet, çoğu zaman gürültüsüz gelir; sessizliğin içinde büyür.
Bu yüzden bugün en büyük görevimiz, sessizliği kırmaktır.
Bir milletin heykelleriyle değil, fikirleriyle yaşadığını anlamamız gerekiyor.
Heykeller yıkılsa da fikirler ayakta kaldığı sürece o millet dimdik durur. Ama fikirler çökerse, en yüksek anıt bile onu ayakta tutamaz. Atatürk’ü korumak, sadece adını yaşatmak değildir. Atatürk’ü korumak, onun gibi düşünmek, onun gibi üretmek, onun gibi direnebilmektir.
Atatürk’ü sevmek, heykeline çiçek koymakla değil, mirasına sahip çıkmakla olur.
Bir gün gelecek, bu millet heykellere gösterdiği refleksi, fikirlerine yönelen saldırılara da gösterecek. Bir gün gelecek, Atatürk’ün fikirlerini korumak, herkesin ortak sorumluluğu olacak. İşte o gün, yalnızca bir sembolü değil, bir ideali yaşatmış olacağız. Ve o gün, kazanan sadece Atatürk değil, Türk milletinin istiklali olacaktır.
Heykelleri Değil, Fikirleri Korumayı Öğrendiğimiz Gün




Yorumlar kapalı.