Ortadoğu’da dolaşan haritalar çoğu zaman coğrafyayı değil, niyeti anlatır. Bugün Avrupa’daki bazı televizyon kanallarında, akademik raporlarda ve sosyal medya platformlarında sık sık servis edilen sözde “Büyük Kürdistan” haritaları da bu gerçeğin en tipik örneklerinden biridir.
Bu haritalarda Türkiye’den koparılmış gibi gösterilen geniş bölgeler, sanki kaçınılmaz bir tarihsel sürecin sonucuymuş gibi sunulur. Oysa meseleye tarih ve sosyoloji açısından bakıldığında bu propagandanın ne kadar yapay olduğu açıkça görülür.
Her şeyden önce “Kürt” kavramı tarih boyunca tek ve homojen bir millet tanımı olarak kullanılmadı. Bu kavram uzun süre daha çok coğrafi ve sosyolojik bir ifade olarak kullanıldı. Bugün “Kürt” başlığı altında anılan toplulukların çeşitliliği bile bu gerçeği açık biçimde gösterir:
Kurmançlar
Soraniler
Lurlar
Zazalar
Feyliler
Goraniler
Beluçlar
Bu toplulukların dilleri, lehçeleri, tarihsel hafızaları ve sosyal yapıları birbirinden oldukça farklıdır. Dolayısıyla bunları tek bir millet gibi sunmak, tarihsel gerçeklikten çok modern siyasi projelerin ürünüdür.
Modern dünyada millet kimliği çoğu zaman devlet aidiyeti ile şekillenir. Türkiye’de yaşayan insanlar Türk milleti kimliğiyle, Almanya’da yaşayanlar Alman milleti kimliğiyle, Fransa’da yaşayanlar Fransız milleti kimliğiyle ifade edilir. Bu durum ulus devlet düzeninin doğal sonucudur.
Dolayısıyla Ortadoğu’daki farklı toplulukları tek bir siyasi kimlik altında toplamak için çizilen haritalar çoğu zaman bilimsel değil, ideolojiktir.
Arz-ı Mev’ud Tartışması
Bu propagandanın bir diğer boyutu da Arz-ı Me’vud tartışmalarıdır.
Tevrat yorumlarında anlatılan vaat edilmiş toprak anlatıları incelendiğinde çoğunlukla Fırat ve Dicle havzasını kapsayan Mezopotamya bölgesi öne çıkar. Buna rağmen bazı propaganda haritalarında Anadolu’nun içlerine kadar uzanan sınırlar gösterilir.
Bu durum bile bize önemli bir gerçeği gösterir:
Ortaya atılan birçok harita teolojik metinlerden bile değil, siyasi hedeflerden beslenmektedir.
Haritalar gerçekliği anlatmak için değil, algı oluşturmak için çizilmektedir.
Tarihin Uzun Hafızası
Ortadoğu’nun siyasi psikolojisinde tarihsel olayların etkisi büyüktür. Bu olayların başında Kudüs’ün Haçlılardan geri alınması gelir.
Bu başarıyı sağlayan isim ise
Saladin
olarak bilinen Selahattin Eyyubi’dir.
1187 yılında gerçekleşen
Battle of Hattin
savaşı, Haçlı dünyasında büyük bir kırılma olarak görülür. Kudüs’ün yeniden Müslümanların kontrolüne geçmesi Batı tarih yazımında yüzyıllarca süren bir travmanın başlangıcı olarak anlatılmıştır.
Bugün bazı Evanjelik yorumlarda Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesine dair kıyamet senaryoları anlatılırken Selahattin’in adı hâlâ sembolik bir figür olarak anılır. Bu anlatılarda Ortadoğu’nun büyük bir savaş sahasına dönüşeceği ve ardından Mesih’in yeryüzüne ineceği düşüncesi sık sık dile getirilir.
Bu yorumlar yalnızca teolojik tartışmalar değildir; zaman zaman siyasi motivasyonlara da dönüşebilmektedir.
Büyük Kürdistan Söyleminin Asıl Amacı
Bugün dolaşıma sokulan “Büyük Kürdistan” haritaları çoğu zaman bir devlet kurma projesinden çok daha farklı bir işlev görür.
Bu haritalar aracılığıyla bölgedeki halklar arasında güvensizlik ve gerilim üretilir.
Etnik kimlikler sürekli tartışma konusu yapılır.
Tarihsel farklılıklar büyütülür.
Toplumlar birbirine karşı konumlandırılır.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şudur:
Parçalanmış ve sürekli çatışma yaşayan bir Ortadoğu.
Böyle bir coğrafya ise dış güçler için her zaman daha kolay yönlendirilebilir.
Türkiye Neden Hedefte?
Ortadoğu’nun jeopolitik dengelerinde Türkiye özel bir konuma sahiptir.
güçlü devlet geleneği
merkezi idari yapı
stratejik coğrafya
askeri kapasite
Bu nedenle Türkiye’nin çevresinde sürekli yeni haritalar dolaşıma sokulur. Kimlik tartışmaları büyütülür, sınırlar tartışma konusu yapılır.
Ama tarih bize çok açık bir gerçeği gösterir:
Bu coğrafyada kalıcı olan şey propaganda haritaları değil, devlet aklıdır.
Son Olarak;
Ortadoğu’da savaşlar çoğu zaman silahlarla değil, algılarla başlar.
Bir harita çizilir.
Bir kimlik tartışması başlatılır.
Bir tarihsel olay yeniden yorumlanır.
Sonra toplumların zihninde yeni sınırlar oluşur.
Bu yüzden Ortadoğu’yu anlamanın ilk şartı haritalara değil, haritaları çizen akla bakmaktır.
Çünkü tarihin bize öğrettiği bir gerçek vardır:
Dışarıdan çizilen haritalar gelip geçicidir.
Devletler ise kendi aklı ve iradesiyle ayakta kalır.




Yorumlar kapalı.