Tanju Özcan, Ümit Özdağ ve daha niceleri “Yalnızdılar”
Türkiye’de siyaset çoğu zaman yüksek sesle konuşur; sloganlar büyür, meydanlar dolar, sosyal medya çağlayan gibi akar. Fakat işin turnusol kâğıdı her zaman aynıdır: Zor gün geldiğinde kim gerçekten yanınızda durur?
Bir ülkede yargı, adalet dağıtan bir kurum olmaktan çıkıp iktidarın sopası hâline gelmişse ve toplum buna sessiz kalıyorsa, meydanlarda söylenen büyük sözlerin pek bir anlamı kalmaz. Çünkü adaletin olmadığı yerde siyaset de, demokrasi de, hukuk da yalnızca birer süslü kelimeden ibaret olur.
Bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak budur.
Birileri hakkında soruşturma açılıyor, birileri gözaltına alınıyor, birileri aylarca tutuklu kalıyor. Dosyalar zayıf, gerekçeler tartışmalı, suçlamalar çoğu zaman “ef’ten püf’ten” denilecek türden. Ama buna rağmen insanlar aylarca özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.
Bu durum yalnızca bir kişinin meselesi değildir. Bu, doğrudan doğruya memleketin hukuk düzeniyle ilgili bir meseledir.
Dün Ümit Özdağ hakkında yürütülen süreçte gördük. Türk milliyetçisi bir siyasetçi, fikirleri ve söylemleri üzerinden hedefe konuldu. Onu desteklediğini söyleyenler oldu, “yanındayız” diyenler oldu. Fakat zaman geçtikçe o gür seslerin nasıl azaldığını hep birlikte gördük.
Bugün benzer bir tabloyu Tanju Özcan için konuşuyoruz. Farklı siyasi çizgilerden olsalar da aynı yöntemlerle hedef alınan siyasetçiler görüyoruz.
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Eğer bir ülkede muhalif olan herkes tek tek hedef alınıyor ve toplum buna yalnızca seyirci kalıyorsa, sıranın kime geleceği yalnızca zaman meselesidir.
Dün başkasına yapılan haksızlığa sessiz kalanlar, yarın aynı hukuksuzluk kapılarını çaldığında konuşacak kimse bulamaz.
Ne yazık ki Türkiye’de muhaliflerin büyük bölümü bu gerçeği çok geç fark ediyor. Bir kişi gözaltına alındığında diğerleri susuyor. Bir başkası tutuklandığında kimse meydanlara çıkmıyor. Herkes kendi sırasının gelmeyeceğini zannediyor.
Oysa tarih bize başka bir şey söylüyor: Adaletin parçalandığı ülkelerde hiç kimse güvende değildir.
Bugün “seni yalnız bırakmayacağız başkan” diye atılan sloganlar, eğer toplum gerçek bir duruş sergilemiyorsa yalnızca bir gogoydan ibaret kalır. Mikrofonlar kapandığında, kameralar gittiğinde, sosyal medya gündemi değiştiğinde o sözlerin içinin ne kadar boş olduğu ortaya çıkar.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey erken seçim tartışmaları değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı açık ve nettir:
Hemen seçim.
Çünkü meşruiyetini sürekli tartışmalı hâle getiren bir siyasal düzen, ülkeye istikrar değil yalnızca gerilim üretir.
Adaletin yeniden güven kazanması, yargının tarafsızlığının tartışılmaması ve siyasetin yeniden milletin iradesine dönmesi için Türkiye’nin önünde tek bir yol vardır.
Milletin sandığa gitmesi.
Bugün değilse yarın, yarın değilse öbür gün bu millet yeniden sözünü söyleyecektir. Çünkü Türk milleti tarih boyunca baskıya boyun eğmek yerine iradesini ortaya koymayı seçmiştir.
Ve unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
Bir ülkede adalet zayıflarsa devlet küçülür.
Adalet güçlenirse millet büyür.




Yorumlar kapalı.