Tarih boyunca Türk milleti nice fırtınalara göğüs germiş, nice zorlukların içinden yeniden doğmuştur. Kimi zaman kılıçla, kimi zaman fikirle, kimi zaman da alın teriyle… Ancak bir gerçek her defasında karşımıza çıkmıştır: Ekonomik özgürlük olmadan, milli bağımsızlık uzun süre korunamaz.
Osmanlı’dan Alınan Dersler
Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca üç kıtaya hükmetmiş, adalet ve kudretiyle çağının en güçlü devletlerinden biri olmuştur. Fakat zaman ilerledikçe, asıl darbenin savaş meydanlarından değil, ticaret yollarından geldiği anlaşılmıştır. Avrupa’ya verilen kapitülasyonlar, başlangıçta küçük ayrıcalıklar gibi görünse de, zamanla Türk milletinin üretim gücünü kırmış, ticaret ve sanayiyi yabancıların kontrolüne bırakmıştır.
19. yüzyıla gelindiğinde ise tablo daha da ağırlaşmıştır. Osmanlı maliyesi dış borçlara mahkûm olmuş, nihayetinde Düyûn-ı Umûmiye adı altında devletin gelirleri yabancıların denetimine geçmiştir. Bu durum açıkça göstermiştir ki, ekonomik bağımsızlık kaybedildiğinde, siyasi bağımsızlık da zedelenir.
Cumhuriyet ve İktisadi Bağımsızlık
Türk milletinin en büyük direnişi olan Milli Mücadele, sadece cephelerde kazanılan bir zafer değildir. Halk, evindeki ekmeği paylaşmış, malını mülkünü vatan uğruna seferber etmiştir. İşte bu fedakârlığın ardından Mustafa Kemal Atatürk, yeni Cumhuriyet’in temeline şu gerçeği yerleştirmiştir:
“Siyasi bağımsızlığın tamamı, ekonomik bağımsızlıkla mümkündür.”
1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi, bu düşüncenin en somut adımıdır. Demiryollarının millileştirilmesi, sanayi kuruluşlarının hayata geçirilmesi, milli bankaların kurulması… Tüm bu girişimler, Türk milletinin kendi ayakları üzerinde durabilmesi için yapılmıştır. Cumhuriyet’in genç kadroları çok iyi biliyordu ki, eğer ekonomi kendi ellerimizde olmazsa, istiklâl de tehlikeye düşer.
Bugünün Gerçeği
Bugün ise dünya çok daha karmaşık bir ekonomik düzenin içinde. Enerjiden teknolojiye, gıdadan finans sektörüne kadar her alan bir mücadele sahasıdır. Türkiye’nin karşısındaki en büyük sınavlardan biri, dışa bağımlılığı azaltmak ve yüksek katma değerli üretimle küresel rekabette ayakta durabilmektir.
Ekonomik özgürlük, yalnızca refahı artırmak için değil, bağımsız karar verebilmek için gereklidir. Enerjiye, teknolojiye, hatta gıdaya bağımlı bir millet, kendi siyasetini özgürce tayin edemez.
Osmanlı’nın son yüzyılındaki çöküş, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki kalkınma hamleleri ve günümüzde yaşanan küresel rekabet bize hep aynı hakikati fısıldıyor:
“Ekonomisi güçlü olmayan bir millet, özgürlüğünü koruyamaz.”
Türk milletinin önünde bugün de aynı görev duruyor. Çalışmak, üretmek, milli kaynakları korumak ve geliştirmek… Çünkü ekonomik özgürlük yalnızca kasamızın değil, aynı zamanda bayrağımızın da güvencesidir.
Yorumlar kapalı.