Ömer Çam
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Gazze’de Türk’ün Yazdığı Tarih 26 Mart…

Gazze’de Türk’ün Yazdığı Tarih 26 Mart…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1915 yılı… Dünya, tarihin en büyük hesaplaşmalarından biri olan I. Dünya Savaşı’nın ateşiyle yanarken, Türk milleti yalnızca bir cephede değil; dört bir yanda varlık yokluk mücadelesi veriyordu. Bu mücadelenin en çetin, en onurlu ve en fazla göz ardı edilen sahnelerinden biri ise Gazze hattıydı. 26 Mart 1917’de gerçekleşen Birinci Gazze Muharebesi, aslında Türk’ün iradesinin, imanının ve karakterinin dünyaya ilan edildiği bir dönüm noktasıydı.

Gazze… Sadece bir şehir değil; Türk’ün asırlar boyunca adaletle hükmettiği, farklı milletleri aynı çatı altında huzurla yaşattığı bir medeniyetin sembolüydü. Türk idaresi demek, sadece hâkimiyet demek değildi; nizam demekti, denge demekti, adalet demekti. İşte bu yüzden Türk’ün olduğu topraklarda kargaşa değil düzen, zulüm değil hakkaniyet hâkim olmuştur.

Ama karşıda kim vardı? Sömürge düzenini dünyaya dayatan, güçle hükmetmeye alışmış Birleşik Krallık ve onun emperyalist orduları… Sayıca üstün, teknolojik olarak güçlü, ama ruhsuz bir güç. Karşısında ise imkânsızlıklar içinde ama yüreği vatan sevgisiyle dolu Türk askeri.

Bu destanın arkasında yalnızca Mehmetçik değil, onu sevk ve idare eden önemli komutanlar da vardı. Cemal Paşa, bölgedeki genel savunma düzenini kurarak cepheyi ayakta tutan isimlerden biri oldu. Onunla birlikte Friedrich Freiherr Kress von Kressenstein, askeri zekâsı ve savunma planlarıyla Gazze’de İngiliz ilerleyişini durduran kritik hamleleri gerçekleştirdi. Cephede aktif rol alan Refet Bele gibi isimler ise sahadaki direnişi güçlendirdi. Aynı dönemde Filistin-Suriye hattında görev yapan Mustafa Kemal Atatürk de bu büyük mücadelenin önemli askerî figürlerinden biri olarak tarihteki yerini aldı.

Anadolu’nun bağrından kopup gelen Mehmetçik, Gazze’de sadece bir cepheyi savunmadı. O gün Türk askeri, Türk milletinin onurunu, tarihini ve geleceğini savundu. Aç kaldı, susuz kaldı, ama diz çökmedi. Çünkü Türk askeri için geri çekilmek, sadece bir mevzi kaybı değil; bir milletin haysiyetini zedelemek demekti.

Ve işte bu irade, Birinci Gazze Muharebesi’nde kendisini gösterdi. Türk askeri, kendisinden katbekat üstün güçlere karşı durarak dünyaya şu mesajı verdi: Türk milleti yenilebilir belki, ama asla boyun eğdirilemez.

Ancak mesele sadece cephede verilen mücadele değildi. Asıl kırılma, içeride yaşandı. Yüzyıllarca Türk’ün adaleti altında huzur içinde yaşayan coğrafya, dış güçlerin kirli hesaplarının hedefi hâline geldi. Özellikle Arap İsyanı ile birlikte bu büyük birlik sarsıldı.

Burada açık konuşmak gerekir: O dönemde bazı unsurlar, Birleşik Krallık gibi emperyalist güçlerin vaatlerine kandı. Altın, makam ve bağımsızlık hayalleriyle kurulan bu oyun, aslında Türk’ün kurduğu düzeni yıkmak için hazırlanmış büyük bir tuzaktı. Kandırılanlar şunu göremedi: Türk çekildiğinde boşluk olmayacak, kaos doğacaktı.

Ve öyle de oldu.

Türk’ün çekildiği her toprak gibi, bu coğrafya da kısa sürede istikrarsızlığın, çatışmanın ve gözyaşının merkezi hâline geldi. Bugün Gazze’de yaşanan acılar, aslında dün bozulan düzenin kaçınılmaz sonucudur.

Peki bugün başka bir soru daha sormak gerekiyor: Bu zaferler, bu direnişler neden yeterince anlatılmıyor? Neden Birinci Gazze Muharebesi gibi destanlar, toplumun hafızasında hak ettiği yeri bulamıyor?

Bunun birden fazla sebebi vardır. Öncelikle tarih, çoğu zaman kazananların yazdığı bir alandır. Sömürgeci güçler, kendi başarılarını büyütürken; karşılarında direnen milletlerin hikâyelerini gölgede bırakmayı tercih etmiştir. Bu sadece askeri bir mücadele değil, aynı zamanda bir anlatı mücadelesidir.

İkinci olarak, modern dünyada kültürel ve zihinsel etki alanı da en az askeri güç kadar önemlidir. Bir milletin geçmişle olan bağı zayıflatıldığında, geleceğe dair özgüveni de zedelenir. Bu yüzden bazı tarihsel başarıların geri planda kalması, yalnızca bir ihmal değil; bazen bilinçli bir tercih olarak da karşımıza çıkabilir.

Üçüncü olarak ise, kendi içimizde yeterince sahip çıkamadığımız bir gerçeklik vardır. Çanakkale gibi büyük destanlar haklı olarak ön plandayken, Gazze gibi cepheler zamanla gölgede kalmıştır. Oysa bu da en az diğerleri kadar büyük bir direnişin, aynı ruhun ve aynı fedakârlığın ürünüdür.

Ama gerçek değişmez.

Türk milleti, tarih boyunca sadece savaşan değil; düzen kuran, denge sağlayan ve bulunduğu coğrafyaya istikrar getiren bir millet olmuştur. Gazze’de yazılan destan da bu gerçeğin sessiz ama güçlü kanıtlarından biridir.

Bugün o topraklardan yükselen her çığlık, aslında bir gerçeği hatırlatmaktadır: Geçmiş unutulursa, aynı acılar tekrar yaşanır.

İşte bu yüzden Gazze’yi hatırlamak, sadece bir zaferi anmak değildir. Gazze’yi hatırlamak; Türk’ün kim olduğunu, neyi temsil ettiğini ve tarih sahnesindeki rolünü yeniden idrak etmektir.

Değerli okuyucularım, Unutturulmak istenen her zafer, aslında hatırlandığında yeniden güç olur. Ayrıca Yüce Türk milleti, hatırladıkça daha da güçlenen bir millettir…

Gazze’de Türk’ün Yazdığı Tarih 26 Mart…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin