Türk tarihi yalnızca devletlerin kuruluş ve yıkılış hikâyelerinden ibaret değildir. Aynı zamanda bir milletin hürriyete olan bağlılığının, kimliğini ve töresini koruma iradesinin tarihidir. Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya uzanan büyük yürüyüşte Türk milleti; dilini, kültürünü ve töresini koruyarak var olmuştur. Bu büyük tarihî yürüyüşün en önemli duraklarından biri de bugün Güney Azerbaycan olarak bilinen kadim Türk yurdudur.
Yüzyıllar boyunca Türk devletlerinin en önemli merkezlerinden biri olan Azerbaycan coğrafyası, Türk tarihinin yaşayan hafızasıdır. Özellikle Tebriz, Selçuklulardan Safevilere kadar birçok Türk devletinin siyasi ve kültürel merkezi olmuştur. Bu şehir yalnızca bir yerleşim alanı değil; Türk medeniyetinin önemli merkezlerinden biridir. Türk dili, edebiyatı ve kültürü bu topraklarda yüzyıllar boyunca güçlü bir şekilde yaşamıştır.
Ancak tarih boyunca bu kadim Türk yurdu zaman zaman ağır baskı ve asimilasyon politikalarıyla da karşı karşıya kalmıştır. Özellikle İran merkezli yönetimler döneminde Güney Azerbaycan’daki Türk varlığı sistematik baskılara maruz kalmıştır. Türk dilinin kamusal alanda kullanılmasının sınırlandırılması, kültürel kimliğin bastırılması ve yerel kimliğin görmezden gelinmesi bu baskının farklı biçimleri olarak ortaya çıkmıştır.
20. yüzyılın başlarında iktidara gelen Rıza Pehlevi döneminde uygulanan katı merkezileşme politikaları, İran’daki farklı etnik ve kültürel kimlikleri baskı altına alan bir anlayışa dayanıyordu. Bu dönemde Türkçe eğitim yasaklanmış, Türk kimliği kamusal hayatta geri plana itilmiş ve Azerbaycan Türklerinin kültürel varlığı ciddi baskılarla karşılaşmıştır. Pehlevi yönetimi, İran’ı tek kimlikli bir ulus devlete dönüştürme amacıyla yürüttüğü politikalarla Güney Azerbaycan’daki Türk kimliğini zayıflatmaya çalışmıştır.
1979’da gerçekleşen İran İslam Devrimi sonrasında ise yönetim biçimi değişmiş olsa da Güney Azerbaycan’daki Türklerin temel kültürel talepleri büyük ölçüde karşılanmamıştır. Mollaların yönettiği teokratik sistem içinde Türklerin ana dilde eğitim talepleri, kültürel hakları ve kimliklerini özgürce ifade etme arzuları çoğu zaman sınırlamalarla karşılaşmıştır. Bu nedenle Güney Azerbaycan meselesi yalnızca tarihî bir mesele değil; aynı zamanda günümüzde de devam eden bir kültürel hak arayışıdır.
Türk milletinin tarihî karakteri incelendiğinde ise en belirgin özelliklerden biri bağımsızlık ve hürriyet tutkusudur. Türk töresi; adaleti, istişareyi ve millet iradesini esas alan kadim bir anlayıştır. Bu anlayış Türk tarihinin her döneminde kendini göstermiştir.
Bu ruhun modern çağdaki en güçlü örneklerinden biri ise hiç şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen Millî Mücadele’dir. Atatürk’ün “Tam bağımsızlık benim karakterimdir” sözü yalnızca bir liderin ifadesi değil, Türk milletinin tarih boyunca taşıdığı ruhun en güçlü ifadesidir.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde de Türk dünyasının geleceği üzerine düşünen önemli isimler ortaya çıkmıştır. Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa gibi İttihatçı liderler yalnızca Osmanlı Devleti’nin kaderiyle değil, Türk dünyasının geleceğiyle de yakından ilgilenmişlerdir. Özellikle Enver Paşa’nın Türkistan’da verdiği mücadele, Türk dünyasının hürriyeti uğruna gösterilen fedakârlığın sembollerinden biri hâline gelmiştir.
20. yüzyılın sonlarında ise Türk dünyasında yeni bir uyanış dalgası ortaya çıkmıştır. Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesinin en önemli sembollerinden biri olan Ebulfez Elçibey, Türk dünyasının birlik ve dayanışma fikrini güçlü bir şekilde savunmuştur. Elçibey için Azerbaycan yalnızca bir devlet değil, bölünmüş bir milletin yeniden ayağa kalkma iradesiydi.
Türkiye’de ise Türk dünyası düşüncesinin en güçlü savunucularından biri Alparslan Türkeş olmuştur. Türkeş, Türk milletinin yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşayan bir topluluk olmadığını; Adriyatik Denizi’nden Çin Seddi’ne kadar uzanan büyük bir tarihî ve kültürel dünyanın parçası olduğunu vurgulamıştır.
Bugün Güney Azerbaycan’da yaşayan milyonlarca Türk, dilini, kültürünü ve kimliğini koruma mücadelesi vermektedir. Bu mücadele yalnızca bir siyasi talep değil; aynı zamanda tarihî bir kimliğin korunmasıdır. Türk tarihi bize şunu öğretir: Hürriyet Türk milletinin en temel değerlerinden biridir.
Türk töresinden Atatürk’ün Cumhuriyetine, İttihatçıların ideallerinden Elçibey’in mücadelesine ve Türkeş’in Türk dünyası vizyonuna kadar uzanan çizgi aslında aynı tarihî ruhun farklı dönemlerdeki yansımalarıdır.
Tarih bize bir gerçeği tekrar tekrar hatırlatır: Türk milleti var oldukça hürriyet fikri de yaşayacaktır. Çünkü Türk’ün tarihinde esaret geçici, özgürlük ise daima kalıcı olmuştur. Ve bu tarihî gerçek bugün Güney Azerbaycan’ın yükselen sesinde yeniden yankılanmaktadır.












Yorumlar kapalı.