Bazı insanlar vardır, öldükleri gün değil, unuttukları gün kaybedilir. Uğur Mumcu da onlardan biridir. O, sadece bir gazeteci değildi; bu ülkenin karanlıkta kalan yüzüne ışık tutan, korkuya teslim olmayan bir aydındı. Kalemi bir silah değil, bir vicdan gibi taşıdı. Yazdıklarıyla rahatsız etti, sorgulattı, düşündürdü. Çünkü onun için gazetecilik, koltuklara yakın durmak değil, halkın yanında dimdik durmaktı.
Uğur Mumcu’nun satırlarında cesaret vardı. Dosyaların arasında kaybolmuş gerçekleri gün yüzüne çıkarırken, bedelini bildiğini de biliyordu. Ama hiçbir zaman “susmak” seçeneğini düşünmedi. Çünkü o, susmanın ihanete benzediğini bilenlerdendi. Tehditlere, yalnız bırakılmalara, karalanmalara rağmen kalemini yere düşürmedi. Her yazısında memleketin kalp atışını dinledi, her cümlesinde bu topraklara duyduğu sevgiyi sakladı.
Onu aramızdan alanlar aslında bir bedeni susturdu, ama bir fikri susturamadı. Bugün hâlâ Uğur Mumcu’yu okurken içimizde bir sızı oluşuyorsa, bu onun ne kadar doğru yerde durduğunun kanıtıdır. Çünkü gerçek her zaman rahatsız eder. Çünkü doğrular, çıkar düzenlerini bozar. Çünkü aydınlık, karanlığa hiçbir zaman konfor sağlamaz.
Uğur Mumcu, “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” derken bize yalnızca bir cümle bırakmadı; bir yaşam biçimi bıraktı. Düşünmeyi, araştırmayı, sorgulamayı, ezbere teslim olmamayı öğretti. Bugün sosyal medyanın gürültüsünde, yalanın hızla yayıldığı bir çağda onun mirası daha da kıymetli. Çünkü Mumcu, önce aklı, sonra vicdanı, sonra cesareti koyardı ortaya.
Biz bugün onu anarken sadece geçmişi hatırlamıyoruz; geleceğe söz veriyoruz aslında. Şunu haykırıyoruz: Emperyalizm bir gün bizim kalemimizi kıracak dahi olsa, doğruları yazmaktan asla geri durmayacağız. Çünkü kalem kırılabilir ama düşünce kırılamaz. Çünkü baskı olabilir ama vicdan susturulamaz. Çünkü Uğur Mumcu’nun bize bıraktığı miras, korkusuzca gerçeğin yanında durmaktır.
Uğur Mumcu, bu ülkenin aydın yüzünü temsil ediyordu. O, çıkarın değil halkın, sessizliğin değil sözün, karanlığın değil ışığın tarafındaydı. Onu anmak; yalnızca bir ismi saygıyla dile getirmek değil, onun yürüdüğü yolu devam ettirmektir. Kalemimizi eğmeden, gerçeği süslemeden, korkuya teslim olmadan yazabilmektir.
Bugün her satırda, her soruda, her itirazda Uğur Mumcu’nun sesi yankılanıyor. Çünkü bazı insanlar toprağa değil, bilince gömülür. Ve bilinç, asla ölmez. Uğur Mumcu, bu ülkenin hafızasında, vicdanında ve umutlarında yaşamaya devam ediyor. Biz yazdıkça, sordukça, direndikçe o da yaşamaya devam edecek.










Yorumlar kapalı.