Ömer Çam

Korkma!

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir milletin istiklal beyannamesi tek kelimeyle başlıyorsa, orada sıradan bir şiir değil; asırlık bir karakter konuşuyordur. “Korkma” diyen ses, yalnızca cephedeki askere değil, yüzyıllar sonrasının evlatlarına da hitap ediyordu. O sesi kaleme alan Mehmet Akif Ersoy, milletin ruh kökünü çok iyi biliyordu: Bu topraklarda korku barınmaz, tehdit tutunamaz, dayatma kök salamaz.

Bugün dünya yeniden sert bir rüzgârın içinde. Küresel hesaplar, bölgesel senaryolar, masa başında çizilen haritalar… Güç merkezleri kendi çıkarlarını korumak için ittifaklar kuruyor, krizler üretiyor, vekâlet savaşları yürütüyor. Kimi zaman diplomasi diliyle, kimi zaman ekonomik baskılarla, kimi zaman da medya üzerinden algı operasyonlarıyla yön vermeye çalışıyorlar. Bu tabloda Türkiye’nin adının sık geçmesi tesadüf değil; çünkü Türkiye yalnızca bir ülke değil, jeopolitik bir düğüm, tarihî bir hafıza ve güçlü bir iddiadır.

İsrail’in bölgesel politikaları ve Amerika’nın küresel stratejik hamleleri elbette kendi çıkar eksenlerinde şekilleniyor. Bu gerçeği görmek için komplo teorilerine ihtiyaç yok; uluslararası ilişkiler zaten çıkar dengeleri üzerine kuruludur. Ancak asıl mesele şu: Türk milleti bu hesaplardan korkar mı? Baskıyla hizaya gelir mi? Tehdit diliyle yön değiştirir mi?

Tarih bunun cevabını defalarca verdi.

Çanakkale’de dünyanın en güçlü donanmalarına karşı direnen irade, Kurtuluş Savaşı’nda yokluk içinde ayağa kalkan kararlılık, darbelerle, ambargolarla, ekonomik krizlerle sınanan ama her defasında sandıkta ve meydanda iradesini ortaya koyan bir toplum… Bu millet korkuyu tanımadı değil; fakat korkuya teslim olmayı hiç öğrenmedi.

“Korkma” emri, pasif bir teselli cümlesi değildir. Bu bir bilinçtir. Kendi gücünü bilme, kendi ayakları üzerinde durma, kendi kaderine sahip çıkma bilincidir. Eğer bir ülke savunma sanayisini geliştiriyorsa, enerji bağımsızlığı için adımlar atıyorsa, diplomatik ilişkilerini çeşitlendiriyorsa; bu meydan okuma değil, egemenlik refleksidir. Ve egemenlik, modern dünyada en kıymetli hazinedir.

Elbette Türkiye’nin de hataları olur, eksikleri olur, tartışmaları olur. Demokrasi zaten bu tartışmalarla güçlenir. Ancak iç siyasi rekabet başka şeydir, dış baskı karşısında milli duruş başka şey. Tarih boyunca bu millet, kendi içinde ne kadar sert tartışırsa tartışsın, söz konusu bağımsızlık olduğunda tek yürek olmayı bilmiştir.

Bugün yapılması gereken şey hamaset değil; özgüvendir. Bağırıp çağırmak değil; akıllı, stratejik ve soğukkanlı bir duruştur. Güçlü devlet, duygusal tepkilerle değil; planla, sabırla ve birlikle hareket eder. Türk milleti korkmadığını en çok sakin kalarak gösterir.

“Korkma” diye başlayan o marş, bir meydan okuma değil; bir karakter tahlilidir. Bu milletin kodlarını anlatır. İnancını, direncini ve bağımsızlık sevdasını anlatır. Haritalar değişir, ittifaklar dağılır, güç dengeleri yer değiştirir. Ama bir millet kendi öz güvenini kaybetmezse ayakta kalır.

Türk milleti korkmaz; çünkü tarihine bakar.

Korkmaz; çünkü bedel ödemiştir.

Korkmaz; çünkü bağımsızlığın ne demek olduğunu bilir.

Ve en önemlisi, korkmaz; çünkü istiklal onun karakteridir.

Korkma!
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin