Ömer Çam
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Reformun Sürekliliği ve Laikliğin Gerçek Anlamı..

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Reformun Sürekliliği ve Laikliğin Gerçek Anlamı..

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Tarih çoğu zaman siyah–beyaz anlatılır; oysa hakikat, gri tonların içinden konuşur. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan modernleşme süreci de böyledir. Bugün alfabe meselesi, laiklik tartışmaları ve Atatürk’ün şahsiyeti üzerine yürütülen polemikler çoğu zaman tarihsel süreklilik göz ardı edilerek yapılır. Oysa arşivler, meclis zabıtları, dönemin aydınlarının yazıları ve devlet raporları bize başka bir tablo gösterir: Cumhuriyet inkılaplarının önemli bir kısmı Osmanlı’nın son yüzyılında planlanmış, tartışılmış, hatta kısmen denenmiş; fakat siyasi, askeri ve toplumsal şartlar nedeniyle tamamlanamamıştır.

Alfabe meselesi bunun en somut örneklerinden biridir. Osmanlı Devleti’nde Arap harflerinin Türkçenin fonetik yapısına uygun olmadığı tartışması özellikle 19. yüzyılda belirginleşmiştir. Daha Tanzimat döneminde okuryazarlık oranının düşüklüğü üzerine hazırlanan raporlarda yazının öğrenme güçlüğü bir mesele olarak kayda geçmiştir. Münif Paşa, 1860’larda Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’de yaptığı konuşmalarda harflerin ıslahı gerektiğini açıkça dile getirmiştir. 1862’de Encümen-i Daniş çevresinde yapılan tartışmalarda “hurufatın ıslahı” başlığı gündeme gelmiştir. Azerbaycanlı aydın Mirza Fethali Ahundzade, 1860’lardan itibaren Latin esaslı bir alfabe önerisini İstanbul’a iletmiş, bu konuda layihalar hazırlamıştır. II. Abdülhamid döneminde Maarif Nezareti bünyesinde yazının sadeleştirilmesi ve harekeli yazımın yaygınlaştırılması için komisyonlar kurulmuştur. 1911’de Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki kongresinde harf meselesi yeniden gündeme gelmiş; Enver Paşa’nın Birinci Dünya Savaşı sırasında ordu yazışmalarında denediği “Enveriye yazısı” harfleri ayrı yazmaya dayalı bir kolaylaştırma girişimi olmuştur. 1917’de çıkarılan Islah-ı Huruf Komisyonu çalışmaları da arşiv belgelerinde yer almaktadır. Bütün bunlar, alfabe konusunun Cumhuriyet’le birlikte ortaya çıkmadığını; Osmanlı’nın son döneminde devlet ricali ve aydınlar tarafından ciddi şekilde tartışıldığını gösterir.

Cumhuriyet döneminde 1928 Harf İnkılâbı’nın gerçekleştirilmesi ise bu uzun tartışmanın kararlı bir siyasi iradeyle sonuçlandırılmasıdır. 1927 nüfus sayımında okuryazarlık oranının yaklaşık yüzde 10 civarında olması, reformun toplumsal gerekçesini açıkça ortaya koyar. TBMM zabıt ceridelerinde yapılan görüşmelerde temel vurgu, eğitimin yaygınlaştırılması ve halkın devlete daha doğrudan erişiminin sağlanmasıdır. Yani mesele yalnızca kültürel bir kopuş değil, idari ve toplumsal bir dönüşüm projesidir. Osmanlı’da planlanan ama siyasi istikrarsızlık, savaşlar ve merkezî otorite sorunları nedeniyle hayata geçirilemeyen bir adım, Cumhuriyet’te uygulanabilir hâle gelmiştir.

Benzer bir süreklilik laiklik meselesinde de görülür. Osmanlı Devleti’nde Tanzimat Fermanı (1839) ve Islahat Fermanı (1856), din farkı gözetmeksizin tebaa arasında hukuki eşitlik prensibini ilan etmiştir. 1876 Kanun-i Esasi’de padişahın halifelik sıfatı korunmakla birlikte meclisli bir sistem öngörülmüş; şer’i ve nizami mahkemeler yan yana var olmuştur. Bu ikili yapı, dinî hukuk ile pozitif hukuk arasında bir denge arayışının göstergesidir. II. Meşrutiyet döneminde anayasal düzenin güçlendirilmesi, siyasi partilerin kurulması ve meclis faaliyetlerinin genişlemesi; devlet işlerinin rasyonelleştirilmesi yönünde önemli adımlardır. Cumhuriyet’in laiklik anlayışı bu tarihsel zeminde şekillenmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsiyeti üzerinden yürütülen “dinsizlik” iddiaları ise tarihî belgelerle örtüşmez. Atatürk’ün kendi el yazısıyla kaleme aldığı notlar, Nutuk’taki ifadeleri ve Meclis konuşmaları incelendiğinde dinin toplum hayatındaki yerini inkâr etmediği; aksine dinin istismar edilmesine karşı çıktığı görülür. 1923 Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde verdiği hutbede İslam’ın akla ve bilime verdiği önemi vurgulamış, dinin hurafelerden arındırılması gerektiğini söylemiştir. Diyanet İşleri Reisliği 1924’te bizzat devlet eliyle kurulmuş; Kur’an-ı Kerim’in Türkçe tefsir ve meal çalışmaları için Elmalılı Hamdi Yazır görevlendirilmiştir. Buhari ve Müslim tercümeleri için bütçe ayrılmıştır. Eğer amaç dini ortadan kaldırmak olsaydı, böyle kurumsal ve ilmî yatırımların yapılması izaha muhtaç olurdu.

Laiklik ilkesi 1937’de Anayasa’ya girmiştir; ancak uygulama daha erken başlamıştır. Buradaki laiklik modeli, Fransız tipi katı bir din karşıtlığı değil; devletin din karşısında tarafsızlığı ve hukukun kaynağının beşerî irade olması ilkesidir. Laik düzen, bireyin inancını özgürce yaşayabilmesini güvence altına alır. Osmanlı’daki millet sistemi farklı dinlere yaşama alanı tanımıştı; Cumhuriyet laikliği ise bu çoğulculuğu vatandaşlık temelinde eşitlemiştir. Hukuk önünde herkesin eşitliği, inancın kamusal baskı aracı hâline gelmemesi ve devlet yönetiminin dinî otoriteye dayanmaması, bireyi hem devletin hem de dinî yorum tekellerinin baskısından korur.

Atatürk’ün özel hayatına dair tanıklıklar da onun dine düşman bir profil çizmediğini gösterir. Manevî kızı Afet İnan’ın hatıralarında, Atatürk’ün Kur’an’ın anlamının bilinmesini önemsediği aktarılır. Yakın çevresindeki isimlerin anıları, onun dinî bayramlara saygılı tutumunu ve İslam tarihine dair entelektüel ilgisini kaydeder. Eleştirdiği şey, dinin siyasî araç hâline getirilmesidir. Nitekim Nutuk’ta dinî duyguların siyasî çıkar için kullanılmasının millete zarar verdiğini açıkça ifade eder.

Cumhuriyet reformlarını Osmanlı’dan bütünüyle kopuk görmek de, Osmanlı’yı tamamen durağan saymak da tarihsel gerçekliğe uymaz. Tanzimat’tan Meşrutiyet’e uzanan çizgi, eğitim reformlarından hukuk düzenlemelerine kadar geniş bir modernleşme arayışıdır. Cumhuriyet, bu arayışı radikal ve merkezi bir programla tamamlamıştır. Alfabe değişimi, medeni kanun, eğitim birliği gibi adımlar; imparatorluğun son yüzyılında filizlenen fikirlerin yeni bir siyasal rejimde kararlılıkla uygulanmasıdır.

Laik devlet düzeni dinsizlik anlamına gelmez; din ve devlet işlerinin ayrılması, inancın vicdan alanında korunması demektir. Bu modelde devlet bir inancın temsilcisi değil, bütün inançların güvencesidir. Osmanlı’nın çok dinli yapısında başlayan eşitlik arayışı, Cumhuriyet’te vatandaşlık temelinde yeniden tanımlanmıştır. Atatürk’ün hedefi, dini yok etmek değil; onu siyasetin aracı olmaktan kurtarmaktı. Bu yaklaşım, inananı da inanmayanı da koruyan bir çerçeve sunar.

Tarih belgeleriyle okunduğunda görünen şudur: Cumhuriyet inkılapları bir kopuş kadar bir devamlılıktır da. Osmanlı’nın son döneminde düşünülen, tasarlanan fakat savaşların, siyasi krizlerin ve imparatorluğun çözülüş sürecinin gölgesinde uygulanamayan birçok reform; yeni devletin istikrarlı yapısı içinde hayata geçirilmiştir. Atatürk ise bu sürecin lideri olarak dini kamusal istismardan arındırmayı hedeflemiş, laikliği toplumsal barışın ve hukuki eşitliğin temeli olarak görmüştür.

Bugün yapılması gereken, geçmişi ideolojik kampların malzemesi hâline getirmek değil; tarihsel sürekliliği soğukkanlılıkla okuyabilmektir. Osmanlı’nın modernleşme arayışını inkâr etmek de, Cumhuriyet’in cesur adımlarını küçümsemek de hakikati eksiltir. Alfabe reformu, hukuk düzenlemeleri ve laiklik ilkesi; bir milletin ayakta kalma, çağın gerisinde kalmama ve bireyini özgürleştirme çabasının ürünüdür. Laiklik, inancı bastırmak değil; inancı devlet gücünün gölgesinden kurtarmaktır. Atatürk’ü anlamak ise onu ya kutsallaştırarak ya da şeytanlaştırarak değil; kendi sözleri, dönemin şartları ve arşiv belgeleri ışığında değerlendirmekle mümkündür.

Son kertede mesele şudur: Bir millet, geçmişiyle kavga ederek değil; onu doğru anlayarak güçlenir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan reform çizgisi, bu toprakların değişime kapalı olmadığını; aksine tarih boyunca yenilenme arayışı içinde olduğunu gösterir. Bu gerçeği kabul etmek, ne imparatorluğu inkâr etmektir ne de Cumhuriyet’i yüceltme yarışı yapmak. Bu, sadece tarihe hakkını teslim etmektir.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Reformun Sürekliliği ve Laikliğin Gerçek Anlamı..
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin