Bazı isimler vardır, söylendiği anda insanın içine sıcak bir şey düşer. Barış Manço da öyle bir isim. Onu andığımızda sadece bir sanatçıyı değil, çocukluğumuzu, temiz duygularımızı, kaybetmeden önceki hâlimizi hatırlarız. Çünkü Barış Manço, bu topraklarda sadece şarkı söylemedi; kalplere dokundu, ruhlara ses verdi, büyürken elimizden tuttu.
Onun sesi radyodan yükseldiğinde evin havası değişirdi. Sanki biri kapıyı açar, içeri tanıdık bir abi girerdi. “Dağlar Dağlar” çaldığında ayrılığı değil, sabretmeyi öğrenirdik. “Gülpembe”de bir ninenin değil, herkesin geçmişi ağlardı. “Arkadaşım Eşek”te gülümserken bile içimiz biraz burkulurdu, çünkü masumiyet dediğimiz şey tam da oradaydı.
Barış Manço’nun şarkıları nota değildi sadece; hatıraydı. Annemizin mutfakta mırıldandığı, babamızın direksiyon başında sustuğu, bizim odada hayallere daldığımız anların fonuydu. Her evde bir Barış Manço izi vardır. Her neslin kalbinde küçük bir köşesi.
Onu büyük yapan saçları, yüzükleri ya da sahnesi değildi. Onu büyük yapan, kalbinin sesiyle konuşmasıydı. Kibir bilmezdi. Yukarıdan bakmazdı. Şöhreti omzunda taşımaz, kalbinde saklardı. Ekranda çocuklara bakarken gözleri gülerdi; gerçekten severdi onları. “7’den 77’ye” bir program değil, bir merhamet okuluydu.
Dünyayı gezdi ama yüreğini kaybetmedi. Başka ülkelerde alkışlandı ama Anadolu’dan kopmadı. Çünkü onun pusulası para değil, insanlıktı. Nerede olursa olsun, içinde hep mahalle sıcaklığı vardı. Biz onu bu yüzden “sanatçı” diye değil, “Barış Abi” diye andık.
Bugün dönüp baktığımızda, eksikliğini daha çok hissediyoruz. Çünkü artık ses var ama kalp az. Şarkılar var ama hikâye yok. Görüntü var ama samimiyet kaybolmuş. Barış Manço’nun yokluğu, bir sanatçının değil, bir insanlığın boşluğudur aslında.
Onu özlemek, biraz da kendimizi özlemektir. Daha temiz olduğumuz günleri, daha kolay güldüğümüz zamanları, bir şarkıyla bile umut bulabildiğimiz yılları… Barış Manço bize şunu öğretmişti: İnsan büyürken kalbini küçültmemeli.
Bir çocuk bugün “Arkadaşım Eşek”i söylüyorsa, bir anne “Gülpembe”de sessizce ağlıyorsa, bir baba “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”da adaleti hatırlıyorsa, Barış Manço hâlâ buradadır. Çünkü bazı insanlar ölmez; içimize karışır.
Ben kendi adıma şunu biliyorum: Bu ülke Barış Manço’yu kaybetmedi, ona emanet oldu. Onun bıraktığı sevgi, saygı ve vicdan mirasını taşımak bizim görevimiz.
Ruhun şad olsun Barış Abi.
Biz büyüdük, yorulduk, değiştik…
Ama senin sesin, kalbimizde hep aynı sıcaklıkta kaldı.










Yorumlar kapalı.