Her yıl 8 Mart geldiğinde dünyanın dört bir yanında kadın emeği, kadın mücadelesi ve eşitlik arayışı konuşulur. Fabrikalarda çalışan işçi kadınlardan tarlada emek veren köylü kadınlara, bilim dünyasında çalışan akademisyenlerden evinin yükünü omuzlayan annelere kadar kadın emeği hayatın her alanında varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir kutlama günü değildir; aynı zamanda emek, hak ve onur mücadelesinin sembolüdür.
Fakat 8 Mart’ın anlamını Türkiye açısından değerlendirdiğimizde karşımıza çok daha derin ve tarihi bir tablo çıkar. Çünkü Türk kadınının hikâyesi yalnızca hak arama mücadelesi değil, aynı zamanda bir milletin varoluş mücadelesinin de hikâyesidir.
Türk tarihinde kadın hiçbir zaman toplumun dışında bırakılmış bir figür olmamıştır. Orta Asya’daki Türk devletlerinde hatunlar devlet yönetiminde söz sahibiydi. Kağanlar önemli kararları alırken hatunların görüşlerini dikkate alırdı. Devlet fermanlarında kağanın adıyla birlikte hatunun adı da yer alırdı. Bu durum Türk toplumunda kadının tarih boyunca saygın bir konumda olduğunu gösterir.
Ancak modern anlamda kadın haklarının hukuki temele kavuşması Türkiye’de Cumhuriyet ile birlikte gerçekleşmiştir. Cumhuriyet devrimlerinin mimarı olan Mustafa Kemal Atatürk, Türk toplumunun çağdaşlaşmasının ancak kadınların toplum hayatına eşit şekilde katılmasıyla mümkün olacağını açıkça ifade etmiştir.
Atatürk’e göre bir milletin yarısı zincire vurulmuşsa o milletin ilerlemesi mümkün değildir. Bu nedenle Cumhuriyet yalnızca bir yönetim değişikliği değil, aynı zamanda büyük bir toplumsal dönüşüm projesidir.
Bu dönüşümün temel taşı ise Türk kadını olmuştur.
Kurtuluş Savaşı yılları Türk kadınının vatan mücadelesindeki yerini en açık şekilde ortaya koyan dönemdir. Anadolu’nun dört bir yanında erkekler cephede savaşırken kadınlar hem üretimi sürdürmüş hem de cepheye destek vermiştir. Kağnılarla cephane taşıyan, yaralı askerleri tedavi eden, cephe gerisinde ordunun lojistiğini sağlayan binlerce kadın bu mücadelenin görünmeyen kahramanı olmuştur.
Şerife Bacı, Kastamonu’dan cepheye mühimmat taşırken dondurucu soğukta hayatını kaybetmiş ancak taşıdığı cephaneyi korumayı başarmıştır. Onun fedakârlığı Türk kadınının vatan sevgisinin en güçlü sembollerinden biri olmuştur.
Kara Fatma olarak bilinen Fatma Seher Erden ise bizzat cephede savaşmış ve bir milis birliğini yönetmiştir. Bir kadın olarak yalnızca destek görevinde değil, doğrudan savaşın içinde yer almış ve Türk direnişinin sembollerinden biri haline gelmiştir.
Halide Edib Adıvar ise meydanlarda yaptığı konuşmalarla halkı direnişe çağırmış, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan bağımsızlık mücadelesinin fikir önderlerinden biri olmuştur.
Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk, Türk kadınının toplumun her alanında aktif rol almasını sağlayacak reformları hayata geçirmiştir. Bu reformlar yalnızca Türkiye için değil, dünya tarihi açısından da dikkat çekici niteliktedir.
1930 yılında Türk kadınına belediye seçimlerinde seçme hakkı verilmiştir.
1933 yılında muhtarlık seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.
1934 yılında ise yapılan anayasa değişikliği ile Türk kadını milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştur.
Bu gelişme birçok Avrupa ülkesinden daha erken gerçekleşmiştir. Fransa’da kadınlar bu hakkı 1944 yılında, İtalya’da 1946 yılında, İsviçre’de ise 1971 yılında elde edebilmiştir. Türkiye’nin bu konuda attığı adım Cumhuriyet devrimlerinin ne kadar ileri görüşlü olduğunu açıkça göstermektedir.
Nitekim 1935 yılında yapılan seçimlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 18 kadın milletvekili girmiştir. Bu durum genç Cumhuriyetin kadınlara verdiği değerin somut bir göstergesi olmuştur.
Cumhuriyet yalnızca siyasi haklar vermekle kalmamış, kadınların eğitim ve meslek hayatına katılmasının da önünü açmıştır. Bunun en sembolik örneklerinden biri Sabiha Gökçen’dir.
Sabiha Gökçen dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri olarak tarihe geçmiştir. Türk havacılık tarihinin öncülerinden biri olan Gökçen, yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada kadınların gökyüzündeki cesaretinin sembolü olmuştur.
Cumhuriyetin yetiştirdiği kadınlar bilimde, sanatta, akademide ve siyasette önemli başarılara imza atmıştır. Öğretmenler, doktorlar, mühendisler ve akademisyenler Türkiye’nin modernleşme sürecinde aktif rol oynamıştır.
Bu nedenle 8 Mart’ı Türkiye’de değerlendirirken Türk kadınının tarihsel yürüyüşünü hatırlamak gerekir. Türk kadını yalnızca hak talep eden bir toplumsal aktör değil, aynı zamanda devlet kuran, vatan savunan ve toplum inşa eden bir iradenin temsilcisidir.
Türk kadını Kurtuluş Savaşı’nda cephe gerisinde ordunun yükünü taşımış, Cumhuriyet döneminde ise modern Türkiye’nin kurulmasına katkı sağlamıştır.
Atatürk’ün açtığı yolda Türk kadını yalnızca geçmişin kahramanı değildir; aynı zamanda geleceğin de kurucusudur.
Bu nedenle 8 Mart’ın Türkiye’deki anlamı yalnızca bir anma günü değildir. Bu tarih aynı zamanda Türk kadınının fedakârlığını, cesaretini ve Cumhuriyet ile kazandığı onuru hatırlama günüdür.
Türk kadını güçlü oldukça Cumhuriyet güçlü olacaktır.
Cumhuriyet güçlü oldukça Türk milleti de geleceğe daha güvenle yürüyecektir.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.
Türk kadınının emeği, cesareti ve vatan sevgisi milletimizin yolunu aydınlatmaya devam edecektir.












Yorumlar kapalı.