6 Şubat 2023 sabahı, henüz gün doğmamışken Türkiye’nin saati kırıldı. Uyuyan bir ülke, bir anda yerin öfkesine uyandı. Saatler 04.17’yi gösterdiğinde sadece binalar değil, hayatlar, hayaller, yılların emeği, fotoğraf albümleri, çocuk kahkahaları, mutfak kokuları, “yarın yaparız” dediğimiz her şey yerle bir oldu. Kahramanmaraş merkezli iki büyük deprem, 11 ili birden karanlığa gömdü. Hatay’dan Adıyaman’a, Gaziantep’ten Osmaniye’ye, Şanlıurfa’dan Diyarbakır’a, Kilis’ten Elazığ’a, Adana’dan Malatya’ya kadar koskoca bir coğrafya aynı anda acının adresi oldu.
Deprem sadece binaları yıkmadı; insanın insana güvenini, devletin vatandaşa yetişme hızını, sistemlerin ne kadar sağlam olduğunu da sınadı. İlk saatlerde herkesin dili aynıydı: “Ses var mı?” Enkazın başında nefesini tutmuş insanlar, elleriyle taşları kaldırmaya çalıştı. Kimi bir anneye, kimi bir çocuğa, kimi bir komşuya ulaşmaya çalışıyordu. Telefonlar sustu, şehirler karardı, yollar yarıldı. Soğuk, umutla yarıştı. Zaman ilerledikçe umut, yerini çaresizliğe bırakırken, bir mucize beklemek bile insanı ayakta tutan son dal oldu.
Malatya… Benim yaşadığım şehir. O sabah Malatya’da sadece binalar değil, hafızamız çöktü. Battalgazi’de, Yeşilyurt’ta, Çavuşoğlu’nda, Tecde’de, İkizce’de sokaklar tanınmaz hale geldi. İnsanlar pijamalarıyla, ayakkabısız, montsuz sokağa fırladı. Kimse nereye gideceğini bilmiyordu çünkü gidecek yer kalmamıştı. Ev dediğimiz şey bir anda tehlikeye dönmüştü. Bir gece önce çay içilen salonlar, birkaç saniye sonra mezara dönüşmüştü. Malatya’nın ayazı zaten serttir ama o gün soğuk sadece havada değil, insanların içine çökmüştü.
En ağır olan şey, sessizlikti. Enkazdan gelen o incecik sesleri dinlerken kalbinin gürültüsünü bastırmaya çalışırsın. “Buradayım” diyen bir nefes, koskoca bir orduya bedel olur. Malatya’da insanlar kendi imkanlarıyla kazma kürek buldu, elleri kanaya kanaya kazdı. Çünkü beklemek ölüm demekti. Her kurtarılan can bir bayramdı, her ulaşılamayan beden ömür boyu taşınacak bir yara.
11 il aynı acıyı yaşadı ama her şehir onu kendi rengiyle taşıdı. Hatay’da tarih enkazın altına girdi, Adıyaman’da aileler yok oldu, Kahramanmaraş’ta sokaklar suskunluğa gömüldü. Gaziantep sanayisiyle, Urfa kalabalığıyla, Diyarbakır kadim taşlarıyla sarsıldı. Bu deprem bir bölgeyi değil, bir milleti çökertecek kadar büyüktü. Haritalar değişmedi belki ama insanların iç coğrafyası paramparça oldu.
Sonra yardımlar geldi, konteynerler kuruldu, çadır kentler oluştu. Ama hiçbir konteyner bir evin yerini tutmuyor. Hiçbir çadır, bir annenin mutfağındaki tencerenin sesi değil. İnsanlar hayatta kaldı ama hayat aynı kalmadı. Çocuklar artık yüksek sesle gülmeden önce etrafına bakıyor. İnsanlar gece yatarken kapıya yakın uyuyor. En küçük sarsıntı, kalbi yerinden fırlatıyor.
6 Şubat bize şunu öğretti: Deprem doğal olabilir ama felaket ihmalden doğar. Sağlam yapılmayan her bina, görmezden gelinen her denetim, “bir şey olmaz” denilen her karar, aslında bir gün mezara dönüşüyor. O gün Malatya’da, Hatay’da, Maraş’ta sadece betonlar değil, sorumsuzluklar da çöktü.
Ama bir başka şey daha gördük: İnsanlık. Tanımadığı şehir için ağlayanları, hiç görmediği çocuk için mont gönderenleri, cebindeki son parayı bağışlayanları, günlerce uyumadan enkaz başında bekleyenleri gördük. Türkiye, acının içinde birbirine sarıldı. Bu ülkenin en sağlam binası yine vicdanı oldu.
6 Şubat, takvimde bir gün değil artık. Bir kırılma. Her yıl geldiğinde sadece saatlere bakmayacağız, kaybettiklerimize bakacağız. Malatya’da her sokakta bir hatıra, her binada yarım kalmış bir hayat var. Biz burada yaşıyoruz ama eskisi gibi değil. Çünkü bazı sabahlar bir daha hiç tam aydınlanmıyor.
Deprem bitti deniyor ama aslında bitmedi. Enkaz kalktı belki ama insanların içindeki moloz hâlâ duruyor. 6 Şubat bize şunu fısıldadı: Unutursan, tekrar yaşarsın. O yüzden bu acı yazılmalı, konuşulmalı, hatırlanmalı. Malatya’dan Hatay’a kadar her kaybın adı, bu ülkenin vicdanına kazınmalı.
Çünkü biz, 6 Şubat’ta sadece şehirleri değil, bir parçamızı toprağa verdik. Ve bazı acılar, zamanla geçmez… Zamanla bizimle yaşamayı öğrenir.










Yorumlar kapalı.