Tarih boyunca bazı milletler yalnızca kendi kaderlerini değil, çağların ve kıtaların kaderini de belirlemiştir. Türkler de bu milletlerin başında gelir. Orhun Yazıtları’nda dile gelen “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, Türk milleti, senin ilini ve töreni kim bozabilir?” sözü, yalnızca bir vecize değil; bir milletin devlet aklının ve hükmetme bilincinin yüzyıllara yayılan ifadesidir. Bugün “Türkler dünyaya nasıl hükmeder?” sorusunu sormak, yalnızca kılıçla ve fetihle ilgili değildir. Asıl mesele, medeniyet kurucu misyonu yeniden hatırlamak ve çağın ruhunu kavramaktır. Çünkü dünyaya hükmetmek, top ve tüfekle değil; bilimle, ahlakla, kültürle ve adaletle mümkündür.
Türkler, Hunlardan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlı’ya uzanan bin yıllar boyunca yalnızca savaşan değil, devlet kuran, düzen tesis eden, yol ve köprü inşa eden bir millet olmuştur. Her büyük Türk devletinin temelinde “nizam-ı âlem” fikri, yani dünyada düzen kurma ideali vardır. Bu nedenle Türklerin kudreti yalnızca askeri güçten değil, adaletten ve insanı yaşatma ülküsünden beslenmiştir. Ancak günümüzde artık toprak genişletmekten ziyade bilgiye hükmedenler, teknolojiye yön verenler, kültürü ihraç edenler dünyayı yönlendirmektedir. Eğer Türk milleti yeniden yükseliş yoluna girecekse, bu yapay zekâdan uzay çalışmalarına, enerjiden stratejik üretime kadar çağın merkezinde duran alanlarda olacaktır.
Bu idealin gerçekleşmesi için en önemli şartlardan biri de birlik ruhunun diriltilmesidir. Türklerin tarih boyunca en büyük gücü, ortak kimlik ve dayanışma olmuştur. Bugün bu ruhun adı Türk dünyası birliğidir. İstanbul’dan Bakü’ye, Astana’dan Taşkent’e, Urumçi’den Budapeşte’ye uzanan geniş coğrafya aynı kültürün damarlarını taşır. Eğer bu damarlar birleşirse, yalnızca ekonomik değil, stratejik ve kültürel bakımdan da dünyaya yön verecek bir güç doğacaktır. Türk’ün Türk’e güvenmesi, hükmetme idealinin ilk basamağıdır.
Tarihten bugüne Türklerin en önemli özelliği zalim imparatorluklar kurmamış olmasıdır. Osmanlı’nın Balkanlar’da dört yüz yıl boyunca anıldığı şey zulüm değil, düzen ve hoşgörüdür. Bugün de dünyaya hükmetmek, tahakkümle değil; adaletle, çıkar hesaplarıyla değil; hak ve hukuk düzeniyle mümkündür. İnsanlığın kaos içinde olduğu bir çağda Türklerin adalet temelli bir liderlik sunması yalnızca kendi milleti için değil, tüm insanlık için de kurtuluş olacaktır.
Bunun yanı sıra gerçek hüküm, gönüllere nüfuz etmekle olur. Türklerin musikisi, edebiyatı, destanları, kahramanlık hikâyeleri, yemekleri yalnızca folklor değildir; bir yumuşak güç unsurudur. Hollywood Amerikan hegemonyasının, K-pop Kore yükselişinin kültürel ayağıdır. Türk milleti de Yunus Emre’nin diliyle, Dede Korkut’un hikâyeleriyle, Mehmet Akif’in inancı ve Atatürk’ün vizyonuyla dünyaya yeniden seslenebilir.
Sonuç olarak “dünyaya hükmetmek” yalnızca güç göstermek değildir; yol göstermektir. Türklerin tarih boyunca üstlendiği misyon da budur: İnsanlığa düzen kurmak, adalet dağıtmak, umutsuzluğa kapılanlara yol açmak. Ne geçmişte takılıp kalarak ne de günübirlik kavgalarla bu hedeften sapılabilir. Gelecek, bilimi, adaleti, kültürü ve birlik ruhunu elinde tutanların olacaktır. Ve işte o gün geldiğinde, Türk’ün hükmü yalnızca topraklarda değil, gönüllerde yankılanacaktır.
Yorumlar kapalı.