Bayram sabahları…
Çocukluğumuzun en berrak hatıralarıdır aslında. Ütülü kıyafetler, telaşlı hazırlıklar, mutfaktan yükselen o tanıdık koku… Ve kapıdan içeri giren büyüklerin sesiyle tamamlanan bir bütünlük.
Ama insan büyüdükçe şunu anlıyor: Bayram, herkes için aynı değil.
Çünkü bazı sofralarda tabaklar tamdır ama insanlar eksiktir. Bazı evlerde şeker vardır ama tat yoktur. Ve bazı kalpler vardır ki, bayram geldiğinde sevinmek yerine daha derinden sızlar. Annesini kaybetmiş bir evladı düşünün…
Bayram sabahı uyanıyor ama mutfaktan gelen o ses yok. “Üşütme, sıkı giyin” diyen o tanıdık cümle yok.
Bir eksiklik değil bu, bir boşluk… Ve o boşluk, bayramlarda daha da büyür. Babasız geçen bayramlar da vardır. Kapı çalınır ama o kapıyı eskisi gibi açan yoktur.
Bir evin direği eksildiğinde, bayramın neşesi de ayakta kalamaz zaten. Ama asıl mesele burada da bitmez. Bu ülkenin bir de şehit evleri vardır. Orada bayram, biraz daha ağır yaşanır. Çünkü o evde eksik olan sadece bir evlat değildir; bir umut, bir gelecek, bir hayattır. Biz bayram ziyaretlerine giderken, Bir şehit annesi evladının mezarına gider. Biz çocuklara harçlık verirken, Bir şehit çocuğu babasının yokluğuyla büyür.
Ve en acı olanı şudur: Bizim “huzur” dediğimiz şey, onların “bedel”idir. İşte tam da bu yüzden, bu topraklarda bayram sadece bir sevinç günü değildir.
Bayram; hafızadır.
Bayram; vefadır.
Bayram; kimin neyi feda ettiğini hatırlama günüdür.
Bugün rahatça sokakta yürüyebiliyorsak, Kapımızı korkusuzca açabiliyorsak, Sevdiklerimizle aynı sofraya oturabiliyorsak… Bu, birilerinin o sofradan sonsuza kadar kalkmış olması sayesindedir.
Bu gerçek ağırdır. Ama unutulursa daha da ağırlaşır.
O yüzden bayramı sadece kutlamak yetmez. Bayramı anlamak gerekir. Eksikleriyle, acılarıyla, emanetiyle…
Çünkü bayram; Sadece sarıldığın insanlarla değil, Artık sarılamadıklarını da hatırladığın gündür. Ve belki de bu yüzden, En doğru bayram dileği şudur: Kimsenin sofrası eksilmesin…
Ama eksilenlerin hatırası da hiç silinmesin.
İyi bayramlar.












Yorumlar kapalı.