Bazı ölümler vardır.
Sessiz gelir ama bir ülkenin içinden bir şey koparır.
İşte o günlerden birini yaşıyoruz.
İlber Ortaylı öldü.
Bir tarihçi öldü demek kolay.
Ama mesele bu kadar basit değil.
Çünkü bu memlekette tarihçi çoktur…
Ama tarihle konuşabilen adam azdır.
İlber Hoca onlardan biriydi.
Bir cümle kurardı…
Siyaset susardı.
Bir cümle daha kurardı…
Tarih kitapları yeniden yazılırdı sanki.
Ne saray tarihçisiydi.
Ne muhalefet tarihçisi.
O sadece hakikatin tarihçisiydi.
Ve bu ülkede en tehlikeli meslek budur.
Çünkü bu memlekette herkes tarih ister…
Ama kendi tarihini ister.
Osmanlı anlatılırken alkış beklenir.
Cumhuriyet anlatılırken sadakat beklenir.
İlber Ortaylı ise ne alkış istedi
ne sadakat.
Sadece gerçeği söyledi.
Fatih Sultan Mehmed’i anlatırken hayranlık duydu.
Ama imparatorlukların hatalarını saklamadı.
Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatırken saygıyla eğildi.
Ama Cumhuriyet’in eksiklerini de yüzümüze vurdu.
Çünkü o biliyordu…
Tarih kutsal değildir.
Tarih öğreticidir.
Ve öğretmen bazen sert olur.
Hoca sertti.
Kaşını kaldırırdı…
Bir soru sorulurdu…
“Yav bu ne biçim soru?” derdi.
Salon gülerdi.
Ama o gülüşün içinde utanma da olurdu.
Çünkü İlber Hoca insanları küçümsemezdi.
Onları daha iyi düşünmeye zorlardı.
Bu yüzden bazıları onu sevmedi.
Bilgi rahatsız eder.
Hakikat daha çok rahatsız eder.
Ama o rahatsızlık bu ülkenin ihtiyacıydı.
Dün kızının bir cümlesi dolaştı ortalıkta:
“Babam hayatı çok severek yaşadı.”
Evet.
Severek yaşadı.
Kitapları severek karıştırdı.
Tren yolculuklarında tarih okudu.
Bir şehir gördüğünde önce arşivini düşündü.
Çünkü onun için dünya bir harita değildi.
Bir arşivdi.
Şimdi o arşivin en gür sesi sustu.
Ve insan ister istemez düşünüyor.
Bu ülkede siyasetçiler çok konuşuyor.
Ama bilgeler sustuğunda
memleket biraz daha yalnız kalıyor.
İlber Ortaylı bir tarihçi değildi sadece.
Bir hafızaydı.
Bir ülkenin geçmişiyle kavga etmeden konuşabileceğini gösteren nadir adamlardandı.
Bugün onu toprağa vereceğiz.
Ama aslında toprağa verdiğimiz şey sadece bir beden değil.
Bir üslup.
Bir cesaret.
Bir bilgi ahlakı.
Çünkü bu ülkede doğruyu söylemek kolaydır.
Ama herkese rağmen doğruyu söylemek
başka bir karakter ister.
İlber Hoca o karakterdi.
Şimdi tarih onu yazacak.
Belki de ilk defa
kendi anlattığı hikâyenin
kahramanlarından biri olarak.
Nur içinde yat hocam.
Biz seni sadece dinlemedik.
Bu memleketin hafızasını dinledik.
Ve şimdi o hafıza biraz daha sessiz.












Yorumlar kapalı.