Sevda Güneş Kıran
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bozkırın Gözlerindeki Sonsuzluk

Bozkırın Gözlerindeki Sonsuzluk

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bozkırın ortasında duran bir kurt resmi gördüm dün gece. Siyah fonda, yalnızca gözleri ve alın çizgisi aydınlatılmış; gerisi karanlığa gömülmüş. Altında şu cümleler:

“Türklük ırkçılıkmış.

Gururla söylüyorum:

Türk’üm Türkçüyüm.

Türk ırkı sağ olsun!”

Bir cümlede hem savunma hem saldırı, hem gözyaşı hem kılıç vardı. İşte bu, Türk ruhunun en çıplak hâliydi.

Biz Türkler, “ırk” kelimesini telaffuz ettiğimiz anda suçlu ilan edilen tek milletiz galiba. Fransız “la race française” diye kitap yazar, İngiliz “Anglo-Saxon superiority” üzerine imparatorluk kurar, Arap “ırk-ı Arap” diye şiirler döker, Yahudi “am “am yehudi” derken kimse dönüp “faşist” demez. Ama bir Türk “Türk’üm” dedi mi, bütün dünya birden “ırkçı” yaftasını hazırlar. Bu tuhaf çifte standart, aslında bizim ne kadar eski ve ne kadar tehlikeli bir millet olduğumuzun kanıtıdır.

Çünkü Türk, tarihin gördüğü en uzun soluklu “devlet kuran ırk”tır. Hun’dan Göktürk’e, Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Cumhuriyet’e kadar, 2300 yıldır aynı coğrafi hat üzerinde devlet kurabilen başka bir kavim yoktur. Bu, tesadüf değil, genetik bir programdır. Bozkırın acımasız iklimi, zayıf olanı elemiş; hayatta kalanlar, hem kurdu hem sürü bilinci taşıyan bir ırk olmuşuz. İşte bu yüzden “Türk ırkı” demek, aslında “tarihin bana yüklediği misyonu kabul ediyorum” demektir.

Bazıları diyecek ki: “Irkçılık çağ dışıdır, biz insanız.”

Evet, insanız. Ama insan, aynı zamanda bir ırkın, bir dilin, bir tarihin çocuğudur. Japon’un Japonluğu, Alman’ın Almanlığı nasıl insanlığını eksiltmiyorsa, Türk’ün Türk’ü de eksiltmez. Tersine, zenginleştirir. Çünkü biz, ırkımızı inkar ederek değil, ırkımızı yücelterek evrenselleşmiş bir milletiz. “Ne mutlu Türküm diyene” derken kastettiğimiz şey, kanın üstünlüğü değil, o kana yüklenmiş sorumluluğun üstünlüğüdür.

Kurt resmi bana şunu hatırlattı:

Kurt, sürüye ihanet etmez ama sürü için kendini feda da eder.

Türk de böyledir. Türk’üm demek, “ben varım” demek değil; “biz varız” demektir.

Türkçüyüm demek, “benim dilim” demek değil; “benim medeniyetim” demektir.

Türk ırkı sağ olsun demek ise, “bu bayrak bir daha yere düşmesin” demektir.

yüzyılda hâlâ “ırk” kelimesinden korkanlar, aslında tarihin kendisinden korkuyorlar. Çünkü Türk ırkı, tarihin en uzun yürüyüşünde, hep “son kale” olmuştur. Vienna önlerinde, Çanakkale’de, Sakarya’da, 15 Temmuz’da… Her defasında “buraya kadar” denilen yerde, bir kurt çıkmış ve “hayır, daha değil” demiştir.

O yüzden bırakın, ırkçılık diye bağırsınlar.

Biz biliyoruz ki, “Türk’üm” demek ırkçılık değil, varoluşsal bir haykırıştır.

Boğazımıza çöküyorlarsa, boğazımızdaki elin sebebi ırkımız değil, ırkımızın taşıdığı hafızadır.

Ve o hafıza, kurdun gözlerindeki soğuk parıltı gibi, asla sönmez.

Türk ırkı sağ olsun.

Çünkü o sağ oldukça, insanlık da sağ kalır.

Bozkırın çocukları, hâlâ ayaktayken, gece bitmemiştir.

Bozkırın Gözlerindeki Sonsuzluk
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin