“Bir insana fazla sensin dersen, bir gün o da sana sen kimsin der…”
Türkiye tam da bu cümlenin içinden geçiyor. Ve mesele artık bir kırgınlık değil; bir devlet alarmıdır.
Bu ülke yıllardır sabrediyor. Susuyor. Anlıyor.
“Tartışalım” diyor. “Konuşalım” diyor.
Sonuç?
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Ermeni soykırımı masalını savunanlar çıkıyor. Bu milletin arşivine değil, emperyal arşivlere iman etmiş milletvekilleri konuşuyor. Dedeleri Sarıkamış’ta donmuş bir ülkenin kürsüsünden, Türk tarihine parmak sallanıyor. Sorsan fikir özgürlüğü.
Hayır.
Bu, milletin yüzüne karşı inkâr özgürlüğüdür.
Yetmiyor.
Diyarbakır’a “Amed” deme cüreti gösteriliyor.
Haritaya başka, millete başka konuşuluyor. Suriye’nin kuzeyindeki terör yapılanmasına “Rojava” diyerek romantik devrim hikâyeleri anlatılıyor. Terör, literatüre sokuluyor. Bölücülük, sosyolojiye yediriliyor. İhanet, entelektüel cümlelerle parlatılıyor.
Ve bütün bunlar olurken, bize deniyor ki: “Abartıyorsunuz.” “Hassassınız.” “Çağın gerisindesiniz.”
Hayır.
Biz çağın gerisinde değiliz. Biz tarihin içindeyiz.
Bu millet, İmralı’nın adını barış cümlelerinde duyduğunda neden irkildiğini biliyor. Şehit cenazesiyle büyümüş bir toplumun, terörle müzakere süslemelerine neden alerjisi olduğunu da…
Devlet, kime neden fazla davranıyor, asıl soru bu.
Fazla sabır, karşı tarafta sadakat üretmedi.
Fazla hoşgörü, bu ülkeyi sevdirmedi.
Fazla “demokrasi” ambalajı, bayrağa saygıyı artırmadı.
Aksine…
Her “fazla”dan sonra, biraz daha ileri gidildi.
Bir kelime, bir şehir, bir tarih, bir sınır daha tartışmaya açıldı.
Ve şimdi, bu millete üst perdeden soruluyor: “Sen kimsin?”
İşte o soru, bardağı taşıran damladır. Çünkü Türk milleti, kimliğini ispatlamak zorunda kalan bir millet değildir. Bu topraklarda kim olduğumuzu biz anlatmayız; mezar taşları anlatır. Sınırlar anlatır. Şehitlikler anlatır.
Kimse kusura bakmasın: Bu ülke, kendisini inkâr edenlere rağmen ayakta kaldı. Ve yine kalır.
Ama şunu herkes bilsin: Türk milliyetçiliğinin sabrı tükenirse, bu bir öfke patlaması değil; bir tarih hatırlatması olur. Ve o gün geldiğinde, kimse “biz sadece konuştuk” diyemez. Çünkü bu millet konuşanları çok gördü. Ama ihaneti süsleyerek anlatanları asla affetmedi.











Yorumlar kapalı.