Su…
Bir damla hayat, bir damla medeniyet, bir damla milletin ömrü.
Ama biz, musluktan akıyor diye hiç bitmeyecek sandık. Oysa musluktan akan sadece su değil; Türk’ün kaderi, Türk’ün geleceği, Türk’ün vatanıdır.
Bugün Anadolu’nun bağrında su, bize küsüyor. Çünkü biz suya ihanet ettik.
Doğu’da Fırat ve Dicle, binlerce yıllık tarihiyle uygarlık doğurdu. Bugün ise sınır ötesinde pazarlık konusu, masada el değiştiren bir “dosya”. HES’lerle zincire vurulmuş, yatağına pranga takılmış. Bir zamanlar bereket akıtan bu nehirler, şimdi stratejik koz diye yabancılara ikram ediliyor. Bu gaflet, sadece suyu değil, Türk’ün onurunu da kurutuyor.
Karadeniz’de her derenin başında bir beton, her vadinin bağrında bir boru. HES diye kurutulan dereler, horonun ritmini kaybetti. Alabalıklar yok oldu, köyler göçtü, toprak sustu. Karadenizli hâlâ “çay”ını topluyor ama suyun gözyaşıyla… Sanki dereler diyor ki: “Beni boğan senin susuzluğun olacak!”
İç Anadolu’da Konya Ovası’nın bağrı obruklarla yarılıyor. Yeraltı suyunu çekmekten, toprak içimize göçüyor. Çiftçi, tarlasına değil, gökyüzüne bakıyor. O obruklar aslında bize açılan mezar çukurlarıdır.
Ege’de Gediz, Büyük Menderes… Bin yıllar boyu toprakla sevişen bu nehirler, şimdi atıkla zehirlenmiş. Zeytinin, üzümün, pamuğun can suyu, artık kimyasalla boğulmuş. İzmir’in barajları alarm veriyor; “Ege’nin incisi” susuzluktan paslı tenekeye dönüşüyor.
Akdeniz’de Torosların karı bile tutmuyor. Antalya’nın portakalı, Adana’nın pamuğu suya hasret. Ama otellerde milyonlarca turistin duşu akıyor. Çiftçinin damlası yokken, tatilcinin jakuzisi doluyor. İşte size beton medeniyetin utancı.
Marmara’da İstanbul hâlâ çeşmelerinde su buluyor belki. Ama o musluktan akan her damla, Trakya’daki çiftçinin elinden alınmış bir bereket. Bugün gökdelenlerin camları yıkanıyor, ama yarın millet bidon kuyruğunda sıra bekleyecek.
Ve işin en acı tarafı…
Bu felaketi gören yöneticilerimiz, hâlâ “HES yatırımı”, “enerji bağımsızlığı” diye yutturmaya çalışıyor. Sanki doğayı yok ederek bağımsızlık olurmuş gibi. Oysa gerçek bağımsızlık, derelerimizin özgürlüğünde, tarlalarımızın bereketinde, çiftçimizin alın terindedir.
Unutma Türk milleti: Bir gün gelecek, su parayla bile alınamayacak. Çünkü ekmek susuz yoğrulmaz, toprak susuz uyanmaz, Türk susuz yaşayamaz. Bugün ya suyun kıymetini bileceğiz, ya da torunlarımız tarih kitaplarında “Bir zamanlar musluktan su akardı” diye okuyacak.
Ve o gün geldiğinde sorumlusu ne Karadeniz’in deresi olacak, ne Fırat’ın yatağı…
Sorumlusu, suyu hiçe sayan, betonu medeniyet sanan, milliyetçiliği nutuk zanneden siyaset olacak.
Türk’ün suya ihanet etmesi, Türk’ün kendine ihanetidir.
Unutma: Su biterse vatan da biter!
Yorumlar kapalı.