21.Yüzyılın ekonomi-politik manzarasında, doğal kaynakların metalaştırılması ve bu kaynakların küresel şirketler eliyle sömürülmesi, kapitalizmin “ekstraktif” karakterini daha görünür hale getirmiştir. Ekstraktif kapitalizm, yalnızca maden ocakları ya da petrol sahaları üzerinden işleyen bir ekonomik model değil; aynı zamanda toplumsal, siyasal ve ekolojik ilişkileri belirleyen yapısal bir tahakküm biçimidir.
Ulusötesi Madenciliğin Ekonomi-Politik Anatomisi
Kapitalizmin son yarım yüzyılda yaşadığı dönüşüm, ulus-devlet sınırlarını aşan sermaye hareketlerinin önünü açmıştır. Ulusötesi maden şirketleri, yalnızca yatırım yapan ekonomik aktörler değil; aynı zamanda hukuku şekillendiren, devlet politikalarını yönlendiren ve yerel toplulukları baskı altına alan hegemonik güç merkezleridir. Bu şirketler, küresel ticaret anlaşmaları, yatırım koruma mekanizmaları ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans kurumları aracılığıyla kendilerini güvence altına almaktadır.
Madencilik projelerinin hayata geçirildiği coğrafyalarda görülen ortak tablo dikkat çekicidir: Yerel halkın yaşam alanları gasp edilir, doğa telafisi imkânsız şekilde tahrip edilir ve elde edilen kâr, çoğunlukla şirket merkezlerine ve küresel finans sermayesine aktarılır. Buna karşılık yerel halkın payına düşen; çevre felaketleri, sağlıksız yaşam koşulları ve yoksullaşmadır.

Devlet ve Şirket İttifakı
Madencilik faaliyetleri, yalnızca piyasa dinamikleriyle açıklanamaz; devletlerin aktif rızası ve çoğu zaman da baskıcı müdahaleleriyle mümkün hale gelir. Devletler, “kalkınma” ve “milli gelir artışı” söylemleriyle ulusötesi şirketlerin çıkarlarına alan açarken, kendi yurttaşlarını korumasız bırakmaktadır. Hukuki düzenlemeler, çevre koruma mevzuatı ya da halkın itiraz mekanizmaları, çoğu zaman şirketlerin çıkarları karşısında etkisiz kılınır.
Bu durum, modern devletlerin “hakem” rolünden ziyade “aracılık eden” bir konuma itildiğini gösterir. Devlet, küresel sermaye ile yerel topluluklar arasında tarafsız bir düzenleyici değil, bizzat şirketlerin yerel çıkarlarını tahkim eden bir aparat haline gelmektedir.
Ekstraktivizmin Toplumsal ve Ekolojik Yıkımı
Ekstraktif kapitalizmin en yıkıcı sonucu, doğanın ve toplumsal yaşamın birer “kaynak deposu” olarak görülmesidir. Ormanlar, nehirler, dağlar ve tarım arazileri; şirket bilançolarında rakamlara indirgenirken, o ekosistemlerde yaşayan halkın kültürel belleği, geçim araçları ve toplumsal dokusu da tasfiye edilmektedir.
Bununla birlikte, madencilik faaliyetlerinin yol açtığı ekolojik yıkım yalnızca yerel ölçekte kalmaz; küresel iklim krizini derinleştiren zincirleme etkiler yaratır. Karbon salınımı, su kaynaklarının kirlenmesi, biyolojik çeşitliliğin yok edilmesi ve toprağın zehirlenmesi, “kalkınma” retoriğinin ardında gizlenen gerçek bilanço olarak karşımıza çıkar.
Direnişin Politik Ufku
Yerel halkın direnişleri, ekstraktif kapitalizmin açtığı yaralara verilen en güçlü yanıttır. Latin Amerika’dan Afrika’ya, Anadolu’dan Asya’ya kadar dünyanın pek çok yerinde köylüler, kadınlar, gençler ve ekoloji hareketleri maden şirketlerine karşı yaşam alanlarını savunmaktadır. Bu direnişler, yalnızca çevre mücadelesi değil; aynı zamanda demokrasi, adalet ve toplumsal haklar için verilen politik bir savaştır.
Madenciliğe karşı çıkan toplulukların kriminalize edilmesi, baskı altına alınması ya da devlet şiddetiyle bastırılmaya çalışılması, aslında sermaye-devlet iş birliğinin kırılganlığını da açığa vurur. Çünkü her direniş, aynı zamanda bu küresel sömürü düzeninin meşruiyetini sorgulamaktadır.
Ekstraktif Kapitalizme Karşı Yeni Bir Siyaset
Ekstraktif kapitalizm, küresel adaletsizliğin en çıplak biçimlerinden biridir. Bu düzen, yalnızca ekonomik sömürü değil; ekolojik yıkım, toplumsal parçalanma ve siyasal otoriterleşme üretmektedir. Dolayısıyla çözüm, madenciliğin “daha çevreci” yapılması ya da şirketlerin “daha sorumlu” davranmasıyla sınırlı olamaz.
Gerekli olan şey, üretim ve tüketim modellerini radikal biçimde sorgulayan, yerelin haklarını ve ekolojik bütünlüğü merkeze alan yeni bir siyaset ufkudur. Ulusötesi şirketlerin tahakkümüne karşı, halkların öz örgütlenmeleri, ekoloji hareketleri ve dayanışma ağları, alternatif bir yaşamın inşasında kritik rol oynamaktadır.
Kaynak: Polenekoloji / Ekstraktif Kapitalizm
Yorumlar kapalı.