Simge ERCİYAS
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Akademik
  4. Türk Kadınının Ebedi Uyanışı

Türk Kadınının Ebedi Uyanışı

“Yenildik…Galipler her şeyi yapma hakkına sahiptir diye mandacı hezeyanı kusan Rıza Tevfik’e ertesi gün Türk kadınları ilan vererek cevap verdi. Bizim ve Memleketin ırzını ve namusunu koruyacak devlet ve erkek yoksa biz varız” dedi Türk kadını ve yaratım başladı ve henüz devam etmekte bitti sanmayın.

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türk kadını, tarih boyunca yalnızca bir yoldaş, bir anne, bir eş değil; aynı zamanda bir medeniyetin yapı taşı, bir milletin kaderini şekillendiren kutsal bir irade olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Türk kadınları, memleketin yazgısını millet adına yöneten siyasî topluluğa dahil olmak arzusunu göstermekle, görev karşılığı olmayan hak yoktur” sözü, Türk kadınının omuzlarına yüklenen büyük sorumluluğu ve buna karşılık gelen hakların meşruiyetini açıkça ortaya koyar.

Bu söz, bir çağrıdır; edilgen bir varoluşun zincirlerini kırma, etken bir ruhla milletin geleceğini inşa etme çağrısıdır.

Kadının Savaşı: Eğitim ve Özgür İrade ile başlar.

Bir kadının en büyük savaşımı, zihnini özgürleştiren, ruhunu yücelten ve benliğini inşa eden eğitimledir. Eğitim, yalnızca bilgi değil, aynı zamanda bir kadının kendi değerini tanımlama ve bu değeri toplumda bir mihenk taşı haline getirme gücüdür. Türk kadını, tarih boyunca bu gücü elinde tutmuş; cehaletin karanlığına karşı ilmin ışığını yükseltmiştir. Ancak, bugün hâlâ kadını evin gölgesine hapseden, onun potansiyelini bir lütufmuşçasına kısıtlı alanlara sıkıştıran zihniyetler mevcuttur. Bu zihniyet, ne yazık ki, “histeri lümpenlik” olarak adlandırılabilecek bir çürümenin ürünüdür. Kadını bir erkeğin gölgesi, bir ailenin tamamlayıcısı ya da bir masraf kalemi olarak gören bu anlayış, yalnızca kadını değil, bir milletin geleceğini de zincire vurur.

Lümpenlik: Toplumun Çürüyen Damarı

Kadını “kocasının eşi”, “çocuğunun annesi” gibi sıfatlarla tanımlayıp, onun birey olma hakkını gasp eden her sistem, lümpen bir topluluğun ürünüdür. Bu topluluk, kadının özgür iradesini bir tehdit olarak görür; çünkü özgür bir kadın, kendi değerini yaratır, kendi yolunu çizer ve en önemlisi, başkalarının ona biçtiği rolleri reddeder.

Ne hazindir ki, bu çürümüş akıma, kimi zaman okumuş kadınların bile sessiz kalarak destek verdiği görülmektedir.

Sessizlik, bu lümpenliğin en büyük müttefikidir.

Zira suskunluk, bir nevi teslimiyettir; edilgenliğin, etken bir ruha karşı zaferidir.

Bu akım, yalnızca kadınları değil, tüm toplumu bir topluluğa indirger. Toplum, bireylerin özgür iradeleri ve ortak idealleri ile yükselir; topluluk ise manipülasyonların, korkuların ve seçeneksizliklerin gölgesinde çürür. “Her şey kendine dönüşür” felsefesi, bu çürümenin panzehridir. Kadının, erkeğin, insanın kendine dönüşü, kendi özünü hatırlaması ve bu özü yüceltmesidir. Türk kadını, bu felsefenin en güçlü taşıyıcısıdır; çünkü o, yalnızca kendi geleceğini değil, bir milletin yazgısını da şekillendiren bir iradedir.

Etken Olmanın Gücü: Bir Uyanış Çağrısı

Edilgenlik, baskının gölgesinde filizlenen bir zincirdir. Ancak etken bir ruh, bu zincirleri kırar ve kendi geleceğini inşa eder. Kadını, “Haftada bir dışarıda yemek yemeyi hak ettin” ya da “Bensiz düşünemezsin” gibi sığ lütuflarla oyalayan zihniyet, bir uçurumun kenarına sürüklenir. Bu zihniyet, kadını değil, kendi korkularını korur; çünkü özgür bir kadın, bu lümpen anlayışın sonunu getirir. Türk kadını, bu çürümüş zihniyete esir düşmemeli; bilakis, “Bitti” denilen yerde “Baştan başlarız!” diyerek ayağa kalkmalıdır.

Türk kadını, tarih boyunca devlet kurmuş, medeniyet inşa etmiş, nesilleri vatan aşkıyla yoğurmuştur. “Türk kadını devlet kursun, Türk oğulları ordu kursun, nice nesiller vatanı Kut’lasın” sözü, Türk kadınının yalnızca bir anne, bir eş değil; bir devlet kurucusu, bir millet yaratıcısı olduğunu haykırır. Bu söz, bir övünç değil, bir görevdir; Türk kadınının omuzlarında taşıdığı ebedi bir sorumluluktur.

Uyanış ile Kendi Geleceğini Yarat

Ey Türk kadını! Kim olduğunu hatırla. Sen, bir milletin ruhu, bir vatanın kalbi, bir medeniyetin ışığısın. Hakkını iste, konumunu iste, özgürlüğünü iste! Sana biçilen rollere razı olma; çünkü sen, birilerinin gölgesi değil, kendi güneşinle parlayan bir iradesin. Suiistimal edildiğini unutma; yaşamını başkalarının ellerine teslim etme.

Her son, yeni bir başlangıçtır; her “bitti” sözü, senin “baştan başlarım” haykırışınla yok olur.

Günümüzde iki yol var: Ya lümpen bir topluluğun parçası olursun ya da insan olmanın onurunu taşırsın. Kadın insan, erkek insan oğludur; bu gerçeği unutma. Bilincin genlerden, zihniyetin ise lümpen sınıftan gelir ve o sana dayatılan bir yalandır. Kimse özünde cahil değildir. Bilakis yüksek bilinçle doğan insan, insan olmayı beceremeyenlerin çöplüğünde kokuşan bir leş yığınıdır. Kimseye güvenme kendinden başka.

Uyan, Türk kadını! Kendi geleceğini yarat, kendi değerini yükselt ve milletin yazgısına yön ver. Çünkü sen, yalnızca bir birey değil, bir milletin ebedi uyanışısın.

Bilakis sadece kendini ayağa kaldırmakla yetinme çünkü sen Dünya kadınlarının da en büyük zaferi konumunda görevle donatılansın.

HATIRLA!

Türk Kadınının Ebedi Uyanışı
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin