Toplumsal yozlaşma ve yobazlık almış başını gidiyor. İletişim çağı olarak adlandırılan 21. yüzyıla rağmen üstelik..
Kişi yoz-yobaz olunca daha bir densiz daha bir sınırsız (hadsiz) oluyor. “Cahille sohbeti kestim.” diyen ozana hak vermemek elde değil. Neymiş Atatürk kanunları batıdan almış.
Kim diyor?
Siyasal İslamcılar..
Sonra; Sosyalist Enternasyonal şapkasından tavşan çıkacağını sanan kimi Sol/Sosyalistler, beyinleri iğdiş edilmiş kimi Türk-İslam sentezcileri (Ülkücüler) falan..
Peki, iktidara gelir gelmez üstelik de tarihin gördüğü en büyük Türk düşmanlarından olan bir papanın heykelinin önünde Avrupa Birliği uğruna uyum yasalarına imza atanlar kimlerdi?
Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan..
Gerileme Dönemi padişahları devleti yeniden ayağa kaldırmak için hangi ülkeleri örnek aldı?
Fransa, İngiltere, Almanya ve hatta Avusturya, Polonya gibi ülkeleri..
“Bilim Çin’de bile olsa gidip alın.” diyen kim?
Tanrı’nın elçisi (rasulullah) Hz. Muhammed!. Kutsal kitapta “oku”, “düşün”, “sorgula” diyen kim?
Hakk Çalap!
Devlet-i Âli (Osmanlı) tam anlamıyla sömürge olmamıştır ama aydınları sömürge aydını gibi hareket etmiştir. Benzetmede (teşbih) hata olmazsa bu aydınlardan biri de Sultan 2. Abdülhamit’tir ve o da hem ruh hem beyin olarak aynı tutumu sergiler. Özellikle İngiltere’ye karşı… Bununla birlikte Kongo’da milyonların kanına giren Belçika kralı 2. Leopold’a uygar (medenî) deyip de ömründe sadece bir kez bir idama onay veren Sultan 2. Abdülhamit’e “Kızıl Sultan” demek de hakkaniyete sığmaz. Tarihe tarafsız bakılmalıdır. Duyun-u Umumiye’nin bir tür (nevi) kısmî sömürgecilik olduğu ancak o zaman anlaşılır.
Türkiye’de birçok yasal düzenlemenin yapılması gerekmektedir.
Örneğin millete ve milletin siyasal eşgüdümü olan devlete düşmanlık eden, bu emeli doğrultusunda suç işleyen kişiler eğer hüküm giymiş iseler cezalarını çekene kadar seçme ve seçilme hakkını kullanamamalıdır. Ülkede hak sahibi olmak, ülke için iş görme ve/veya bedel ödeme esasına bağlanmalıdır. Herhangi bir engeli bulunmamasına rağmen askerlik yapmayan bir erkek yurttaş(!) devlet memuru ol(a)mamalı, devletten teşvik ve/veya ihale al(a)mamalıdır örneğin. Bölücülük yapanların hele de terör eylemlerine karışanların yurttaşlıktan çıkarılmaları da ivedilikle değerlendirilmesi gereken caydırıcı önlemlerden biridir.
Böyleleri Antalya’yı, İstanbul’u bırakıp Barzanî despotizminin hüküm sürdüğü Erbil’de iki ay yaşasın bakalım akılları başlarına geliyor mu gelmiyor mu?
Bir ülkenin aydını lamba gibi o ülkeyi dolayısıyla o ülkenin toplumunu aydınlatmalıdır.
Peki, aydının yakıtının/enerjisinin kaynağı nereden gelir? İçerisinde yaşadığı toplumdan.. Toplum, aydınlar için güç kaynağı işlevi görür. Toplumun ruhundan, vicdanından aldığı güçle, şevkle (sinerji) yine topluma yol gösterir. Yoksa başka uluslardan, kültürlerden aldığı taşıma suyu -affedersiniz- ışığı kendi ulusunun gözüne tutmak, kendi ulusunu avlanacak tavşan gibi görmek Batı sömürgeciliğinin (imperialism) tarihinin, kültürünün bir yansımasıdır. Daha açık bir ifadeyle etki ajanlığıdır. Ya içinde yaşadığı toplumdan yani Türk’ten; Türk’ün, dilinden, kültüründen, irfanından hazzetmeyip hazımsızlık çekenlere ne demeli?..
Neymiş, Tanrı demek günahmış. Devlet kurumları, televizyon kanalları bu tür lakırdıları sayıklayıp duran hödüklerden geçilmemektedir.
Bunlar Yesevî’den, Kaşgarlı’dan, Yunus’tan, Süleyman Çelebî’den daha iyi Müslüman ya..
Türkler Tanrı’ya “Kök Tengri” demiştir. Her şeyin temeli anlamında..
Tanrı, yerin (Dünya) ve göğün sahibidir. Kuran’da da “yeri ve göğü yaratan” denmiyor mu?
Zamanla kök sözcüğü ile birlikte “tek”, “bir” gibi sözcükler de kullanılmış; Yaradan’a “Tek Tanrı”, “Bir Tanrı” da denilmiştir.
Yunus Emre’nin deyişlerinde yer verdiği “Çalap” da yine Tanrı anlamına gelen bir başka sözcüğümüzdür. Çelebî sözcüğü Çalap’tan gelir hatta. Kök bir şeyin tekliğini, tekilliğini anlatır. Kuran’da ve tasavvufta sıkça vurgu yapılan “Tanrı’dan geldik, Tanrı’ya döneceğiz” sözünü anımsayın. Buna benzer deyişlerden biri de “Hay’dan gelen Hu’ya gider” sözüdür. Bu sözün anlamını ve değerini bilmeyen biriyle sırtında altın semer taşıyan eşek arasında ne fark vardır ki?
Yeri gelmişken el-ilah (Allah) sözünün Araplar arasında Hz. Muhammed’den dolayısıyla Müslümanlıktan önce de kullanıldığının altını çizelim. Kabe’deki yüzlerce puttan birinin “doğa kanunlarını (kader) yazdığına, bolluk (bereket) ve kısmet getirdiğine inanılan” al-Lât (al-İlat, al-Laht, al-Lat, al-Latu) olması da cabası..
Peki, Türk aydını nasıl olmalıdır?
Türk aydını öncelikle içinde yaşadığı toplumun dilini, kültürünü benimsemeli, özümsemeli, yaşayıp yaşatmalıdır. Dil ve kültür olmadan ne ulusal benlik, ulusal bilinç (şuur) kalır ne özgürlük hatta ne din ne dindarlık…
Türk dili, kimliği, kültürü karşısında hazımsızlık çeken -sözde- aydınlar başka dillerin yağdanlığı, başka kimliklerin yalakası, başka kültürlerin yardakçısı oldukları ile kalırlar. Ülkeyi, gençliği ve kültürü kastederek “Eline, beline, diline sahip çık!” diyen pîrimiz Hacı Bektaş Veli’ye rahmet..
Serik-2025












Yorumlar kapalı.