Bir süredir bazı çevreler ısrarla “İmralı heyeti” ifadesini kullanıyor. Öyle bir söylüyorlar ki sanırsın İmralı bir devlet!
Bayrağı var, marşı var, anayasası var da biz mi duymadık?
Ada halkı var da onların sorunlarını mı konuşuyorlar? Yok öyle bir şey!
İmralı bir adadır, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bir ceza infaz kurumunun bulunduğu küçük bir kara parçasıdır. Ne bir statüsü vardır, ne bir tüzel kişiliği. O halde soruyorum: “İmralı heyeti” dediğiniz kimdir?
Kimin temsilcisidir?
Bu sorunun cevabı basittir: O masa, o ziyaretler, o görüşmeler bir adayı değil, bebek katili terörist başı piç Apo’yu temsil eder!
İmralı diye süslenmiş her cümle, gerçekte o eli kanlı teröristi masumlaştırmak için kullanılan bir makyajdır.
“İmralı heyeti” ifadesiyle Türk milletinin zihninde oluşacak tepkiyi azaltmak, ihaneti yumuşatmak, ihaneti normalleştirmek istiyorlar. Çünkü doğrudan “Apo ile görüşme heyeti” deseler millet ayağa kalkar.
İşte o yüzden “İmralı” diyorlar. Çünkü “İmralı” kelimesi kulağa coğrafi, nötr bir yer gibi geliyor. Ama perde arkasında konuşulan, bir adanın değil bir teröristin geleceğidir!
Ne konuşuyorlar? Bebek katilinin umut hakkını!
Ne istiyorlar? Teröristle terör arasındaki çizgiyi kaldırmayı!
Kimin adına istiyorlar? ABD başta olmak üzere emperyalistlerin çıkarı adına!
Çünkü o masa, Washington’dan Londra’ya, Brüksel’den Kandil’e kadar uzanan bir zincirin halkasıdır. Ve her halkada Türk milletinin bağımsızlığı hedef alınmıştır.
Bakın, tarih boyunca Türk devletinin en tehlikeli düşmanları, içimizden devşirilen aracılar olmuştur. Dış güçlerin eli içerideki işbirlikçilerle birleştiğinde, sonuç her zaman ağır olmuştur.
Bugün “İmralı süreci” diyenler de işte o işbirlikçilerin modern versiyonudur.
Düşünün; bu ülkede yüz binlerce asker, polis, korucu, sivil insan terör yüzünden toprağa düşmüş. Binlerce çocuk yetim, binlerce anne evlatsız kalmış. Ve bütün bu acıların sorumlusu olan bir teröristle görüşmek “barış süreci” diye pazarlanıyor.
Buna ne vicdan dayanır ne akıl!
Bu işin bir başka yüzü daha var.
Emperyalizm artık tankla, tüfekle gelmiyor. Bugün “demokrasi”, “insan hakkı”, “barış süreci” kılıfıyla geliyor.
Ve en sinsi planları da bu tür “müzakere” süreçlerinin içine gizliyor.
Yani “İmralı masası”, sadece bir adanın değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderinin konuşulduğu bir masadır.
Şunu herkes iyi bilsin: Türk milleti, bin yıllık devlet geleneğiyle bu coğrafyada sadece bir milletin değil, bütün mazlumların umudu olmuştur.
Bu milleti bölmeye, parçalamaya, kimliksizleştirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.
Ben niye yazıyorum bunları biliyor musunuz?
Yıllar sonra tarih bu günleri yazdığında “Kimse uyarmadı, kimse itiraz etmedi, kimse çıkıp ne İmralısı dedi demedi” demesin diye.
Bu yazı bir nottur tarihe…
Türk milletine ihanet edenler, “barış” maskesiyle terörü meşrulaştırmaya çalışanlar bilsin ki, bu milletin hafızası güçlüdür.
Her ihaneti kaydeder, zamanı geldiğinde hesabını sorar.
İmralı bir ada!
Heyet falan yok, devlet hiç değil!
Orada oturan sadece bir teröristtir, bir bebek katilidir.
Ve Türk milleti o adayı, o kişiyi, o ihaneti ne unutur ne affeder!






Yorumlar kapalı.