Kadir Uğur Yılmaz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yorum-Analiz
  4. Üç Tarz-ı Siyaset ve Günümüzün Açmazı

Üç Tarz-ı Siyaset ve Günümüzün Açmazı

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Siyasetin temel meselelerinden biri, bir milletin geleceğini nasıl inşa edeceği sorusudur. 20. yüzyılın başında Yusuf Akçura, “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesiyle Osmanlı’nın geleceği üzerine üç yol önerdi: Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük. Bugün üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti, imparatorluk yıkıldı, Cumhuriyet kuruldu, küresel düzen değişti. Fakat aynı sorular hâlâ önümüzde duruyor. Çünkü bu üç yolun mirası, hâlâ Türkiye siyasetinde, düşünce hayatında ve toplumsal tartışmaların merkezinde varlığını sürdürüyor.

Osmanlıcılık: Bir İmparatorluk Hayali

Akçura’nın tarif ettiği Osmanlıcılık, farklı milletleri aynı çatı altında bir arada tutmayı hedefliyordu. O dönem için belki de en “romantik” ama aynı zamanda en ütopik yol buydu. Çünkü Arap isyanları, Balkanlardaki ayrılıkçı hareketler ve Avrupalıların müdahaleleri, Osmanlıcılığın temelsiz olduğunu defalarca gösterdi. Bugün bu anlayış, modern Türkiye’de “çok kültürlülük” adı altında yeniden hortlatılmaya çalışılıyor. Millet kavramını aşındırıp, kimlikleri parçalayan, etnik ve mezhepsel aidiyetleri öne çıkaran bu yaklaşım, aslında Osmanlıcılığın modern versiyonudur. İmparatorluğu bir arada tutamayan bu zihniyet, bugün Cumhuriyet’in birliğini de parçalamaya hizmet ediyor.

İslamcılık: Panislamizmin Gölgesi

İkinci yol, İslamcılıktı. Sultan Abdülhamid’in panislamizm politikasıyla güç bulan bu düşünce, Müslümanları aynı sancak altında toplama idealini taşıyordu. Bugün hâlâ İslamcılık, Türkiye siyasetinde güçlü bir damar olarak varlığını sürdürüyor. Ancak bu damarın da zaafı, milletin bütünlüğünü ikinci plana itmesidir. “Ümmet” söylemi üzerinden yürütülen siyasetin, çoğu zaman Türk milletinin çıkarlarını Arap coğrafyasındaki gelişmelere feda ettiğini görüyoruz. Bugün Gazze’den Doğu Türkistan’a kadar yaşanan acılar, İslam dünyasının birleşemeyeceğini, çünkü mezhepçilik ve etnik ayrılıkların bu birliği imkânsız kıldığını açıkça gösteriyor. İslamcılık, Türk milletinin gücünü artıracak bir araç olmaktan çıkıp, Batı’nın oyunlarında kullanılan bir söyleme dönüşüyor.

Türkçülük: Tek Gerçekçi Yol

Üçüncü yol ise Türkçülük’tür. Akçura’nın da işaret ettiği gibi, Osmanlı’nın ve ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluşu bu yolda bulunmuştur. Cumhuriyetin kurucu iradesi, Türk milletini merkeze alarak bir devlet inşa etmiştir. Bugün hâlâ milletimizi bir arada tutan en sağlam çimento Türk milliyetçiliğidir. Fakat ne yazık ki Türkçülük, kimi zaman bilinçli olarak itibarsızlaştırılmış, kimi zaman da dar ideolojik kalıplara sıkıştırılmıştır. Oysa Türkçülük, bir ideoloji değil, bir milletin var oluş felsefesidir.

Günümüz Türkiye’si: Karma Politikaların Çıkmazı

Bugün Türkiye, bu üç yolun karmasından oluşan bir siyasetin pençesindedir. İktidar İslamcılık üzerinden tabanını diri tutmaya çalışıyor; muhalefet ise Batı destekli bir “modern Osmanlıcılık” anlayışıyla etnik ve mezhepsel kimlikleri öne çıkarıyor. Türkçülük ise, her iki tarafın da işine gelmediği için ya görmezden geliniyor ya da “ırkçılık” yaftasıyla bastırılmaya çalışılıyor.

Bu yüzden Türkiye, ne içeride huzur bulabiliyor ne de dışarıda bağımsız bir siyaset izleyebiliyor. Gazze’deki çocukların açlıktan ölmesini izlerken, Doğu Türkistan’daki zulme ses çıkaramıyoruz. Ekonomide emperyalizmin prangaları kırılmıyor, siyasette ise millî bir çizgi hâkim olamıyor. Çünkü devletin omurgasını Türk milliyetçiliğiyle sağlamlaştırmak yerine, hâlâ ümmetçi ya da çok kültürcü hayaller peşinde koşuluyor.

Çıkış Yolu

Bugün Türkiye için tek çıkış yolu, Türkçülüğü yeniden devletin merkezine almaktır. Ne Osmanlıcılığın çok kültürlülük hayali ne de İslamcılığın ümmetçilik siyaseti bu milleti geleceğe taşıyabilir. Türk milletini merkeze alan bir siyaset, hem içeride huzurun hem de dışarıda bağımsızlığın garantisidir. Türkçülük, sadece bir düşünce değil; bin yıllık devlet geleneğimizin, Anadolu’daki varlığımızın ve geleceğe dair umudumuzun adıdır.

Yusuf Akçura’nın 1904’te ortaya koyduğu üç yol, aslında bugün Türkiye’nin hâlâ karşı karşıya olduğu bir gerçeği işaret ediyordu. Tarih, Osmanlıcılığın ve İslamcılığın bu milleti ayakta tutamayacağını defalarca gösterdi. Bugün de aynı gerçekle yüz yüzeyiz. Türkiye ya Türk milliyetçiliğini devletin merkezine koyacak ya da başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmaya devam edecek.

Üç Tarz-ı Siyaset ve Günümüzün Açmazı
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin