Federalizm, Çift Resmi Dil ve Başkanlık Hayali
Türk milleti, yüz yıl önce emperyalizmin dayattığı Sevr’e karşı tek vücut olarak ayağa kalktı. Atatürk’ün önderliğinde verilen bu büyük mücadele, sadece bağımsızlık değil, aynı zamanda birliğin ve beraberliğin de zaferiydi. Nutuk’un sayfalarında defalarca altı çizilen gerçek şudur: Millet parçalanırsa devlet yıkılır, milletin iradesi bölünürse bağımsızlık kaybolur. Bugün ise aynı oyunlar farklı kılıflarla yeniden gündemimize sokuluyor.
“Federalizm” adı altında, “eyalet sistemi” ya da “bölgesel özerklik” gibi süslü sözlerle pazarlanan fikir, dün Sevr’in dayattığı “Ermeni vilayeti” ve “Kürt muhtariyeti”nin günümüzdeki versiyonundan başka bir şey değildir. Atatürk, Sevr’i Nutuk’ta uzun uzun anlatarak bu tehlikeyi ifşa etmiştir:
Sevr Antlaşması’nın Türk Milletine Kurguladığı Gelecek.
Atatürk, Nutuk’ta Sevr’in maddelerini özetlerken şunları vurgular:
“Bu antlaşmaya göre,
1. İstanbul, Türklerde kalacak fakat Osmanlı hükümeti İtilâf devletlerinin denetimi altında bulunacak;
2. Boğazlar, bütün devletlerin savaş ve ticaret gemilerine açık olacak ve bir uluslararası komisyon tarafından yönetilecek;
3. Doğu Anadolu’da, Erzurum, Trabzon, Van ve Bitlis vilâyetlerinde bir Ermenistan kurulacak;
4. Osmanlı sınırları içinde bir Kürdistan kurulması için, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde referandum yapılacak;
5. İzmir ve çevresi, fiilen Yunanistan’a bırakılacak;
6. Adana, Urfa, Antep, Maraş, Mersin ve yöresi Fransızların; Antalya ve Konya İtalyanların nüfuz bölgesi sayılacak;
7. Hicaz, Asir, Yemen bağımsız olacak; Arap toprakları mandater devletlere bırakılacak;
8. Osmanlı ordusu 50 bin kişiyle sınırlı kalacak.” (Nutuk)
İşte “federalizm” diyerek süslenmek istenen proje, aslında Sevr’in bugüne uyarlanmış halidir. Atatürk’ün ifadesiyle: “Bu antlaşmayı imzalayanlar, Türk milletini yok etmeyi kabul eden hainlerdir.” (Nutuk)
Çift Resmi Dil Dayatması
Atatürk, milletin bağımsızlığının en önemli dayanağını dilde görmüştür:
“Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilini kaybeden bir millet, benliğini kaybeder.” (Nutuk)
Çift resmi dil dayatması, milletin ortak harcını bozmak, benliğini parçalamak demektir. Bugün bunu dillendirenler, aslında “federal yapı” için dil üzerinden bir zemin hazırlamaktadır.
Başkanlık Sistemi ve Tek Adam Düzeni
Atatürk, padişahlığın kaldırılmasını anlatırken, milletin egemenliğini tek kişinin elinden alıp millete verdiğini söyler:
“Efendiler, artık saltanat makamı tarihe intikal etmiştir. Millet, mukadderatını kendi eline almıştır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” (Nutuk)
Bugün denetimsiz başkanlık sistemiyle getirilen “tek adam rejimi”, aslında Atatürk’ün yıktığı mutlak monarşinin yeniden diriltilmesidir. Farklı bir isimle ama aynı mantıkla milletin iradesi, yine bir kişinin dudakları arasına sıkıştırılmak istenmektedir.
Atatürk’ün Kesin Uyarısı
Nutuk’un belki de en önemli satırları, bugün de geçerliliğini koruyan şu ifadelerdir:
“Efendiler! Manda ve himaye kabul olunamaz. Türk milleti, bağımsızlığını kaybettikten sonra, hangi medeni hakka sahip olabilir?” (Nutuk)
Bugün federalizm, çift resmi dil ya da denetimsiz başkanlık isteyenler, aslında Sevr’in yeniden sahnelenmesini arzulayanlardır. Ama Türk milletinin hafızası tazedir: Türk milleti ne Sevr’i, ne mandacılığı, ne de bölünmeyi kabul eder. Türkiye’nin kurtuluş reçetesi yine Atatürk’ün işaret ettiği yoldadır: Üniter devlet, Türkçe’nin resmi dil olduğu milli kimlik, denge ve denetimle güçlenmiş Cumhuriyet. Yani Atatürk’ün ifadesiyle: “Ya istiklal, ya ölüm!” (Nutuk)
Yorumlar kapalı.