Ömer Çam
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yorum-Analiz
  4. 27 Aralık’tan Devlet Aklına…

27 Aralık’tan Devlet Aklına…

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

27 Aralık’ta Anıtkabir’de ortaya çıkan tablo, yalnızca kalabalık bir anma değil; toplumun et ve kemik gibi yeniden kaynaşma iradesinin açık bir göstergesiydi. O gün orada bulunan on binlerce insan, farklı şehirlerden, farklı hayat hikâyelerinden gelmiş olsa da aynı hissiyatla aynı yerde durdu. Bu bir tesadüf değildi. Bu, Türk milletinin zor zamanlarda yeniden tek bir beden gibi hareket edebilme kabiliyetinin hâlâ diri olduğunun ilanıydı. 27 Aralık ruhu, ayrışmanın değil bütünleşmenin; kopuşun değil ortak kader bilincinin adıdır.

Bu ruhun merkezinde “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi vardır. Ancak bu ilke, yalnızca duvarlara yazılmış bir söz olarak kaldığında değil; milletin yönetime gerçek anlamda katıldığı, denetlediği ve hesap sorabildiği bir sistemle hayat bulur. Güçlendirilmiş parlamenter sistem, tam da bu nedenle Türkiye için hayati önemdedir. Çünkü bu sistem, toplumu temsil eden Meclis’i yeniden merkeze alır; milletin farklı kesimlerini aynı siyasal zeminde buluşturur. Etle kemiği ayırmadan, birini diğerine üstün kılmadan, hepsini aynı bedenin parçası olarak kabul eden bir devlet anlayışını kurumsallaştırır.

Atatürk’ün Ankara’yı merkez yapmasının anlamı da buradadır. Ankara, bir kişi ya da zümrenin değil; millet iradesinin başkentidir. 27 Aralık ruhu, bu tarihsel tercihin bugünkü karşılığıdır. Meclis’in güçlü olduğu, yürütmenin denetlendiği, yargının bağımsız kaldığı bir düzen; yalnızca devlet yapısını değil, toplumun iç bağlarını da güçlendirir. Çünkü adalet duygusu zedelenirse toplum çözülür; hukuk herkese eşit işlemezse et kemikten ayrılır, ortak beden zayıflar.

Güçlendirilmiş parlamenter sistemin gerçek anlamda işler hâle gelmesi için tartışılması gereken önemli bir başlık da parlamentonun yanına yeniden bir Senato eklenmesi meselesidir. Senato, doğru kurgulandığında Meclis’in alternatifi değil; onu tamamlayan, dengeleyen ve derinleştiren bir ikinci yasama aklıdır. Türkiye gibi tarihsel tecrübesi ağır, toplumsal fay hatları zaman zaman zorlanan bir ülkede; yasaların tek meclisin hızına ve günlük siyasetin baskısına bırakılmadan, ikinci bir süzgeçten geçmesi devlet ciddiyetinin gereğidir. Senato; popülizme karşı sağduyunun, aceleciliğe karşı devlet hafızasının temsilidir.

27 Aralık’ta Anıtkabir’de ortaya çıkan irade, yalnızca “Meclis güçlensin” demiyordu; akıl çoğalsın, denetim artsın, devlet kişilere sıkışmasın diyordu. Senato, bu anlamda millet iradesini zayıflatan değil; onu zamana, tecrübeye ve anayasal ilkelere yaslayarak güçlendiren bir yapıdır. Nitelikli, liyakatli ve devlet tecrübesi olan isimlerden oluşacak bir Senato; laikliği, hukukun üstünlüğünü, Cumhuriyetin kurucu değerlerini ve Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerini günlük siyasi dalgalanmalara karşı koruyan bir güvenlik supabı işlevi görür.

Bu yapı, Türk milletinin et ve kemik gibi kaynaşma talebine de doğrudan hizmet eder. Çünkü Meclis halkın nabzını tutarken, Senato devletin hafızası olur. Biri bugünü temsil eder, diğeri yarını gözetir. 27 Aralık ruhunun istediği de tam olarak budur: Hızlı ama savruk olmayan, güçlü ama denetimsiz olmayan, milli iradeye dayanan ama kuralsız olmayan bir devlet düzeni.

Bugün Türkiye’nin yaşadığı gerilimlerin önemli bir kısmı, temsil ve denetim mekanizmalarının zayıflamasından kaynaklanmaktadır. Toplumun bir kesimi kendini dışlanmış, bir kesimi yok sayılmış hissettiğinde ortak beden yara alır. 27 Aralık ruhu, bu yarılmaya karşı güçlü bir uyarıdır. Bu ruh, Türk milletinin parçalanamayacağını ve ayrıştırılamayacağını sessiz ama son derece net bir biçimde ilan etmiştir.

Atatürk’ün cumhuriyet anlayışı, güçlü bir millet ile güçlü kurumlar arasındaki dengeye dayanır. Bu denge bozulduğunda yalnızca siyaset değil, toplumsal bağlar da zayıflar. Güçlendirilmiş parlamenter sistem ve onu tamamlayan bir Senato modeli, bu yüzden geçmişe özlem değil; milletin yeniden bir ve bütün olma ihtiyacının siyasal karşılığıdır. 27 Aralık’ta Anıtkabir’de hissedilen ruh, bu bütünlüğün hâlâ mümkün olduğunu göstermiştir.

Bu noktada ülkeyi idare edenlere düşen sorumluluk açıktır ve ertelenemez durumdadır. 27 Aralık’ta Anıtkabir’de ortaya çıkan irade, yönetimde keyfîliğe değil dengeye, tek merkezli güce değil Meclis ve denetim mekanizmalarına dayalı bir devlet anlayışına duyulan ihtiyacı açıkça ortaya koymuştur. Ülkeyi yönetenler, bu sesi duymak ve Türk milletinin et ve kemik gibi kaynaşma talebine karşılık vermek zorundadır.

Yeniden güçlendirilmiş parlamenter sisteme, Meclis’i tamamlayan bir Senato ile birlikte geçiş; bir siyasi taktik ya da dönemsel hesap değil, devlet aklının, toplumsal barışın ve hukukun üstünlüğünün gereğidir. Milletin temsil edildiğini hissetmediği, denetimin işlemediği, hukukun kişilere göre eğilip büküldüğü hiçbir yönetim modeli kalıcı olamaz. Bugün yapılması gereken, 27 Aralık ruhunu bir günün hatırası olarak bırakmak değil; onu kurumsal bir düzene dönüştürecek cesareti göstermektir. Bu çağrı bir muhalefet söylemi değil; Türk milletinin tarihsel birikiminden, ortak vicdanından ve meşru beklentisinden doğan açık bir taleptir. 27 Aralık, bu talebin adıdır.

27 Aralık’tan Devlet Aklına…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin