Türk Milli Eğitim Sistemi uzun süredir günü kurtaran düzenlemelerle ayakta tutulmaya çalışılıyor.
Oysa eğitim, tamir edilerek değil, yeniden inşa edilerek güçlenir. Bu yeniden inşa da ancak iki temel üzerine oturur: bilim ve Atatürk çizgisi. Çünkü Cumhuriyet’in kurucusu eğitimi bir ideoloji alanı değil, bir akıl ve uygarlık meselesi olarak tanımlamıştı. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü, bugün hâlâ yol haritamız olmak zorundadır.
Bugün çocuklarımızın önemli bir kısmı ezbere dayalı, sorgulamayan, araştırmayan bir sistemin içinde büyüyor. Oysa Türk milletinin ihtiyacı olan gençlik; soru soran, deney yapan, düşünen, üreten, hata yapmaktan korkmayan bir gençliktir. Eğitim sistemi öğrenciyi pasif dinleyici olmaktan çıkarıp aktif araştırmacı hâline getirmedikçe ne teknoloji üretilebilir ne de güçlü bir toplum kurulabilir. Okul, sadece sınav kazandıran bir yer değil; hayatı çözmeyi öğreten bir merkez olmalıdır.
Fen liseleri bu dönüşümün lokomotifi olmak zorundadır.
Fen liseleri yalnızca yüksek puanlı öğrencilerin toplandığı binalar değil, bilim üreten merkezler hâline gelmelidir. Fizik, kimya, biyoloji ve yazılım dersleri sınıfta anlatılıp geçilen konular olmaktan çıkmalı; laboratuvarlarda proje üretilen, üniversitelerle ve sanayiyle bağlantılı çalışan alanlara dönüşmelidir. Öğrenci deney yapmalı, makale okumalı, proje yazmalı, hata yapmalı ve yeniden denemelidir.
Anadolu liseleri ise sadece akademik değil, fikri gelişimin de merkezi olmalıdır.
Felsefe, sosyoloji, tarih ve edebiyat dersleri ezberden kurtarılmalı; öğrencinin düşünmesini, tartışmasını, analiz etmesini sağlayan bir yapıya kavuşmalıdır. Atatürk’ün akılcılığı burada hayat bulmalıdır. Çünkü cumhuriyeti koruyacak olan yalnızca teknik bilgi değil, bilinçli yurttaşlık anlayışıdır.
Meslek liseleri yıllarca “ikinci sınıf okul” algısıyla ihmal edildi.
Oysa güçlü bir Türkiye, güçlü ustalar, teknisyenler ve üreticilerle olur. Meslek liseleri sanayiyle iç içe, çağın teknolojisine uyumlu, yazılım, robotik, otomasyon, enerji ve savunma sanayi alanlarında uzman yetiştiren kurumlara dönüşmelidir. Öğrenci mezun olduğunda iş arayan değil, iş üreten birey olmalıdır. Atatürk’ün “siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmazsa kalıcı olamaz” sözü burada yol göstericidir.
Sağlık okulları da aynı anlayışla yeniden ele alınmalıdır.
Hemşirelikten acil sağlık teknisyenliğine kadar tüm alanlarda öğrenciler sadece teoriyle değil, uygulama ve etik bilinçle yetiştirilmelidir. Sağlık çalışanı yalnızca meslek sahibi değil, insan hayatına sorumluluk taşıyan Cumhuriyet aydını olmalıdır.
Bu dönüşümün kalbi ise öğretmendir.
Öğretmen okulları yeniden güçlü bir yapıya kavuşturulmalıdır. Öğretmen sadece müfredat anlatan kişi değil, öğrencinin aklını açan rehber olmalıdır. Atatürk’ün öğretmene verdiği değer boşuna değildir: “Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” Eğer öğretmen bilimsel, özgür ve donanımlı değilse, sistemin geri kalanı da aksar. Öğretmen yetiştirme modeli ideolojik değil, bilimsel ve çağdaş olmalıdır.
Türk Milli Eğitim Sistemi aynı zamanda çocukları yarış atına çevirmekten kurtarmalıdır. Sınav merkezli yapı, araştırma merkezli yapıya dönüşmelidir. Öğrenci yalnızca test çözmemeli, proje üretmeli, sunum yapmalı, ekip çalışması öğrenmeli, eleştirel düşünce kazanmalıdır. Kodlama, yapay zekâ, uzay teknolojileri, biyoteknoloji ve çevre bilimleri daha küçük yaşlarda eğitimin parçası olmalıdır.
Atatürk çizgisi tam da burada anlam kazanır. Atatürk, dogmaya değil akla yaslanan bir nesil hedeflemiştir. Biat eden değil, düşünen; korkan değil, sorgulayan; ezberleyen değil, üreten bir gençlik… Türk milli eğitimi bu çizgiden uzaklaştığı her adımda güç kaybetmiştir.
Bugün mesele sadece okul sayısı artırmak değildir. Mesele, Türk milletinin çocuklarını bilimle donatmak, özgüvenle büyütmek ve Cumhuriyet bilinciyle geleceğe hazırlamaktır. Eğitim; siyasi hesapların değil, milletin bekasının konusudur.
Türk Milli Eğitim Sistemi, Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefi doğrultusunda yeniden yapılandırılmadıkça, ne ekonomik kalkınma kalıcı olur ne de toplumsal huzur sağlanır. Çünkü güçlü Türkiye’nin yolu, sınırdan değil, sınıftan geçer.











Yorumlar kapalı.