Amerika’yı uzaktan izleyince zengin sanırsın. Işıklar yanıyor, binalar yüksek, dolar yeşil… Ama yakına gelince tablo değişir. Amerika zengin değil; borçlu bir patrondur. Bakkala borcu olan esnaf gibi düşün. Borcu kabarık ama defter onun elinde. “Yarın öderim” der, çünkü herkes ona güvenmek zorundadır. ABD de öyledir.
38 trilyon dolarlık borcu var ama kimse kapıya dayanamıyor. Çünkü para onun. Daha doğrusu, paranın ölçüsünü o koyuyor. Borç / GSYH yüzde 125. Faize yılda yaklaşık 1 trilyon dolar gidiyor. Bütçe açığı 1,8 trilyon dolar. Bu rakamlarla herhangi bir ülke çoktan “krizde” sayılırdı. Ama Amerika için bu “sistem”. Borç ödenmiyor. Çevriliyor. Eski borç yeni borçla kapatılıyor.
Halk arasında buna ne denir?
“Borcu borçla kapatmak.” Normalde bu iş yürümez. Ama Amerika’da yürüyor. Çünkü dolar, dünyanın alışveriş fişi. Petrol alacaksan dolar. Ticaret yapacaksan dolar. Borçlanacaksan dolar. Dünya çalışıyor, Amerika fişi kesiyor. Amerika’nın gücü fabrikadan gelmiyor. Tezgahtan, tornadan, alın terinden hiç gelmiyor. Amerika’nın gücü, parasal hegemonyadan geliyor. Yani herkesin cebine koyduğu paranın üstünde “ABD yazmasından”.
Bu düzen bozulursa ne olur?
Bakkal defteri kapanır. Kimse “yarın öderim” lafına inanmaz. İşte o gün Amerika süper güç olmaktan çıkar, dev bir borç dosyasına dönüşür. O yüzden Amerika dünyaya demokrasi satmaz. Güven satar. Kredi satar. Ve gerektiğinde o krediyi silah gibi kullanır.
Türk milliyetçiliği burada akıllı olmak zorundadır.
Ne Amerika’ya düşmanlıkla, ne de Amerika hayranlığıyla olur bu iş. Amerika bir masal değildir, ama mucize de değildir. Amerika, borçla dönen bir çarktır. O çarkı ayakta tutan da dünyanın çalışkanlığıdır. Bizim meselemiz Amerika’nın çökmesi değil. Bizim meselemiz, o çarkın altında kalmamaktır. Çünkü tarih şunu öğretir: Borçla patron olunur, ama üretmeyen patronun sonu her zaman aynıdır. Gerisi laf kalabalığı.
Gerçek bu kadar sade.












Yorumlar kapalı.