Bazı günler vardır takvimde.
Sadece bir tarih değildir; bir hatırlayıştır, bir uyanıştır, bir yüzleşmedir.
International Women’s Day de işte böyle bir gündür.
Ama hakikati söyleyelim:
Kadının mücadelesi bir güne sığmaz.
Çünkü kadın, hayatın kendisidir.
Anadır, öğretmendir, emektardır.
Evin sessiz direği, fabrikanın görünmeyen yükü, tarlanın sabrı, milletin vicdanıdır.
O yüzden kadın meselesi, aslında insanlık meselesidir.
Bir zamanlar Anadolu’nun yoksul köylerinde, cephe gerisinde mermi taşıyan kadınlar vardı.
Sırtında bebeği, omzunda vatanın yükü…
Tarih kitapları kısa anlatır ama milletin hafızası bilir.
Çünkü bu topraklarda kadın sadece “korunacak” bir varlık olmadı.
Bu topraklarda kadın, vatanın kaderini omuzlayan bir irade oldu.
Bunun en büyük mimarlarından biri de
Mustafa Kemal Atatürk idi.
Daha dünyanın birçok yerinde kadın seçme hakkını konuşamazken,
Türk kadını sandığa gidiyordu.
Milletin kaderine imza atıyordu.
Bu yüzden Türk kadını sadece güçlü değildir.
Türk kadını tarihlidir.
Ama bugün…
Bir yanımız hâlâ eksik.
Hâlâ şiddet haberleriyle uyanıyoruz.
Hâlâ bir annenin gözyaşı düşüyor toprağa.
Hâlâ bir genç kızın hayali yarım kalıyor.
Ve insan soruyor kendine:
Bu çağda hâlâ neden?
Çünkü mesele sadece kanun değil.
Mesele vicdan.
Mesele kültür.
Mesele insan olmak.
Kadına saygı, bir slogan değildir.
Bir medeniyet ölçüsüdür.
O yüzden 8 Mart’ı kutlamak yetmez.
8 Mart’ı anlamak gerekir.
Kadının emeğini görmek gerekir.
Kadının sesini duymak gerekir.
Kadının varlığını kabul etmek değil, ona hak ettiği değeri vermek gerekir.
Çünkü kadın yükselirse toplum yükselir.
Kadın susarsa medeniyet susar.
Bugün bizim günümüz.
Ama yarın da bizim olacak.
Çünkü kadın sadece bir gün hatırlanacak bir isim değildir.
Kadın, hayatın ta kendisidir.
Ve unutmayın:
Bir milletin büyüklüğü,
kadınına verdiği değerle ölçülür.
Bugün 8 Mart.
Ama kadının onuru, mücadelesi ve direnişi
takvimlere sığmayacak kadar büyüktür.
Bir güne değil…
Bir ömre, hatta bin ömre sığar.












Yorumlar kapalı.