Bazıları “Orta Doğu uzmanı” diye dolaşıyor ortalıkta.
Harita bilgisi var, vicdan pusulası yok.
Hatay’ı alıp masaya koyuyorlar.
“Sömürgecilik” diyorlar.
Türkiye’ye parmak sallıyorlar.
İnsanın aklına ister istemez şu geliyor:
Aynaya en son ne zaman baktınız?
Sizin ülkeniz, Amerika Birleşik Devletleri, hâlâ Guantanamo Körfezi’nde üs tutuyor. Küba toprağında.
Hawaii’yi nasıl “eyalet” yaptığınızı dünya biliyor.
Porto Riko hâlâ koloni statüsünde.
Teksas sınırlarını “Manifest Destiny” masalıyla genişlettiniz.
Alaska’yı satın aldınız ama yerlilerin kaderini kimse sormadı.
Daha dün sayılır…
Irak işgal edildi.
Afganistan’da 20 yıl kaldınız.
Suriye’de petrol sahaları etrafında üs kurdunuz.
Sonra dönüp Türkiye’ye “sömürgeci” diyorsunuz.
Kusura bakmayın ama bu, tarihi bilmemek değil; seçici hafıza.
Gelelim Hatay’a.
1936’dan 1939’a…
Fransız mandası altında bir sancak.
Ama boynu bükük değil.
Hatay halkı ayağa kalktı.
Kendi meclisini kurdu.
Kendi devletini ilan etti.
Ve 1938’de, uluslararası gözlemciler önünde, Milletler Cemiyeti denetiminde sandık kuruldu.
Halkın iradesi konuştu.
Türkiye dedi.
Bu mesele masa başında çizilmiş bir harita değildir.
Bu mesele, kendi kaderini tayin hakkıdır.
Bu mesele, Mustafa Kemal Atatürk’ün hasta yatağında takip ettiği son büyük davadır.
“Hatay benim şahsi meselem” dediği meseledir.
O topraklar tankla, tüfekle alınmadı.
Diplomasiyle, sabırla, iradeyle kazanıldı.
Kan döküldü mü? Evet.
Bedel ödendi mi? Elbette.
Ama gasp edilmedi.
Bugün Hatay’da insanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşıyor.
Sandığa gidiyor.
Vergi veriyor.
Askerlik yapıyor.
Türk bayrağını dalgalandırıyor.
Buna “işgal” diyenin ya coğrafya bilgisi eksiktir ya da niyeti bozuktur.
Şimdi soralım:
Eğer mesele ilhaksa…
Golan Tepeleri geri verilmediği sürece İsrail’e ne diyeceksiniz?
Kırım için Rusya’ya hangi sıfatı kullanıyorsunuz?
Standart varsa herkese uygulayın.
Yoksa Türkiye’ye parmak sallamak kolay.
Hatay’ı diline dolayanlara tavsiyem şu:
Önce kendi tarihinizle yüzleşin.
Bizim tarihimizde emperyal manda yok.
Bizim tarihimizde ulusal irade var.
Hatay meselesi bir “yayılmacılık” hikâyesi değildir.
Bir milletin kaderini kendi belirleme hikâyesidir.
Ve şunu herkes bilsin:
Hatay, Türkiye’nin ayrılmaz parçasıdır.
Bu, hamaset değil.
Bu, tarih.
Türkiye kimseye hesap vermez.
Ama herkes bir gün kendi tarihine hesap verir.
Ve bazı topraklar vardır…
Haritada çizgi değildir.
Yürektir.
Hatay da onlardan biridir.











Yorumlar kapalı.