Ders Niteliğinde bir yazı. Atalar der ki Kıss’a dan Hisse almayanın vay haline….
Albert Einstein, 1948’de Irgun ve Lehi (Stern Çetesi) gibi Yahudi paramiliter grupları açıkça eleştirmiş ve “kendi saflarımızdan çıkan terör örgütleri” olarak nitelendirmiştir. Özellikle Deir Yassin katliamı sonrası yazdığı mektupta bu gruplarla ilişki kurmayı reddetmiştir. Aynı yıl Hannah Arendt ve diğer Yahudi aydınlarla birlikte New York Times’a yazdığı mektupta, Menachem Begin’in Irgun’dan doğan Herut partisini “terörist, sağcı, şovenist bir örgüt” ve yöntemleri bakımından “Nazi ve Faşist partilere yakın” olarak tanımlamıştır.
Netenyahu’nun yönettiği partinin geçmişi olan Irgun ve Lehi (Stern Çetesi) Ne Zaman “Terör Örgütü” İlanı edildi?
Irgun’un öne çıkan eylemleri arasında 1946 King David Oteli bombalaması yer alır. Bu gruplar İngiltere tarafından terör örgütü ilan edilmiş, bazı Yahudi aydınlar ve uluslararası kamuoyu tarafından da şiddeti nedeniyle kınanmıştır.
1948’de İsrail Devleti (İsRaEl adı ise uzun süre tartışılmıştır) kurulduktan sonra, BM arabulucusu Folke Bernadotte’nin Lehi tarafından öldürülmesi üzerine İsrail hükümeti, Eylül 1948’de “Terörizmi Önleme Kararnamesi” ile kalan Irgun ve Lehi unsurlarını terör örgütü ilan ederek dağıttı.
Irgun’un ideolojik ve örgütsel mirası, ilerleyen yıllarda Herut partisi üzerinden Likud’a ulaşmıştır. Bugün İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun liderliğindeki Likud partisi, bu tarihsel çizginin devamı olarak görülür.
Irgun, Likud’un ideolojik ve örgütsel öncülüdür. Siyasi uzantıları ile birçok devlette, parti adı altında uzantıları bulunmaktadır. Bugün Türkiye dahil Japonya ve Çin’de de ticari ve siyasi alanda birçok alana yayılarak Nazi politikasını günümüze taşımaktadırlar.
İlk idea olarak, Siyonizm’in çıkış noktası “bir devletimiz olsun ve askeri bağımsızlıkla kendi alanımızı yaratalım” iddiası üzerine olmuş ve Türk Kurtuluş savaşında İngilizlerle ortak hareket ederek, önce Yemende sonra Türkiye ve en son Filistin olmak üzere yaşam alanı temini için hareket etmişlerdir. 1948 de ise bu kuruluş Filistin üzerinde değerlendirilmiş ve ilk çalışmalarına burada başlamıştır.
Siyonizm içinde “Reformist” ve “Revizyonist/Radikal” akımlar uzun süredir tartışılmaktadır. Radikal kanat, silahlı mücadele ve toprak talebinde daha sert bir tutum benimsemiştir. Ancak bugünkü İsrail, demokratik bir devlet yapısına sahip olsa da işgal, yerleşim politikaları ve güvenlik yaklaşımları insanlık dışı olarak tarihe geçmiştir.
Tarihsel gerçek şudur: Irgun ve Lehi gibi gruplar, İsrail’in kuruluş sürecinde önemli rol oynamış, ancak aynı süreçte hem İngilizlere hem Arap sivillere yönelik şiddet eylemleri nedeniyle “terör” suçlamasıyla karşılaşmıştır. Bu grupların siyasi mirasçıları zamanla ana akım siyasete entegre olmuştur.
Burada dikkat edilmesi gereken konu, Nazi politikasının Siyonizm’e alternatif yaratmış olmasıdır. O dönemlerde Reformist Siyonizm’in içinden, Radikal Siyonizm, yani terör unsuru doğmuştur. Bu doğum, önce Yahudi diasporasını kendi içinden uzaklaştırmaya çalışan, İngilizleri ve daha sonra tüm Dünyayı, düşman unsur olarak algılamış ve ölümcül sonuçları olan eylemlerin pratiklerine odaklanarak, ilk eylemini İngiliz bürokrasisine uygulamıştır. Kendilerini; İngilizler dahil hiçbir devletin, toprak vermeyeceklerine inandırarak, düşman bir Dünya yarattıkları terör akımına odaklanarak, siyasi partiler eli ile hukuk alanında yaşam bulmaya çalışmaktadırlar.
Reformist Siyonizm’in ilk çıkış noktası Rusya’dır. Bu örgütün ilk adım attığı alan Kurtuluş savaşı öncesi Osmanlı yönetimine sızma girişimi olmuştur lakin 19. Yüzyılda ki Türk akımında yer bulamadıkları için İngiltere üzerinden devam etmişlerdir.
Revizyonist/Radikal Siyonizm ise ABD ve Almaya üzerinden hareketle, kendi içlerinden çıkan ve Dünya’ya musallat olan bir terör akımı olarak hareket etmiştir.
Netenyahu’nun vefat eden abisine ait akademi kısa vadede masum görünse de Netenyahu ile ABD de akım yaratacak, yeni girişimlere sahne hazırlamış ve Terör akımının devamı olan Irgun ve Lehi (Stern Çetesi) guruplarını, 1973’te Likud partisi olarak yasal sürece taşımış hatta kurucu ideaya ve halklarına rağmen bugünkü eylemlerine hız kazandırmıştır.
KISACASI; BUGÜNÜN İSRAİL’İ İDEOLOJİK OLARAK TEÖRİST BİR YÖNETİMDİR.
Bu gibi düşüncelere hizmet eden tüm girişimleri, bu çizgide değerlendirmek ve hizmet eden unsurları, devletlere sızmış yapıları, terör gruplarının illegal eylemi olarak değerlendirmek gerekmektedir.
Tüm dünyanın ulusal alanda hukuk mücadelesi vermesi, insanlık adına yapılacak en büyük hizmet olacaktır.
Kendine düşman sistem yaratan ikircikli ortamda seçim psikolojisine zorlanan halk, duruma nasıl bakmalı?
Radikal Siyonizm ve Reformist Siyonizm’in en derinine bakmakla başlamak gerekli. İş bu gerçekliğe, ABD’nin bir İngiliz ayak takımı yapım şirketi olduğunu bilerek başlamalı.
İngiliz’lerin içinde çıkan Yahudi ayaklanması ile kurulan ABD’nin her hâlükârda İngiliz Yahudi diasporasına hizmeti tartışılmaz bir gerçek. Bu hakikatte, 19. Yüzyılda Ermenistan’da kurulacak olan Kürdistan projesinde Ermenistan üzerinde hak iddia eden ABD ile anlaşamayan İngiliz yönetimi, Ermenistan’ın bir parçasını Kürdistan yaparak sözde Kürt dedikleri çetelere devlet sözü vermesi ve akabinde Yahudilere toprak sözü vermesi ile başlayan bir sürecin varlığını bilmek gerekli.
Her alanda ve her anlamda Türk’lere, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yenilmelerine rağmen bu anlayış, 100 yıldır verdiği bu sözü tutmaya çalışan bir çabanın eseridir.
Gel gelelim bu anlayışın eylemcileri olan Ermenistan, Kürt çeteler ve İsrail’li örgütleri, ön tanımı Radikal ve Reformist olan iki ayrı alanda birbirlerine düşman algısı yaratarak, sistemin bir ucunda -sözde- masum, bir ucunda ise terörist bir algı yaratmıştır.
Reformist akım, savaşmadan sömürü ve savaşmadan politik istila mantığında ilerlerken, Radikal dedikleri akımdan çıkan çetelere parti kurma hakkı vererek, daha sert ve “ne İngilizler ne de dünyada herhangi bir ülke bize toprak vermeyecek” diyerek Ermeni ve Kürt terör örgütleri yaratarak sistemi maniple etmektedirler.
İş bu akıl işte ve eylemde bugün dünyayı son kaos haline getirerek “Kaos dursun da ne olursa olsun” dedirtecekleri “cehennemden çıkış bileti” yaratarak, her zaman yaptıkları gibi kötülüğe teslim edilmiş bir yönetimi başa getirmek istemekteler.
Şimdi düşünün Dünyanın reddettiği 3 çete ülke kimdir?
1/Ermenistan terörü 2/İsrail terörü 3/Kürt terörü…. Son gelinen kertede ya bu 3 terör grubu ABD egosunu ve İngiliz sinsiliğini yanına alarak Avrupa ülkelerine ders olacak bir durumda yok olacak ya da dünya da son kalan insan Türk, bayrağını en üst tepeye dikerek can verecek.
Türk der ki; Ülke mi almak istiyorsun? Mertçe savaş… Sinsice savaşmak kazanmak değil, takva kıyafeti ile aldatmaktır. Aldatmak hukuki kazanım değildir ve asla legal olarak değerlendirilmeyecektir.
Ve Türk her şeye rağmen, evrensel hukukun tek, ilk ve son temsilcisi olarak sonsuza dek yaşayacaktır.












Yorumlar kapalı.