Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihsel çöküşü, savaş meydanlarındaki yenilgilerden çok, içeriden kemiren kapitülasyonlar gibi sinsi mekanizmalarla şekillendi. Bu olguyu tarihsel bir perspektiften ele alarak, bir devletin egemenliğini nasıl kendi elleriyle yabancı güçlere teslim ettiğini ve nihayetinde Lozan Antlaşması’yla bu zincirlerden nasıl kurtulduğunu anlayalım.
Kapitülasyonlar, başlangıçta ticari bir araç olarak görülse de, Batı’nın emperyalist hırslarının Osmanlı’nın zayıflıklarıyla buluştuğu bir politik silaha dönüştü.




Kapitülasyonların Doğuşu: Stratejik Hata mı, Emperyalist Tuzak mı?
Kapitülasyonlar, Avrupalı devletlerin vatandaşlarının Osmanlı topraklarında kendi yasalarına tabi olma ayrıcalığı olarak tanımlanıyor. Kökeni, Ortaçağ’daki İtalyan kent devletlerinin Bizans’la yaptığı anlaşmalara, örneğin 1111’de Piza’ya tanınan ticaret kolonisi imtiyazına dayanıyor. Osmanlı’da bu süreç, 1352’de Cenova’ya verilen şap tekelinden itibaren başlıyor. Kritik bir ayrıntı: Osmanlı, kuruluş ve yükseliş dönemlerinde, güçlü askeri ve iktisadi yapısı sayesinde kapitülasyonları bir “diplomatik araç” olarak kullandı. Örneğin, Orhan Bey’in Cenova’ya 1352’de verdiği imtiyaz, Venedik’e karşı müttefik kazanma amacı taşırken, hazineye vergi geliri sağlıyordu.
Politik bir perspektiften bakıldığında, bu “masum” başlangıç, Osmanlı’yı emperyalist bir tuzağa sürükledi. Kapitülasyonların verilme nedenlerini üç başlıkta açıklayalım: Yasaların kişiselliği ilkesi (yabancıların kendi yasalarına tabi olması), İslam hukukunun gayrimüslimlere yaklaşımı ve siyasi-mali çıkarlar. İslam hukukunun, Müslüman olmayanlara kendi yasalarını uygulama izni vermesi, dinsel hoşgörü gibi görünse de, Batı tarafından bir sömürü aracı haline getirildi. Daha da çarpıcı bir detay: Gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarının (zimmilerin) bu ayrıcalıklardan faydalanmaya başlaması, imparatorluğun etnik ve dini birliğini tehdit ederek yıkılışında “en büyük etken” oldu. Politik açıdan bu, Batı’nın kapitülasyonları yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda Osmanlı’yı içten parçalamak için bir “Truva atı” olarak kullandığını gösteriyor. Emperyalizmin klasik taktiği burada devreye giriyor: Zayıflıkları bul, böl ve yönet.

Üç Dönem, Üç Yıkım: Kapitülasyonların Evrimi
Kapitülasyonların Osmanlı’daki gelişimini üç dönem: Sınırlı (1352-1535), Geniş Kapsamlı (1535-1740) ve Sürekli (1740-1923). Bu ayrım, Osmanlı’nın egemenlik kaybının politik kronolojisini netleştiriyor.
- Sınırlı Kapitülasyonlar Dönemi (1352-1535): Bu dönemde, Fatih Sultan Mehmet’in Ceneviz ve Venedik’e verdiği nişanlar, II. Bayezid’in Napoli ve Fransa’ya tanıdığı imtiyazlar gibi örnekler, kapitülasyonların “karşılıklı fayda” üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Yazı, bu ayrıcalıkların bölgesel veya konu bazlı olduğunu ve Osmanlı’nın en güçlü döneminde zarar yaratmadığını vurguluyor. Politik açıdan, bu dönem Osmanlı’nın “yumuşak güç” stratejisini yansıtıyor: Batılı devletleri dengelemek ve ticareti teşvik etmek. Ancak, Batı’nın yükselişiyle bu denge bozulmaya mahkûmdu.
- Geniş Kapsamlı Kapitülasyonlar Dönemi (1535-1740): Kanuni Sultan Süleyman’ın 1535’te Fransa’yla yaptığı 15 maddelik anlaşma, bir dönüm noktası. Fransızlara gümrük eşitliği, yargı bağımsızlığı, din özgürlüğü ve Akdeniz’de koruma hakkı tanındı. Yazının altını çizdiği şok edici bir detay: Bu anlaşma, sonraki padişahları bağlama zorunluluğu getiriyor – Osmanlı’nın egemenliğini ipotek eden bir hata. Fransa, “en imtiyazlı devlet” statüsüyle Doğu’da Katoliklerin koruyucusu oldu. Ardından İngiltere (1580, III. Murad dönemi), Hollanda (1612), Rusya (1774 Küçük Kaynarca Antlaşması) ve hatta ABD (1830) gibi devletler kapitülasyon kervanına katıldı. 1838 Balta Limanı Antlaşması’yla İngiltere’nin kopardığı imtiyazlar, Osmanlı ekonomisini yabancı tahakkümüne açtı. Politik yorum: Bu dönem, Osmanlı’nın “hasta adam” etiketini kazandığı süreçtir. Kapitülasyonlar, bir “hediye” olmaktan çıkıp, Batı’nın dayatmasıyla bir “zorunluluk” haline geldi.
- Sürekli Kapitülasyonlar Dönemi (1740-1923): I. Mahmud’un 1740’ta Fransa’yla yaptığı anlaşma, kapitülasyonları kalıcı hale getirdi – her padişahı bağlayıcı bir yükümlülükle. Yazı, Osmanlı’nın bu anlaşmadan dönme çabalarının, güç kaybı nedeniyle başarısız olduğunu vurguluyor. Bu, egemenlik erozyonunun zirvesi. Kaldırılış, 1914’te I. Dünya Savaşı’nın başında tek taraflı bir ilanla denense de, Sevr Antlaşması (1920) ile kapitülasyonların yeniden dayatılması gündeme geldi. Nihai zafer, 1923 Lozan Antlaşması’yla geldi. Politik açıdan, Lozan, Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçilik ilkesinin zaferi: Yazı, kapitülasyonların kaldırılışını Atatürk’ün milliyetçilik ve halkçılık ilkeleriyle bağdaştırıyor, yabancıların Türk yasalarına tabi olmasını bir egemenlik manifestosu olarak sunuyor.
Yıkımın Üç Yüzü: Adli, Ticari ve İdari Felç
Kapitülasyonların Osmanlı’yı adli, ticari-mali ve idari alanlarda nasıl felç ettiğini detaylandırması. Bu, emperyalizmin bir devleti nasıl içten çürüttüğünün somut bir portresi.
- Adli Etkiler: Yabancılar, konsolosluk mahkemelerinde yargılanıyor; Osmanlı mahkemeleri sınırlı yetkiye sahip. Yazı, aynı tebaadan yabancılar arası davalarda konsoloslukların mutlak hakimiyetini, Osmanlı-yabancı davalarda tercüman zorunluluğunu ve hatta hapis cezalarının yabancı ülkelerde çekildiğini vurguluyor. Örneğin, 1535 Fransa anlaşması, Fransızların Osmanlı mahkemelerinde konsolosluk tercümanı olmadan yargılanamayacağını şart koşuyor. 1867 nizamnamesiyle taşınmaz davaları Osmanlı mahkemelerine bırakılsa da, genel dokunulmazlık egemenliği zedeliyor. Politik yorum: Bu, “ülkesellik” ilkesinin “kişiselliğe” yenilmesi – Batı’nın yargı sömürgeciliği, Osmanlı’yı kendi topraklarında aciz bırakıyor.
- Ticari-Mali Etkiler: Yabancılar serbest ticaret, düşük gümrük vergileri (%5’e kadar) ve mal güvenliği ayrıcalığına sahipti. Yazı, Osmanlı vatandaşlarının ticaret hayatından dışlanmasını, yabancı sermayenin bankacılık ve madencilik gibi sektörlerde tekel oluşturmasını detaylandırıyor. Osmanlı’nın son dönemlerinde bankaların tamamen yabancı kontrolüne geçtiği belirtiliyor. Politik açıdan, bu, Osmanlı ekonomisinin “sömürgeleşmesi”dir: Yerli tüccarlar rekabet edemez hale geldi, hazine yabancı bağımlılığına sürüklendi. 1838 Balta Limanı Antlaşması, bu kapitülasyonların ekonomik tahribatının zirvesi olarak öne çıkıyor.
- İdari Etkiler: Yabancılar, topluluk oluşturma, yönetici seçme ve okul açma hakkı kazandı. Yazı, yabancı okulların toplum hayatını olumsuz etkilediğini vurguluyor – bu, kültürel emperyalizmin bir aracı. Örneğin, ev ve işyerlerinin aranması için konsolosluk izni şartı, Osmanlı güvenlik güçlerini etkisiz kıldı. Politik yorum: Kapitülasyonlar, Osmanlı’yı bir “yarı-sömürge” haline getirdi; idari ayrıcalıklar, bağımsızlık ilkesini doğrudan çiğnedi.
Lozan’ın Zaferi: Emperyalizme Karşı Millî İrade
Yazının finalinde, kapitülasyonların kaldırılışı, Osmanlı’nın bağımsızlık mücadelesinin dönüm noktası olarak sunuluyor. 1856 Paris Kongresi’nde kaldırma girişimleri başarısız olurken, 1914’teki tek taraflı ilan, Fransa, İngiltere, İtalya ve hatta müttefik Almanya tarafından protesto edildi. 1920 Sevr Antlaşması, kapitülasyonları yeniden dayatma girişimiydi; ancak 1923 Lozan Antlaşması, bu zincirleri kesin olarak kırdı. Yazı, bu zaferi Atatürk’ün milliyetçilik ve halkçılık ilkeleriyle ilişkilendiriyor: Yabancıların Türk yasalarına tabi olması, egemenliğin yeniden tesisiydi. Sık sorulan sorular bölümü, bu noktayı netleştiriyor: Kapitülasyonların kaldırılması, milliyetçilik ilkesinin bir zaferi; kanun önünde eşitlik ise halkçılıkla açıklanıyor.
Günümüz için Dersler: Egemenlik ve Bağımsızlık
Politik bir makale olarak, kapitülasyonlar, emperyalizmin zayıf devletleri içten çökertme stratejisinin bir örneği. Osmanlı’nın trajedisi, bugünün gelişmekte olan ülkelerine bir uyarı: Egemenlik, ekonomik, adli ve idari bağımsızlıkla korunur. Kapitülasyonlar, Batı’nın “yumuşak güç” maskesi altında nasıl tahakküm kurduğunu gösteriyor. Lozan, bu zincirleri kıran millî iradenin simgesi. Yazının mesajı açık: Bağımsızlık, taviz vermemekle mümkündür; aksi halde, tarih tekerrür eder. Bu, yalnızca Osmanlı’nın hikâyesi değil; evrensel bir bağımsızlık manifestosudur.
Derliyo.com / kapitulasyonlarin-osmanli-devletine-etkileri / Ali Erdemir


Yorumlar kapalı.