Bugün ilginç bir şey yaşadım, Kocaeli Cumhuriyet savcılığının hakkımda yürüttüğü bir soruşturma kapsamında, uzlaştırıcı tarafından bana tebligat gelmiş, aradım uzlaştırmacı avukatı konu nedir? diye.. daha önce mala zarar verdiğim gerekçesiyle başlatılan bir soruşturma için olduğunu öğrendim. Normalde hiçbir savcı somut delil olmadan, ciddi ve şüpheden uzak bir kanıt olmadan böyle bir soruşturma açmaz bu işin hikmeti nedir? diye düşündüm. Sonra şikayetçi olan avukatı araştırdım. Bu köşe yazısına kadar giden süreç böyle başladı. Sanırım adalet birilerinin elinde.. özelliklede Kocaeli’de.
*Konu ile ilgili basında yer alan haber linklerini aşağıda paylaştım.
Diplomam Sahte, Adaletim “Şahsi”!
Hani hep deriz ya; “Okuyup da ne olacaksın, bir dayın olsun yeter” diye…
Meğer biz meseleyi çok yanlış anlamışız.
Artık “dayı” yetmiyor, “gelin” olmak, “yakın” olmak, “seçime üç gün kala birilerinin listesine sızmak” gerekiyor.
İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in belgeleriyle ortaya koyduğu tabloya bakın: Eski AK Parti Milletvekili Emine Zeybek’in gelini, Gazi Üniversitesi mezunuymuş gibi sahte bir diplomayı dosyasına koyuyor, seçime ramak kala “bir gecede” sözleşmeli memur yapılıyor.
Üniversiteye soruluyor; “Bizde böyle bir öğrenci hiç olmadı” cevabı geliyor.
Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. Bu memlekette binlerce genç, dirsek çürüterek, uykusuz gecelerle, KPSS stresiyle bir kadro hayali kurarken; birileri sahte kağıt parçalarıyla devletin kapısından içeri “VIP” giriş yapıyor. Üstelik bu kişi, yargılandığı davada tam 10 yıl ceza alıyor.
Buraya kadar her şey “olağan” bir usulsüzlük gibi görünebilir. Ama asıl can yakıcı kısım sonrası…
10 yıl ceza almış bir isimden bahsediyoruz. Hürriyet soruyor, biz de soralım: Bu kişi bir gün olsun gözaltına alındı mı? Bir gün olsun demir parmaklık arkasını gördü mü? Onca sahte evrak, onca haksız kazanç ve yargı kararına rağmen neden hala dışarıda?
Eğer bu sahteciliği bir muhalif belediyenin personeli yapsaydı, sülalesini sabah operasyonuyla toplamazlar mıydı? Kayyum çanları belediyenin tepesinde çalmaz mıydı?
Mesele suçun şahsiliği değil, adaletin “kişiye özel” hızıdır. Bir tarafta fikir beyan ettiği için şafak baskınıyla alınanlar, diğer tarafta sahte diplomayla devletin kasasına el uzatıp 10 yıl ceza almasına rağmen elini kolunu sallayarak gezenler…
Emine Hanım vaktiyle “Suç şahsidir, araştırmadan beni karalamayın” demişti. Doğru, suç şahsidir ama o koltuklar, o mevkiler ve o nüfuzlar “aile boyu” koruma kalkanı olarak kullanılıyorsa, orada şahsilikten değil, bir sistem sorunundan bahsedilir.
Liyakat can çekişiyor, adalet ise sadece “bazıları” için tecelli ediyor. Biz de kenardan izliyoruz; bakalım bu tiyatroda perde ne zaman kapanacak? Yoksa “sahte” mutluluklar, “gerçek” adaleti yutmaya devam mı edecek?






Yorumlar kapalı.