Özgür Doğan YILMAZ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yargı
  4. Yargıdaki Rüşvet Çarkı: Yüksel Kocaman Rüşvet Skandalı, İsmail Uçar’ın İtirafları, HSK’nın Koruma Duvarı ve Basın Ayağı İddiaları

Yargıdaki Rüşvet Çarkı: Yüksel Kocaman Rüşvet Skandalı, İsmail Uçar’ın İtirafları, HSK’nın Koruma Duvarı ve Basın Ayağı İddiaları

Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman rüşvet skandalı patladı! MASAK raporu, İsmail Uçar itirafları, HSK koruma duvarı ve basın ayağı iddiaları tek tek ortaya çıkıyor.

featured
Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman rüşvet skandalı patladı! MASAK raporu, İsmail Uçar itirafları, HSK koruma duvarı ve basın ayağı iddiaları tek tek ortaya çıkıyor.
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye’de yargı rüşveti, suç örgütü bağlantıları, HSK skandalları ve medya-mafya ağı tartışmaları her geçen gün daha da derinleşiyor. Yargıtay Üyesi ve eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman‘ın adı, suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan‘ın kara para aklama dosyasındaki MASAK raporlarında açıkça yer alıyor. Somut dekontlar, banka hareketleri ve tanık beyanları varken neden etkili bir soruşturma açılmıyor? Neden Yüksel Kocaman hâlâ görevde ve tutuklanmıyor? Bu sessizliğin arkasında, yargıdaki çürümeyi yıllardır işaret eden İsmail Uçar‘ın HSK dilekçesi, HSK’nın kendi içindeki yapısal sorunlar ve son duruşmada polis ifadeleriyle iş insanı Öncü Sönmez‘in ifşalarıyla ortaya çıkan medya-mafya ağı yatıyor.

Adalet terazisi paslanmışken, çark nasıl dönüyor? Bu soru, Türkiye’nin yargı sistemindeki yapısal çürümeyi özetliyor.

MASAK Raporu ve BMW Skandalı: Somut Deliller Ortada

Ayhan Bora Kaplan soruşturması kapsamında hazırlanan MASAK raporları ve emniyet tutanaklarına göre, Kaplan’ın asistanı Sevda S.‘nin hesabından 2 Ekim 2019 tarihinde şu ödemeler yapıldı:

  • Yüksel Kocaman araç kaporası” → 5.000 TL
  • Yüksel Kocaman araç bedeli” → 338.650 TL

Bu ödemeden sadece bir gün sonra (3 Ekim 2019), Yüksel Kocaman adına lüks BMW 3.20 modeli araç tescil edildi. Ardından Mart 2020’de 150 bin TL fark ödenerek araç BMW 5.20 modeline yükseltildi. Dönemin Ankara Başsavcısı maaşı yaklaşık 15 bin TL iken, organize suç örgütü bağlantılı bir hesaptan gelen bu yüklü para akışı nasıl açıklanabilir?

Dosyada ayrıca, Kaplan’a yakın isimlerden “kira bedeli” adı altında Kocaman’a düzenli ödemeler yapıldığı MASAK raporlarıyla belgelenmiş durumda. Gizli tanık Serdar Sertçelik‘in ifadeleri ve emniyet araştırması da bu iddiaları doğruluyor. Kocaman’ın Ankara Başsavcısı olduğu dönemde Kaplan hakkındaki 8 soruşturmadan 7’sinin kapatıldığı iddiaları da cabası.

Bu kadar net delile rağmen sessizlik sürüyor. Peki neden?

İsmail Uçar’ın HSK Dilekçesi: Bekir Altun’un Akrabalık Zırhı ve “Erişim Engeli” Borsası

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar, 6 Ekim 2023 tarihinde Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) gönderdiği 24 sayfalık dilekçede yargıdaki derin çürümeyi açık açık ifşa etti.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar, 6 Ekim 2023 tarihinde Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) gönderdiği 24 sayfalık dilekçede yargıdaki derin çürümeyi açık açık ifşa etti.

“Kimi yargı mensupları her türlü kirli işi yapmayı kendinde hak görmeye başladı. Uyuşturucu gibi kötü bir melaneti hoş gören, örgüt elebaşlarını yargılama yapmadan salıveren örgütlü ya da örgütsüz yapılar çökertilmeli.” — İsmail Uçar

Uçar’ın dilekçesinde rüşvet, usulsüz tahliyeler ve kirli ilişkilerle anılan en kilit isimlerden biri, dönemin İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı Bekir Altun‘du. Altun, sadece adliyedeki komisyon başkanlığı gücünü kullanarak iş takibi ve usulsüz tahliyelere zemin hazırlamakla suçlanmadı; aynı zamanda para karşılığı haberleri sildiren bir “erişim engeli borsası” kurmakla da itham edildi. Hatta kendi hakkındaki yolsuzluk ve rüşvet iddialarını konu alan ödüllü haberlere bile jet hızıyla erişim engeli getirterek sistemi kendi lehine kullanmaktan çekinmedi.

Peki bu çığlık sonrası ne oldu? İddiaların büyüklüğüne rağmen Bekir Altun yargılanmak veya ihraç edilmek bir yana, 2025 yılı başında Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı‘na atanarak adeta ödüllendirildi. Rüşvet ve yolsuzluk suçlamalarının merkezindeki bir isim nasıl bu kadar “dokunulmaz” olabiliyor?

Kulislerde ve kamuoyunda bilindiği üzere, bu dokunulmazlığın sırrı Bekir Altun’un Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile olan akrabalık bağlarında yatıyor. Sistem, bu akrabalık zırhı sayesinde kendi içindeki çürümeyi temizlemek yerine, şikayet edilenleri tasfiye etmeyi reddediyor; rüşvet ağıyla suçlanan birini, geleceğin hakim ve savcılarını eğitecek olan Akademi’nin en tepesine yerleştirmekte beis görmüyor. Şikayet eden İsmail Uçar ise “sus payı” gibi bir atamayla Yargıtay üyeliğine terfi ettirilerek denklem dışına itildi.

HSK’nın Çifte Standardı: Çakmak’a İhraç, Gürlek’e Makam

HSK, hakim ve savcı atamaları ile disiplin soruşturmalarından sorumlu kurum olarak, son yıllarda adaleti tesis etmekten ziyade “koruma kalkanı” ve “cezalandırma aygıtı” olarak işlev görüyor. Rüşvet iddialarında adı geçenler koltuklarını korurken, sistemin tekerine çomak sokanlar anında eziliyor.

Bunun en acımasız örneği Hakim Ahmet Çakmak‘tır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına YSK nezdinde yasal hakkını kullanarak itiraz eden Çakmak, HSK tarafından adeta hedefe kondu. Peş peşe asılsız soruşturmalar geçirdi, defalarca sürüldü ve en nihayetinde meslekten ihraç edildi. Anayasayı savunan bir hakim mesleğinden edilirken, mafya liderlerinden BMW parası aldığı belgelenenler yargının zirvesinde nasıl oturabiliyor?

Yargıdaki bu çarpık liyakat sisteminin bir diğer ödüllendirilen ismi ise Akın Gürlek. Siyasi davalarda (Canan Kaftancıoğlu, Selahattin Demirtaş, Enis Berberoğlu, Şebnem Korur Fincancı) iktidarın tam istediği kararları vererek “seyyar hakim” unvanını alan Gürlek, önce Adalet Bakan Yardımcılığı’na, ardından da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na kadar yükseltildi. Kamuoyunda ve basında, Gürlek’in kısa sürede edindiği açıklanamayan mal varlığı, lüks gayrimenkulleri ve dudak uçuklatan borsa hareketleri defalarca gündeme geldi. Maaşı belli olan bir kamu görevlisinin bu devasa servete nasıl ulaştığı sorusu havada asılı dururken, hakkında tek bir soruşturma açılmaması liyakatin değil, sadakatin ödüllendirildiğinin en net kanıtıdır.

Basın Ayağı: Şimşek, Şener ve Öncü Sönmez İfşaları

Ayhan Bora Kaplan soruşturmasının son duruşmalarında soruşturmayı yürüten polislerin savunmasıyla işin medya ayağı da ifşa oldu. Dönemin Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, mahkemede şu sarsıcı ifadeleri verdi:

“Bunların üst akılları var… Gazetecileri de ayarlayabiliyorlar. İsim de veriyorum; Abdurrahman Şimşek, Nedim Şener… Örgütün savcısı var, çalıştığımız savcı örgütle bağlantılı çıktı. Başsavcıya araba almışlar.”

Murat Çelik’in işaret ettiği isimler tesadüf değil. Nedim Şener, geçmişte FETÖ kumpaslarıyla hapis yatmışken bugün iktidarın ve devlet içindeki belli kliklerin amansız sözcülüğünü yapmakla eleştiriliyor. Sabah Gazetesi İstihbarat Şefi Abdurrahman Şimşek ise yıllardır emniyet ve yargı içinden sızdırılan “özel” dosyalarla, rakipleri tasfiye eden operasyonel habercilik yapmasıyla biliniyor.

Abdurrahman Şimşek’in ismi son olarak iş insanı Öncü Sönmez‘in kan donduran ifşalarıyla çok daha karanlık bir noktaya taşındı. Sönmez; Şimşek’in kendisine henüz resmi bir suçlama veya dava dahi yokken sahte yakalama kararları göstererek şantaj yaptığını iddia etti. İfşalara göre Şimşek; yeraltı dünyasından Ali Uzun ve yargı dünyasından Akın Gürlek gibi isimlerle birlikte hareket ederek iş insanlarının mallarına çökmeye çalışan mafya-medya-yargı çetesinin kilit bir “tahsildarı” gibi davranıyordu. Bir gazetecinin, iş insanlarını sahte tutuklama kararlarıyla tehdit edip milyonlarca liralık haraç ağına dahil olması tek kelimeyle bir skandaldır.

Normal bir hukuk devletinde savcılar derhal harekete geçer, bu isimleri ifadeye çağırır, mafya ve yargı ile olan HTS kayıtları ile para trafikleri saniye saniye incelenirdi. Ancak onca iddiaya ve doğrudan ifşaya rağmen ne Şimşek ne de Şener bugüne kadar ifadeye çağrılmadı. Neden korkuluyor? Bu gazetecilerin konuşması halinde uçların hangi siyasilere veya yargı devlerine uzanmasından endişe ediliyor?

Adalet Kime Emanet?

Adalet Kime Emanet?

Bu ülkede yargı bağımsızlığı artık sadece kitaplarda kalan bir kavram. Bir Yargıtay üyesi suç örgütü dosyasıyla bu kadar iç içe geçmişken, dürüst hakimler anayasayı savundukları için meslekten atılıyorken ve rüşvetle suçlananlar akrabalık bağları sayesinde Adalet Akademisi’nin başına getiriliyorken, sıradan bir vatandaşın adalete güvenmesi mümkün mü?

Sistem kendini koruma refleksiyle hareket ediyor. Yüksel Kocaman‘ın BMW dekontları, İsmail Uçar‘ın HSK dilekçesi, Bekir Altun‘un koruma kalkanı, Ahmet Çakmak‘a yapılan zulüm, Akın Gürlek‘in açıklanamayan serveti ve Öncü Sönmez‘in şantaj ifşaları birbirinden bağımsız değildir. Hepsi aynı paslı çarkın dişlileridir.

Bu çark gerçekten Yargıtay’da mı bitiyor, yoksa daha yukarılarda – siyaset, emniyet ve basın üçgeninde mi himaye ediliyor? Zaman, somut delillere rağmen gazetecileri, hakimleri ve savcıları koruyanların aslında çarkın bizzat sahibi olup olmadığını gösterecek.

Yargıdaki Rüşvet Çarkı: Yüksel Kocaman Rüşvet Skandalı, İsmail Uçar’ın İtirafları, HSK’nın Koruma Duvarı ve Basın Ayağı İddiaları
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin