Bir ara konuşuluyordu.
Sonra sustuk.
Basına yansıyan iddialara göre yüzlerce sahte diploma…
Ardından sınav yolsuzlukları…
Sonra uyuşturucu baskınları…
Sanal kumar operasyonları…
Ve bir anda, “fenomen” diye parlatılan hayatlar…
Hepsi aynı zaman diliminde. Hepsi aynı ülkede.
Tesadüf mü? Değil.
Bu, bir çürüme haritasıdır.
Soruyorum: Sahte diplomalar konuşulurken neden dosyalar buharlaştı?
Sınav yolsuzlukları gündeme geldiğinde neden sonuçları netleşmedi?
Uyuşturucu baskınlarında yakalananlar neden kısa sürede unutuldu?
Sanal kumarla gençlerin hayatı sömürülürken, kimler zenginleşti?
Ve en acısı… Henüz hayata tutunamamış bebeklerin bile istismar edildiğine dair basına yansıyan yeni doğan çetesi iddiaları…
Bu ülke ne ara, emaneti bu kadar ucuzlatan bir yere sürüklendi?
Bir yanda gece yarısı operasyonları…
Bir yanda milyonluk arabalarla sergilenen “başarı hikâyeleri”…
Bir yanda “soruşturma var” cümleleri…
Öte yanda sosyal medyada alkışlanan bir hayat tarzı…
Fenomenlik artık emekle değil, utanmazlıkla ölçülüyor.
Ve toplum, farkında olmadan şuna alıştırılıyor: “Yakalanırsan konuşulur, yakalanmazsan rol modelsin.”
Bu, bir ahlâk krizi değil sadece; bu, devlet otoritesi meselesidir.
Uyuşturucu, sadece madde değildir. Bir milletin gençliğini çalar.
Sanal kumar, sadece oyun değildir. Bir ailenin sofrasını eksiltir.
Sahte diploma, sadece kağıt değildir. Gerçek emeği öldürür.
Ve bütün bunlar, “fenomen” kılıfıyla meşrulaştırıldığında çürüme hızlanır.
Türk devleti, tarihi boyunca “hesap soran” bir devletti.
Ama hesap sorulmadığında ne olur biliyor musunuz?
Kürsü kirlenir. Sınav adaleti çöker. Sağlık sistemi tartışmalı hâle gelir. Gençlik zehirlenir. Toplum rol modelini kaybeder.
Sonra da şu soru gelir: “Bu ülke neden yoruldu?”
2026’ya giriyoruz. Takvim değişiyor. Ama eğer; Sahteyle gerçek ayrılmıyorsa, Suç ile şöhret arasındaki çizgi siliniyorsa, bir bebeğin hayatı bile sistem açığına kurban edilebiliyorsa…
Bu sadece bir yıl meselesi değildir. Bu, istikamet meselesidir.
Türk milliyetçiliği; yüksek sesle bağırmak değil, yüksek ahlâk talep etmektir.
Devleti sevmek, onu hatasız sanmak değil; onu çürümeden korumak istemektir.
Bu yazı bir suçlama değildir.
Bu yazı, bir uyanma çağrısıdır.
Çünkü bir millet, uyuşturucuya, kumara, sahte şöhrete, sahte diplomaya alıştığı gün kaybeder.
Umarım 2026; Fenomenin değil, emeğin konuşulduğu, Şovun değil, adaletin alkışlandığı, Bir bebeğin nefesinin bile kutsal sayıldığı bir yıl olur.
Umarım…
Çünkü bu millet, susarak değil, hesap sorarak ayakta kalır.












Yorumlar kapalı.