Esaret, sadece bedenin değil, karakterin de sınandığı yerdir.
Amersfoort Toplama Kampı’nda bu insanlar sistemli bir baskıya maruz kaldı. Açlık, aşağılanma ve belirsizlik…
Bazı tanıklıklara göre, bu esirlerin çözülüp çözülmeyeceği özellikle gözlemleniyordu.
Bu anlatıların her detayı tartışılabilir.
Ama şu tartışılmaz: İnsana en çok neyin yakıştığı, en zor anında ortaya çıkar. Ve onlar, o en zor anda birbirine düşmedi.
Paylaştılar.
Bunu büyük cümlelerle anlatmaya gerek yok. Çünkü bazen bir parça ekmeğin bölünüşü, bir milletin karakterini anlatmaya yeter.
Kurşunların Gerekçesi, 9 Nisan günü 101 kişi seçildi.
Resmî gerekçe: disiplinsizlik.
Gerçek neden: boyun eğmemek.
Almanya için bu insanlar kontrol edilmesi gereken esirlerdi.Sovyetler Birliği için ise esir düşmüş askerler zaten şüpheliydi.
Yani onlar, iki güç arasında sıkışmıştı. Ama hiçbirine benzemediler. İşte bu yüzden ortadan kaldırıldılar.
Asıl Kaybolan Ne?
Bugün bu olay neden geniş kitlelerce bilinmez?
Çünkü tarih sadece yaşananlarla değil, anlatılanlarla var olur. Anlatılmayan her şey, zamanla yok olur.
Bu 101 insanın mezarı var. Ama hikâyesi yok. Ve bir millet için en büyük kayıp, mezarsız kalmak değil…
Hikâyesiz kalmaktır.
Son Söz
Amersfoort Toplama Kampı’nda kurşuna dizilen o insanlar, bir savaşın istatistiği olarak kalabilirdi. Ama öyle olmadı. Onlar, zor zamanda insan kalmanın ne demek olduğunu gösterdi.
Bugün mesele onları yüceltmek değil.
Mesele şu soruyu sormak: Aynı şartlarda biz ne yapardık?
Çünkü onları kurşun öldürdü. Ama eğer biz unutursak…asıl o zaman kaybolurlar.












Yorumlar kapalı.