Türk’ün ahlâkı, kamera önünde öğrenilmedi.
Türk’ün edebi, reyting tablolarında yazılmadı.
Biz, töreyi kanunlardan önce bilen bir milletiz.
Devleti kurmadan evvel duruş kurmuş, bayrak asmadan önce haysiyet asmış bir irfanın çocuklarıyız.
Şimdi ekrana bakıyoruz: Başkasının nikâhını çiğneyip “kocam” diyen bir kadın…
Kendi karısına diz çöken, yalvarmayı erdem sanan bir erkek… Ve adına “toplumsal gerçeklik” dedikleri bu seyirlik utanç.
Bu, Türk töresinde yoktur.
Türk’te kadın, iffetini pazarlık masasına koymaz.
Türk’te erkek, onurunu ayaklar altına alıp merhamet dilenmez.
Türk’te mahremiyet, panayırda teşhir edilmez.
Türk’te aile, reyting uğruna lime lime edilmez.
Bunlar bize ait değil.
Bunlar bizim kültürümüz değil, ithal bir çürümedir. Törede erkek, susarak da dik durur.
Törede kadın, sessizliğiyle bile sınır çizer. Çünkü Türk ahlâkı, bağırarak değil; utanarak kendini korur.
Ama şimdi utanmak “geri kafalılık”…
Arsızlık ise “cesaret”.
Allah’tan korkmanın yerini, kuldan alkış beklemek aldı.
Hayânın yerini, spot ışıkları…
Vicdanın yerini, “izlenme oranı”.
Ve biz ne yapıyoruz? O törenin önünden geçerken başımızı çevirip izliyoruz. Oysa Türk töresi seyirci olmaz. Ya müdahildir ya da terk eder. Ama asla alkış tutmaz.
Ekrandaki o ahlâk çürümesi, kendiliğinden akmıyor.
Bizim “bir bakayım” dediğimiz merakla besleniyor.
Bizim koltuktan kalkmaya üşenen irademizle büyüyor.
Talep olmasa, bu kepazelik arz bulamaz.
Biz seyretmesek, kimse namusu pazara çıkaramaz.
O ışıklar, bizim rızamızla yanıyor.
O rezalet, bizim sessizliğimizle meşrulaşıyor.
Türklük, sadece soyla taşınmaz.
Türklük, töreyle yaşatılır.
Töre giderse; ne marş kalır, ne bayrak, ne de millet olma iddiası.
Bir millet, utancını kaybettiği gün işgale gerek kalmaz.
Çürüme içeriden tamamlanır. Ve bugün ekranda izlediğimiz şey, başkasının günahı değil; Türk töresine sırt dönmenin faturasıdır.












Yorumlar kapalı.