Aziz Dolu (Atabey)
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyaset
  4. Sinan Ateş’in Harladığı Özgürlük Ateşi

Sinan Ateş’in Harladığı Özgürlük Ateşi

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yeni Akit adlı sözde dinci/İslamcı özde şer odağı gazetenin yazarlarından olan ve Yavuz Bahadıroğlu takma adını (mahlas) kullanan Niyazi Birinci’nin, büyük önder Gâzi Mustafa Kemal Atatürk hakkında hakaret ve iftira içeren ifadeler kullanması üzerine, Doç. Dr. Sinan Ateş “Türk Milleti için ‘korona virüs’ kadar tehlikeli bir şey varsa o da Türk tarihine, Türk kültürüne, Türk büyüklerine ve Atatürk’e karşı düşmanlık eden cemiyet mikroplarıdır.” demişti. Tabi bu sözü ile yağma kapısındaki dinci/İslamcı çevrelerin tepkisini çekmişti.

Yine özü sözü bir olan Oğuz/Türkmen yiğidi Doç. Dr. Sinan Ateş, MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’nin hastalığı ve kalp ameliyatı sırasında, Bahçeli’nin ileri yaşını da düşünerek “Bir lider hasta ise, yerine bir planın olması gerekir.” demiş, Ateş’in il başkanları toplantısında bir başka deyişle dost ortamında Ülkücülerin birliğini, dirliğini düşünerek iyi niyetle söylediği bu söz Bahçeli’ye yanlış aksettirilince, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevinden alınmıştı.

Son olarak yakın arkadaşlarına “Benim kalemimi kırmışlar.” diyen, akabinde bundan korkmadığını söyleyip zaten Devlet Bahçeli’nin de böyle bir şeye izin vermeyeceğini belirten Sinan Ateş ne yazık ki Cem Sultanların, Şehzade Mustafaların, Genç Osmanların, Nuri (Killigil) Paşaların, Muhsin Başkanların kaderini paylaştı. Mete Han da aynı cendereden geçmemiş miydi?

1453’e kadar Oğuz/Türkmen devleti olan Osmanlı Devleti ne yazık ki bu tarihten sonra günden güne yozlaşarak deyim yerindeyse köhne Bizans Devletine dönüşmüş, Bizans oyunları (entrika) Türk/Oğuz töresini içten içe yiyip bitirmişti. Büyük önder Gâzi Mustafa Kemal Atatürk her ne kadar Türk töresini, Türk devlet geleneğini canlandırmaya çalışsa ve bu uğurda epeyce bir yol alsa da -bize göre- Gâzi’nin erken ve bir o kadar da kuşkulu ölümü ile yine aynı hamam aynı tas günlerine geri dönüldü. İstanbul saraylarını ağdala gibi saran, kuşatan iç oğlanları kendi çıkarları uğruna Türk milletinin dilini, kimliğini, iradesini, vicdanını iç ederken; 2. Dünya Savaşı’nın ardından başlayan süreçte ne yazık ki Ankara’da da benzer bir durum, benzer bir kuşatılmışlık söz konusu olmaya başladı. Patrona Halil ve kopukları ile ABD Başkanının “our boys/bizim çocuklar” dediği zıpçıktılar arasında ne fark var?

Hele de NATO adı altında bile olsa; “başkent” Ankara’da ABD askerlerinin ne işi var?

Öyle ya, “Biz düşmanı esir aldık” derken hem de…

Mithat Cemal Kuntay’ın da dediği gibi; bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır ve toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır canlar. Doç. Dr. Sinan Ateş kardeşimiz de al kanı ile hem al bayrağa renk kattı hem de gönüllerdeki özgürlük ateşini harladı. Ateşin, düştüğü gönülleri yaktığı da bir gerçek..

Biz; Bozkurt ile mankurt arasındaki farkı ayırt edebilen ender kişilerden biri olan, Ülkü Ocakları Genel Başkanı olduğu dönemde Türk gençliğine 100 bin “Nutuk” dağıtan, 15 Temmuz cunta girişimi sonrasında MHP ve Ülkü Ocakları bünyesine olası Fetö sızmalarını araştıran komisyonun başında yer alan Sinan Ateş kardeşimizi bir alp bir eren olarak tanıdık, bildik.

Yüce Tanrı’dan dileğimiz ruhunun şad, ruhunun Şehzade Mustafa’ya yoldaş olmasıdır. Karamanoğullarının çerağı olan pîrimiz Yunus Emre’nin dediği gibi:

Ölür ise ten ölür,

Canlar ölesi değil.

Sinan Ateş’in Harladığı Özgürlük Ateşi
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin