Kadir Uğur Yılmaz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yorum-Analiz
  4. ABD Emperyalizmi, Venezuela ve Kaynakların Yabancılara Aktarılması: Bir Paradoksun Anatomisi

ABD Emperyalizmi, Venezuela ve Kaynakların Yabancılara Aktarılması: Bir Paradoksun Anatomisi

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Son günlerde Venezuela’da yaşanan gelişmeler, yalnızca bir ülkenin iç krizinden ibaret değil; küresel güç dengelerinin, emperyalist politikaların ve ekonomik çıkarların kesiştiği bir dönüm noktasını temsil ediyor. 1 Ocak 2026’da ABD’nin gerçekleştirdiği askeri operasyonla Venezuelalı lider Nicolás Maduro’nun yakalanması ve ülkenin “geçici olarak ABD tarafından yönetileceği” açıklaması, tarihsel bir emperyal çıkışın yeni bir evresi olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, uluslararası hukuk, ulus egemenliği ve ekonomik bağımsızlık açısından tehlikeli bir emsâl oluşturdu.

1. Emperyalizm Makinesi: Siyasi Bahane mi, Ekonomik Hedef mi?

ABD, Venezuela’yı “narco-terörizm” ile suçlayarak müdahalesini meşrulaştırmaya çalışıyor. Fakat bu söylemin ardında, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip bir ülkenin ekonomik stratejilerini kontrol altına alma arzusu yatıyor. Venezuela’nın petrol endüstrisi tarih boyunca dış müdahalelere maruz kaldı ve 20. yüzyıldan itibaren ABD şirketleri petrol üretiminde etkin rol oynadı.

Bugün de Trump yönetimi, askeri müdahalenin hemen ardından “Amerikan petrol şirketlerinin Venezuela’ya milyarlarca dolar yatırım yapmaya hazır olduğu” açıklamasını yaptı. Bu tür ifadeler, yalnızca ülkenin enerji sektörünü yeniden inşa etme vaadi değil, aynı zamanda kaynakların yabancı sermayeye aktarılması yönünde bir pozisyon değişikliğinin sinyallerini taşıyor.

2. Egemenlik ve Uluslararası Hukuk: Tehlikeli Bir Emsal

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, ABD’nin bu askeri adımını “tehlikeli bir emsal ve uluslararası hukuka aykırı bir eylem” olarak nitelendirdi. Bu tepki, küresel sistemde devlet egemenliğinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Venezuela gibi ulusların, kendi iç siyasetlerini ve ekonomik politikalarını belirleme hakkı, bu tür doğrudan müdahalelerle ciddi biçimde zayıflatılıyor.

Uluslararası alanda, Venezuela’nın egemenliğinin askeri yöntemlerle ihlal edilmesine yönelik geniş bir eleştiri söz konusu. Birçok Latin Amerika ülkesi, bu tür eylemlerin bölgesel istikrarı tehlikeye attığını ve dış müdahalelerin artmasına yol açabileceğini vurguluyor.

3. Kaynak Akışı ve Yabancı Kontrolü: “Yeniden İnşa” Söylemi

ABD liderliğindeki müdahale sonrası en çok dikkat çeken hususlardan biri petrol sektörünün yabancı yatırımcılara açılması. Petrol, Venezuela’nın ekonomik kaderini belirleyen ana kaynak. Ancak bu kaynağın kontrolü, ekonomik bağımsızlığın bir göstergesi olmaktan çıkıp büyük dış sermaye çıkarlarının hizmetine girdiğinde, kaynak transferi adı altında yeni bir sömürgeleştirme biçimi ortaya çıkıyor.

Tarihsel olarak da petrol endüstrisinde yabancı şirketler, en karlı çıkarlar sağlayan aktörler oldu. 20. yüzyılda yabancı firmaların kontrolündeki üretim, Venezuela’nın politik yönelimlerinde belirleyici oldu; 1976’dakiulusallaştırmanın ardından bile yabancı sermaye petrolün yönetiminde önemli bir aktör olarak sahada yer aldı.

Bugün benzer bir dinamik yeniden yaşanıyor: Müdahale sonrası altyapı “onarımından” söz edilirken, petrol gelirlerinin büyük bir bölümünün yabancı yatırımcılara ve ABD şirketlerine kayabileceği ifade ediliyor. Bu durum ulusal kaynakların uluslararası sermaye lehine yeniden dağıtılması anlamına geliyor.

4. İç Sorunlar ve Emperyal Baskı: Bir Kısır Döngü

Venezuela’da yolsuzluk ve kötü yönetim halkın gündelik yaşamını zorlaştırırken, bu iç sorunlar Batı medyasında sıklıkla ABD müdahalesinin gerekçesi olarak sunuluyor. Gerçekte ise bu tür iç sorunlar, emperyal müdahale baskısıyla şiddetleniyor. Enerji sektörü daralırken, gelir kaybı artıyor ve halk üzerindeki yük büyüyor. Ayrıca, Venezuela’daki ekonomik çöküşün bir kısmında, ABD’nin uyguladığı geniş kapsamlı yaptırımların etkileri de görülüyor. Bu yaptırımlar, ülke ekonomisinin daralmasına ve göç krizine katkı sağladı.

5. Geleceğe Dair Bir Paradigma: Bağımsızlık mı, Yeni Bağımlılık mı?

Venezuela örneği, bugün küresel siyasette emperyalizmin nasıl şekillendiğini gösteriyor: askeri güç, yumuşak güç söylemleri ve ekonomik angajmanlar iç içe geçerek yeni bir egemenlik modeli oluşturuyor. Kaynakların yabancı kontrolüne açılması, ulusların kendi ekonomik kaderlerini tayin etme yetisini zayıflatıyor ve dış aktörlerin gücünü artırıyor.

Sonuç olarak, bugün Venezuela’da yaşananlar yalnızca bir rejim krizi değil; uluslararası sistemde adaletin, egemenliğin ve ekonomik bağımsızlığın yeniden tanımlandığı bir dönemeçtir. Bu süreçte demokrasi söylemleri, ekonomik çıkarlarla örtüşen emperyal politikaların meşrulaştırılmasında araçsallaştırılırken, gerçek güç kaynakları—petrol, stratejik konum, ekonomik altyapı—dış aktörler tarafından şekillendiriliyor.

Emperyalizm Bugün de Devam Ediyor

Venezuela’daki son gelişmeler, tarih boyunca süregelen güç politikalarının çağdaş tezahürü olarak okunmalı. Emperyalizmin yöntemleri değişse de; sonuçları, bağımsızlık ve kaynakların kontrolü üzerinde derin etkiler bırakıyor. Kaynakların yabancılara aktarılması, yalnızca ekonomik bir mesele değil; ulusal irade, adalet ve egemenlik mücadelesinin en temel göstergesidir.

ABD Emperyalizmi, Venezuela ve Kaynakların Yabancılara Aktarılması: Bir Paradoksun Anatomisi
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin