Simge ERCİYAS
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyaset
  4. Bunun adı NATO değil CENTCOM…

Bunun adı NATO değil CENTCOM…

Nato diyor Nato'nun izni yok! TBMM diyor TBMM izni yok! ki zaten Türk Milletinden geçitte yok. Cumhuriyetin bağımsızlık mirasına sahip çıkmak, bu tür yapılanmalara karşı durmayı gerektirir. Ne Montrö pazarlık konusudur ne Anayasa’nın 92. maddesi, ne de TBMM’nin egemenlik yetkisi. Türk milletinin kurucu değerlerine aykırı ve çelişen bir Meclis hareketi TÜRK MİLLETinin vatan setinden geçmez/geçirilmesi teklif dahi edilemez. . Olası bir durumda, Türk Milleti bu meclise de hesap sormasını bilir/bilecektir.

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sahada Türk askeri, komuta merkezinde Talmud fedaileri. Bu olay tamamen hukuksuz, tamamen İllegal.
Ve dahası “Nato’dan daha kötüsü, Nato hukukunun dahi geçerli olmaması”dır.

Anlatayım….

Adı CENTCOM: CENTCOM (U.S. Central Command – ABD Merkez Komutanlığı), Orta Doğu, Orta Asya ve Güney Asya’nın bazı bölgelerinde Amerikan askeri operasyonlarını yöneten, Florida merkezli 11 Müşterek Muharip Komutanlıktan biridir. 1983’te kurulan bu yapı, Irak ve Afganistan savaşları dahil bölgedeki stratejik, terörle mücadele ve insani operasyonları koordine eder.
CENTCOM Hakkında Temel Bilgi (Bu birliğin başarı oranı düşük, tahrip ve yıkım oranı yüksek. Bilinen en iyi özelliği, içerden yıkımın mimarı olmaları.)

  • Açılımı: United States Central Command (Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı).
  • Sorumluluk Alanı (AOR): Orta Doğu (Mısır dahil), Orta Asya ve Güney Asya’daki 20’den fazla ülkeyi kapsar.
  • Merkez: Tampa, Florida’daki MacDill Hava Kuvvetleri Üssü.
  • Görevi: Bölgedeki ABD askeri varlığını yönetmek, terörle mücadele (terörü kim yaratır ve tanımı nedir: önce bunu kavramak gerek), ortak savunma ve operasyonel koordinasyon sağlamak. 

Sorumluluk alanı içerisinde İran, Irak, Suriye, Suudi Arabistan ve İsrail gibi stratejik ülkeler yer almaktadır. CENTCOM, doğrudan ABD Savunma Bakanlığı’na bağlıdır ve bölgedeki en yüksek askeri otoritedir. 1991 Körfez Savaşı, 2003 Irak işgali ve Afganistan Savaşı gibi operasyonları yürütmüştür.

İşte bu yapı, Türkiye Gladyo ağının desteklediği hukuksuz alanda, Nato maskesi ile TAKVA kıyafeti giyen avcı statüsünde, eşlikçileri ile akbabalık peşinde. Yenilenlerin kana doymadığı, savaşları da yaşamları gibi tam hukuksuz işlediği aşağı dünyanın fedaileri. Kötünün, karanlığın örgütü….İSTANBUL kozunu oynamanın peşinde. Burayı iyi kavramak gerekli. Lakin biz yine de Adana ve İstanbul hikayesini eş zamanlı işleyelim. Malumunuz, maske NATO üzerinde…

Anlatayım…

NATO’nun Türkiye’deki Yeni Üsleri: Anayasa, Montrö ve Egemenlik Krizi

Son günlerde Türkiye’nin gündemine düşen iki askeri yapılanma, ülkenin geleceğine dair en hayati tartışmalardan birini başlatmıştır: Adana’da kurulması planlanan TBMM onaysız “NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı” (MNC-TUR) ve İstanbul Boğazı’nın Anadolu Kavağı mevkiinde konuşlanacak olan ve yine Nato ve TBMM onaysız “NATO Deniz Unsur Komutanlığı”.

Resmî açıklamalar, bu yapılanmaları “ittifak yükümlülükleri” ve “bölgesel savunma” gibi teknik ifadelerle açıklamaya çalışsa da işin aslı göründüğünden çok daha karmaşık ve tehlikelidir. Bu yazıda, konuyu sadece bir askeri iş birliği değil, bir hukuk, egemenlik ve bağımsızlık krizi olarak ele alacağım.


1. Anayasa’nın 92. Maddesi: TBMM’nin Yok Sayılması

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 92. maddesi, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisini açık ve münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) vermiştir. Dahası, bu iznin geçebilmesi için Meclis’te üçte iki çoğunluk (en az 400 milletvekili) aranmaktadır.

Peki, yaşanan nedir?

Ne Adana’daki çok uluslu kolordu ne de İstanbul Boğazı’ndaki deniz unsuru komutanlığı, bugüne kadar TBMM’nin onayına sunulmuştur. Daha da vahimi, 24 Mart 2026’da aralarında Fransız ve İngiliz generallerin bulunduğu yabancı bir askeri heyet, henüz meclis izni yokken Anadolu Kavağı’nda kurulması planlanan komutanlıkta fiili bir inceleme yapmıştır.

Bu, açık bir Anayasa ihlalidir. Yabancı askeri personelin, TBMM’nin 3/2 çoğunluk kararı olmadan Türkiye’de askeri bir faaliyet yürütmesi, egemenliğin fiilen devredilmesi anlamına gelir. Bir “yaptık oldu” yaratılarak, meclisin devre dışı bırakıldığı bir sürecin ilk adımıdır bu.

2. Montrö Boğazlar Sözleşmesi: Karadeniz’in Anahtarı

İstanbul Boğazı’na kurulması planlanan Deniz Unsur Komutanlığı’nın en büyük hukuki sorunu, doğrudan “Çok Uluslu Kuvvet – Ukrayna Operasyonel Karargâhı” na bağlı olmasıdır. Bu, Ukrayna’ya askeri destek sağlayan ve Rusya’yı hedef alan bir savaş yapılanmasıdır.

Montrö Sözleşmesi’nin 19. maddesi şöyle der: Türkiye’nin savaşan olmadığı bir çatışmada, savaşan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi yasaktır. Türkiye, bu madde sayesinde 4 yılı aşkın süredir Rusya-Ukrayna savaşında dengeli ve tarafsız bir politika yürütebilmiştir.

Ancak planlanan komutanlık, bu dengenin tamamen bozulması anlamına gelir.

Bir NATO Deniz Unsur Komutanlığı’nın İstanbul Boğazı’nın girişine konuşlanması, Türkiye’yi fiilen savaşın bir tarafı haline getirir. Bu durumda iki senaryo vardır:

  • Birincisi: Montrö’nün 19. maddesi ihlal edilir. Çünkü bir savaşan tarafın (Rusya) gemilerine karşı doğrudan bir tehdit unsuru Boğaz’ın hemen yanı başında konuşlandırılmıştır.
  • İkincisi: Türkiye, Montrö’nün 20-21. maddelerine dayanarak kendisini “savaş tehlikesi altında” ilan etmek zorunda kalır. Bu da Boğazlar’da tamamen dilediği gibi davranma hakkını doğurur. Ancak bu, tarafsızlığın resmen sona erdiği ve Türkiye’nin Karadeniz’de Rusya’yla doğrudan karşı karşıya geldiği bir noktadır.

Her iki durumda da Montrö’nün Türkiye’ye sağladığı stratejik özerklik yok olmaktadır. Boğazlar, bir NATO iç denizi haline gelir. Bu, Atatürk’ün Lozan ve Montrö ile kazandığı en büyük zaferlerden birinin fiilen terk edilmesi demektir.

3. NATO’nun 5. Maddesi Tuzağı: “Talmud Savaşı” ve Sahte Bayrak Riski

Tüm bu askeri yapılanmaların asıl amacı, görünenden çok daha karanlıktır. ABD ve İsrail’in uzun süredir İran’a yönelik sürdürdüğü saldırılara NATO’yu da dahil etme çabası vardır. Bunun yegâne yolu ise NATO’nun 5. maddesini işletmektir.

5. madde ne der? “Avrupa veya Kuzey Amerika’daki bir müttefike yönelik silahlı saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır. Saldırıya uğrayan üyeye askeri kuvvet kullanımı dahil gerekli yardım yapılır.”

Bu maddeyi tetiklemek için gereken şey, İran’la en uzun kara sınırına sahip olan Türkiye’ye yönelik bir “saldırı” düzenlenmesidir. Son günlerde İran’dan geldiği söylenen füzelerin NATO sistemlerince düşürüldüğü açıklamaları, askeri uzmanlarca ciddi şekilde sorgulanmaktadır.

“Sahte bayrak” (false flag) operasyonları tarihte pek çok kez görülmüştür. Bir füzenin İran’dan atılmış gibi gösterilmesi, ya da Türkiye sınırında provokatif bir saldırı düzenlenmesi, 5. maddeyi tetikleyerek tüm NATO’yu İran karşısında seferber etmenin aracı olabilir.

İşte bu senaryoya, Avrupa’daki bazı NATO bileşen ülkeleri tarafından “Talmud Savaşı” adı verilmektedir. Bu isimlendirme, savaşın dini ve ideolojik boyutlarına ve özellikle ABD-İsrail ekseninin bu süreçteki belirleyici rolüne yapılan sert bir vurgudur.

DÜNYA’nın BU SAVAŞA DAİR GÜVEN OLGUSU YOKTUR. Zorlandığı yerden kopan birçok olaylar zinciri tarihte de mevcuttur.

4. Ekonomik Kuşatma: BlackRock ve Enerji Sömürgesi

Bu askeri yapılanmaların tesadüfen aynı döneme denk gelmesi manidardır. Tam da bu günlerde, trilyonlarca doları yöneten devasa savaş fonu BlackRock’un CEO’su Laurence Fink, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve üç bakan tarafından Dolmabahçe’de kabul edilmiştir. Hemen ardından ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Türkiye ve Suriye’nin “enerji üssü” olacağını açıklamıştır.

Bu tablo, klasik bir “havuç ve sopa” taktiğidir:

  • Sopa: Türkiye’yi NATO’nun savaş mekanizmasına dahil eden askeri üsler, 5. madde tehdidi ve Montrö’nün fiilen devre dışı bırakılması.
  • Havuç: “Enerji üssü” olma vaadiyle, Türkiye’nin stratejik kaynaklarının (petrol, doğalgaz, lojistik koridorlar) küresel sermayeye açılması teklifi.

Emperyalizmin hedefi net: Türkiye’yi bölgesinde bağımsız bir aktör olmaktan çıkarıp, küresel sermayenin ve savaş planlarının bir taşeronu haline getirmek.


Egemenlik Pazarlık Konusu Değildir

Türkiye’nin gündemine getirilen bu iki askeri yapılanma, teknik birer “iş birliği” projesi değildir. Bunlar:

  1. Anayasa’nın 92. maddesini (TBMM’nin yabancı asker bulundurma izni yetkisi),
  2. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni (Boğazlar’ın statüsü ve Karadeniz güvenliği),
  3. Lozan Antlaşması’nın egemenlik hükümlerini,
  4. Ve en önemlisi Türkiye’nin stratejik bağımsızlığını, doğrudan hedef alan bir egemenlik devri girişimidir.

Bu planlar hayata geçirildiği takdirde, Türkiye:

  • Karadeniz’de Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelecek,
  • NATO’nun 5. maddesi kapsamında İran’a karşı bir savaşın içine sürüklenecek,
  • Boğazlar üzerindeki 500 yıllık egemenliğini fiilen kaybedecek,
  • Ve tüm bunların bedelini ekonomik bağımsızlığını da kaybederek ödeyecektir.

Cumhuriyetin bağımsızlık mirasına sahip çıkmak, bu tür yapılanmalara karşı durmayı gerektirir. Ne Montrö pazarlık konusudur ne Anayasa’nın 92. maddesi, ne de TBMM’nin egemenlik yetkisi. Türk milletinin kurucu değerlerine aykırı ve çelişen bir Meclis hareketi TÜRK MİLLETinin vatan setinden geçmez/geçirilmesi teklif dahi edilemez. Türk Milleti bu meclise de hesap sormasını bilir/bilecektir.  

Boğazlar’da NATO üssüne ya da CANCON Fedailerine, Adana’da çok uluslu kolordulara, Anayasa’yı yok sayan hiçbir anlaşmaya geçit vermeyecektir. Türk’ler bağımsızlığından ödün vermeyen bir millettir ve kurucu değerlerimizle Türk olmayan milli unsurlarımızda bizlerle hareket eden her bireye de bu ruhu aşılamıştır. Hatta birçok insan bu ruha da aittir.
Satılık siyasete Türk Milletinden ezber cümle: Egemenlik, devredilemez, devredilmesi teklif dahi edilemez.

Bunun adı NATO değil CENTCOM…
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin