Özgür YILMAZ

DHKP/C DERİN DEVLET İLİŞKİSİ

Ne zaman AKP köşeye sıkışsa hemen imdadına terör örgütleri yetişiyor. Erdoğan'ın Hataylıları "oy vermezseniz size hizmet yok" diyerek tehdit etmesine gelen tepkiler sonrasında yaşanan bu saldırı tesadüf mü?

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

DHKP-C’yi sahaya kim sürdü?

Devlet içindeki yapılar en başından beri terör örgütleri ve sol grupların içinde yer aldılar. 1980 darbesinden 2 ay Önce Öcalan gibi THKP-C Acilciler liderlerinden olan Mihraç Ural ise Temmuz 1980 sonunda Adana Cezaevi’nden firar ederek/ettirilerek Suriye’ye gitti.

Öcalan’a Suriye’ye gitme talimatını veren General aynı şeyi THKPC- Acilciler grubunun lideri Mihraç Ural içinde yapmıştı. Düşünün 12 Eylül darbesinden 2 ay önce 2 isimde ülkeden elini kolunu sallayarak gittiler. Bir nevi bu yapı kendi elemanlarını korumaya almıştı.

DHKP-C içinde ise Dursun Karataş grubu ile Bedri Yağan grubu ile kavgalıydı. Bedri Yağan Hem THKPC acilciler grubunu (Mihraç Ural) hem de Dursun Karataş grubunu MİT ve Özel harple irtibatlı olmakla suçluyordu.

Sırtını Suriye istihbaratına dayayan Mihraç Ural üzerinden yapılan MİT’e Bedri Yağan grubunun yeri ihbar edildi. Dönemin İstanbul İstihbarat müdürü Hanefi Avcı’ydı. Bedri Yağan grubu yapılan bir baskında öldürüldü ve DHKP-C’de Dursun Karataş’ın önü açıldı!

Devletin içindeki bu kirli yapılar sağ ve Sol örgütleri etkili şekilde kullanmıştır. Çatlı ile D. Karataş iyi dosttu. Çatlı yakalandığında, “Fransa’ya DHKP-C Acilciler olarak iltica ettim” demişti. O dönemde Çatlı’ya Acilciler’ den Mihraç Ural ve Kemal Bayram referans olmuştu!

Bir dönem Dev-yol grubu Veli Küçük’ün bilgisi dahilinde kurulan Dilovası Kooperatifi üzerinden örgütlenerek belirli bir ekonomik güce ulaşmıştı. Örgüt üyesi Emin Alkılıç Veli Küçük’ten aldığı silahları örgüte dağıtıyor, 1980 darbesine zemin hazırlanıyordu.

Derin/kirli Devletin soldaki adamı Paşa Güven, sağdaki adamı A. Çatlı idi. 12 Eylül öncesinde sağ sol kavgası TSK eliyle organize edildi. Sonra da TSK “kardeş kavgasını sona erdirmek” amacıyla yönetime el koyacaktı. Darbeden sonra olaylar bıçakla kesilir gibi kesildi.

Paşa Güven de A. Çatlı’da Özel Harp dairesine bağlıydı. Ülkücülerin ellerindeki silahlarla Dev-Sol’un elindekilerin seri numaraları birbirini takip ederdi! Aynı kaynaktan silah geliyordu. Bir gün, randevular karışmış, Paşa Güven ile Çatlı karşılaşacak diye büyük panik olmuştu.

Sabancı cinayetinde katilleri içeriye sokan DHKP-C’li Fehriye Erdal’ı Sabancı Center’da işe, Susurluk kazasında ölen Polis Müdürü Hüseyin Kocadağ yerleştirmişti. Düşünün bir Emniyet müdürü bir cinayette rol alıyordu. 

Susurluk kazasında ortadan kaldırılan Sadece o polis müdürü değildi, tetikçi Mustafa Duyar’da Jitemci Veli Küçük Paşa tarafından Nuri Ergin’e öldürtüldü. Nuri Ergin kendisine sahip çıkmayan Veli Küçük’e “akıllı ol” demişti. 

Devletle her zaman iç içe olan DHKP/C,1998 yılında Almanya’da yasaklanmasından sonra yönetim merkezini Belçika’ya taşıdı. M. Ural’ın başında olduğu DHKP-C Acilciler grubu ise Suriye’de (Lazkiye kampı) faaliyetlerine devam etti. Reyhanlı saldırısında parmağı olduğu iddia edildi.

Hatırlarsanız Bostancıda Devrimci Karargâh terör örgütü çıkan çatışmada Semih Balaban isimli bir Emniyet Amirimizi şehit etmişti. MİT’in o grubun içinde elemanı olması ve hücre evini bilmesine rağmen emniyete tek satır yazı yazıp uyarmamıştı…!

Daha sonra bu örgüte emniyet istihbarat çok başarılı operasyonlar yapıldı, örgüt bitme noktasına geldi.. Lakin gözaltına alınan bazı şahıslar için MİT devreye girerek “şahısları bırakın onlar bizim elemanlarımız ” dediler.

Dönemin MİT İstanbul bölge müdürü İsmail Nişancı bu ihanetin baş aktörlerindendir. Kendisine defalarca “Madem elemanınız var içerde neden bize haber vermediniz, neden bir vatan evladı şehit oldu” dedik, cevap veremedi.

Hakan Fidan döneminde de suç işlerken yakalanan DHKP/C unsurları içindeki MİT mensupları, soruşturma kayıtlarına girmesin diye MİT devreye giriyordu. Buna karşı çıkan herkes Hakan Fidan’ın hedefi oluyordu.

Bunlardan birisi dönemin İstanbul Terör müdürü Ömer Köse’ydi. MİT bölge müdürüne “Muhbirler bilgi için vardır ama sizin elemanlarınız polise kurşun sıkıyor bu ihanete sessiz kalamam” deyince önce Hakan Fidan’ın siyasilere baskısıyla görevden alınmaya çalışıldı.

Görevden aldırmayı başaramayınca DHKP/C eylemleri İstanbul’da aniden artmaya başladı. (Bugün yaşanan saldırı gibi) Hatta bir keresinde bir DHKP/C eylemcisinin silahı çalışmadı. İğnesi kırık bir silah verilmiş ve barut mermilerin barut miktarını azaltmışlar.

Başka bir örnek vereyim Devrimci Karargahın Türkiye sorumlusu Serdar Kaya. Yurt dışından verilen eylem talimatları önce İsviçre’deki TR vatandaşına ulaştırılıyor. İsviçre’de yaşayan TR vatandaşı (kurye) örgütün eylem talimatlarını Türkiye sorumlusuna iletiyordu. 

20) İşte bu kurye MİT elemanıydı!!! ifadesinde “Ben MİT’e çalışıyorum beni bırakın” dedi.. MİT’e sorduk “evet bizim elemanınız, hemen bırakın ifadesini de yırtın ” dediler..

Bir Emniyet Amirimizi şehit eden Devrimci Karargah terör örgütü, eylem talimatlarını İsviçre’deki bir MİT elemanı aracılığıyla veriyordu. Ama MİT eylem haberini polise bildirmiyordu!!! Bu ihanete sessiz kalmadık, kalamazdık, sonunda bedel ödemek olsa bile..

Bir general 80 darbesi öncesi Apo’ya haber uçurup onu darbeden 2 ay önce Suriye’ye kaçırmıştı. Hemde her yerde aranırken!! Aynı Ekip M.Ural’ı da hapisten firar ettirerek Suriye’ye yolladı! Hatta Doğu Perinçek’i Suriye’deki karargâhında Apo ile görüştüren kişi Mihraç Ural’dı!!

Her yerde aranan Apo ve hapisteki DHKP-C’li Mihraç Ural’ın darbeden kısa süre önce Suriye’ye gitmesi tesadüf değildir!! Düşünün 12 Eylül darbesinden 2 ay önce… Şimdi her seçim döneminde bu örgütleri kullanıyorlar! 2015’te IŞİD, sonra PKK, şimdi de DHKP-C.

Kaynak: https://threadreaderapp.com/thread/1754993031990706333.html

DHKP/C DERİN DEVLET İLİŞKİSİ