Gaziantep Üniversitesi’nde patlak veren “kayıt borsası” skandalı, artık kimseyi şaşırtmıyor. Nefes Gazetesi’nin ortaya çıkardığı ve Sözcü’de detaylandırılan habere göre, 20 bin dolar ödeyen yabancı uyruklu öğrenciler (Afrika, Orta Asya ve Ortadoğu menşeli), aracı firmalar aracılığıyla “garantili kayıt” vaadiyle Tıp ve Diş Hekimliği fakültelerine yerleştirilmiş. Tıp Fakültesi’nin kontenjanı, fiziki kapasite yetersizliğine rağmen bir anda 80 kişiye çıkarılmış. Eski Rektör Prof. Dr. Ali Gür’ün sosyal medyada paylaştığı WhatsApp yazışmaları ve belgeler bu rezaleti ifşa etti. Mevcut Rektör Prof. Dr. Arif Özaydın’ın, Tıp Fakültesi öğretim üyelerinin itirazlarına “Ben rektörüm, istediğim kadar alırım” diye yanıt verdiği iddia ediliyor. Eski Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Balat’ın ise kontenjan artışlarını desteklediği ve muhalif akademisyenlere mobbing uyguladığı öne sürülüyor. YÖK Denetleme Kurulu’nun daha önce başlattığı GES (Güneş Enerjisi Santrali) projesi soruşturması (milyonlarca liralık kamu zararı iddiasıyla) bu skandalla birlikte derinleşiyor. İşte bu kadar basit: Para ver, diploma al, doktor ol. Liyakat mı? O da ne?

Halk Meclisi olarak bu skandalı incelerken, sitemizdeki arşive baktığımızda aynı tablonun yıllardır tekrarlandığını görüyoruz. Hatırlayın: Pamukkale Üniversitesi’nde Yabancı Öğrenci Skandalı: 140 Öğrencinin Puanı Değiştirilerek Tıp ve Diş Hekimliğine Yerleştirildi. Sistem yetkililerinin rüşvet aldığı, normalde bu bölümlere giremeyecek öğrencilerin “yüksek puanlı” gösterildiği o olay, tam da Gaziantep’teki gibi bir “borsa” mekanizmasıydı. YÖK’ün yabancı öğrenci kayıtlarını üniversitelere devretmesinden sonra denetimsizliğin patladığı ortadaydı. Benzer sahte diploma ve sahte pasaport vakalarıyla birleşince, yükseköğretimdeki yolsuzluk sistematik hale gelmişti.
Daha geriye gidelim. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın operasyonuyla çökertilen sahte diploma çetesi skandalı ve devamı niteliğindeki Sahte Diploma Skandalında İsimler Belli Oldu haberlerimizde detaylarıyla ele aldığımız olayda; organize bir şebeke, BTK Başkanı, YÖK Daire Başkanı ve 14 üniversitenin öğrenci işleri daire başkanlarının e-imzalarını kopyalayarak 400’den fazla doçent ve profesörün sahte diplomasını üretmiş. Depremzedelerin kimlik bilgileri kötüye kullanılmış, YÖKSİS ve MEB sistemleri hack’lenmiş, sınav sonuçları değiştirilmiş. Çete sosyal medyada “diploma verilir” ilanlarıyla müşteri toplamış; bir sanık 200 bin TL’den başlayan fiyatları 500 bin TL’ye çıkarmış. Sonuç? Bu sahte diplomalarla akademisyenler kamuya yerleştirilmiş, milyonlarca lira kamu zararı oluşmuş, eğitim sisteminin güvenilirliği yerle bir olmuş.
Türkiye’de Diploma Skandalları Gündemi Sarsıyor: Bezmialem Diploma Skandalı! haberi de cabası. Eczacılık’tan Tıp’a, YÖK kurallarını hiçe sayarak (ilk 50 bin şartı varken 99 bin puanda) usulsüz yatay geçiş yapılmış. Aynı dönemde MHP bağlantılı sahte diploma iddiaları, Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelerde 600’den fazla sahte diploma üretimi, yüksek rütbeli askeri personel ve kamu görevlilerini kapsayan ağlar…
Ve tabii TÜGVA Skandalı Gündemi Sarstı: Gazeteci Serdar Akınan’dan “Paralel Yapı” İddiaları: Hakimlik, savcılık, askeri okullara “sadakatli” isimlerin yerleştirilmesi, KPSS sorularının çalınması, sahte diploma kullanımları… Hepsi sitemizdeki haberlerde belgeleriyle yer aldı.
Bu skandallar bir tesadüf değil; sistematik bir politikanın ürünü. Liyakatın yerini “sadakat” aldı. KPSS’den üniversitelere, kamudan yargıya kadar her alanda “bizden olan”a kapı açılıyor, para verene, torpili olana yol veriliyor. Doktor olacak genç, 20 bin dolarla tıp fakültesine giriyor; profesör olacak akademisyen sahte diploma ile kürsüye oturuyor; hâkim, savcı “paralel yapı” üzerinden atanıyor. Ülkenin geleceği, sağlığı, adaleti, güvenliği bu kadar ucuza satılıyor.
Halk Meclisi olarak yıllardır aynı şeyi söylüyoruz: Bu gidişle ne eğitim kalitesi kalır, ne kamu hizmeti, ne de vatan evladı. Sahte diplomayla mezun olan doktor ameliyata girerse, puan değiştirilerek tıp okuyan “doktor” hastaya bakarsa, liyakatsiz bürokrat karar alırsa…
Sonuç bellidir: Çöküş.
Artık yeter. YÖK soruşturmaları yetmez; gerçek bir hesaplaşma, liyakatın iadesi şart. Aksi takdirde yarın “kayıt borsası” değil, “devlet borsası” konuşacağız. Ve o gün geldiğinde, “Bu ülkenin askeri var, polisi var; siz ne karışıyorsunuz?” diyecekler.












Yorumlar kapalı.