Geçici Çözümlerin Ağır Faturası: Çerçeve Yasa Kimin İklimini Besliyor?
Kamuoyunun gündemine “Çerçeve Yasa” ambalajıyla sunulan ve Meclis koridorlarında şekillendirilen son yasal düzenleme teklifi, devlet aklı ve hukukun evrensel ilkeleri açısından son derece tedirgin edici bir eşiğe işaret ediyor. Devletin asli varlık nedeni olan kamu düzenini, ciddiyetini ve hukuki caydırıcılığını bir kenara bırakarak terör unsurlarıyla müzakere zemininde buluşma arayışı, tarihin hiçbir döneminde kalıcı bir huzur üretmemiştir; üretemez.
Terör, doğası gereği esnetilmiş maddelerle, ertelenmiş cezalarla ya da geçici hukuki zırhlarla ıslah edilecek bir yapı değildir. Dünyanın neresinde olursa olsun terörle mücadelenin tek bir geçerli denklemi vardır: Tavizsiz ve caydırıcı cezalar, kesintisiz ve önleyici tedbirler. Hukuk devletinin görevi, suç ve ceza arasındaki illiyet bağını koparmak değil; aksine adaletin tecelli edeceğinden hiç kimsenin şüphe duymayacağı bir kararlılık sergilemektir. Yargılamaları ve cezaları 5 ila 10 yıl gibi sürelerle ertelemek, suçu cezasız kılmakla eş anlamlıdır ve bu durum toplumdaki adalet duygusunu derinden yaralar.
Eğer bir coğrafyada terörle mücadele yöntemi hukuki tavizlere ve müzakere retoriğine devredilirse, orada sağlanan şey barış değil, aksine mevcut kaosa zemin hazırlamaktır. Geçici yasal düzenlemelerle sağlanan yapay sakinlikler, terör örgütlerinin alanda alan kazanmasına, güç toplamasına ve meşruiyet arayışlarını derinleştirmesine hizmet eder. Bölgenin ve ülkemizin gerçek ihtiyacı, muğlak yasal maddelerle süreci zamana yaymak değil; devletin egemenlik hakkını ve otoritesini tam kapasiteyle hissettirmektir.
TBMM gündemindeki bu teklif, kısa vadede siyasi bir uzlaşı veya pragmatik bir çözüm gibi pazarlanmak istense de, uzun vadede milli bütünlüğümüzde ve toplumsal dokumuzda telafisi imkansız kırılmalara yol açacaktır. Devletin idari mekanizmalarına veya süreci yürüten kişilere muafiyet ve sorumsuzluk zırhı giydirmek de hukuk devleti ilkesiyle asla bağdaşmaz. Sorumluluğun olmadığı yerde denetim, denetimin olmadığı yerde ise keyfilik ve kaos kaçınılmazdır.
Unutulmamalıdır ki; kararlılığını ve caydırıcılığını yitirmiş bir devlet yaklaşımı, terörü bitirmez; sadece onun yöntem değiştirmesine ve daha büyük bir tehdit olarak yarın karşımıza çıkmasına neden olur. Gelecekte yaşanacak daha büyük sosyolojik ve hukuki kırılmaların önüne geçmek için yapılması gereken, müzakere arayışlarını bir kenara bırakarak devletsizliğe ve cezasızlığa kapı aralayan bu tür metinlerden vazgeçmektir. Huzur, tavizle değil; sarsılmaz bir adalet ve tavizsiz bir güvenlik iradesiyle tesis edilir.












Yorumlar kapalı.