Bir Zamanlar Türk Milletinin Milli Refleksleri Vardı
Bir zamanlar…
Bu millet, bir tehdit hissettiğinde uzun uzun hesap yapmazdı.
Bir toprağa el uzatıldığında, bir bayrağa dil uzatıldığında, bir askerin canı yandığında önce aynı yere bakardı.
Çünkü ortak bir vicdanı vardı.
Kimin hangi görüşten olduğu ikinci plandaydı.
Önce “vatan” denirdi.
Sonrası konuşulurdu.
Kurtuluş Savaşı’nda cepheye mermi taşıyan Anadolu kadını da, okul sırasını bırakıp cepheye koşan genç de, “Benim de yapacak bir görevim var.” diyen yaşlı da aynı ruhun parçasıydı.
1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı başladığında toplumun çok geniş kesimlerinde hissedilen ortak dayanışma da bunun en güçlü örneklerinden biriydi.
Ama milli refleks sadece savaşta ortaya çıkmazdı.
Hayatın içinde de yaşardı.
Çocukluğumu hatırlıyorum…
Biz Beşiktaşlı bir aileydik.
Ama Galatasaray Avrupa’da yabancı bir takımla sahaya çıktığında, televizyonun karşısına sanki milli maç izler gibi otururduk.
Galatasaray gol attığında sevinirdik.
Maç bittiğinde “Galatasaray kazandı.” demezdik.
“Türkiye kazandı.” derdik.
Ankara’nın sokaklarında yapılan o kutlama kortejlerini bugün gibi hatırlıyorum.
Beşiktaşlısı, Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı…
Kimse birbirine hangi takımı tuttuğunu sormazdı.
Çünkü o gece sahada sadece bir kulüp değil, Türkiye’nin adı vardı.
Rekabet içeride kalırdı.
Dışarıda ise ay-yıldız hepimizin ortak forması olurdu.
İşte milli refleks buydu.
Partiler üstü…
Takımlar üstü…
Çıkarların üstünde bir aidiyet duygusu.
Bugün ise aynı ortak hissi göstermek her zaman kolay olmuyor.
Sınırlarımız tehdit edildiğinde, tarihimiz çarpıtıldığında ya da ülkemizin çıkarlarını ilgilendiren önemli meseleler gündeme geldiğinde, ortak bir duruş sergilemek yerine çoğu zaman birbirimizi tartışıyoruz.
Kimi temkinli davranılması gerektiğini savunuyor.
Kimi meseleyi sadece günlük siyasetin penceresinden değerlendiriyor.
Kimi ise yaşananları sıradanlaştırıyor.
Oysa milli refleks; herhangi bir partiye, iktidara ya da muhalefete ait değildir.
O, bu topraklarda yüzyıllar boyunca oluşmuş ortak hafızadır.
Devletin bekasını, milletin birliğini ve bağımsızlığını koruma iradesidir.
Bir millet, ortak değerlerini kaybetmeye başladığında sadece sınırlarını değil, geleceğe dair ortak duygusunu da yitirmeye başlar.
Vatan sevgisini anlatmanın yadırgandığı, ortak sembollerin gereksiz tartışmaların konusu hâline getirildiği bir ortamda en büyük kayıp; birbirimize duyduğumuz aidiyet hissidir.
Oysa farklı düşünebiliriz.
Farklı partilere oy verebiliriz.
Birçok konuda anlaşamayabiliriz.
Ama konu bu ülkenin ortak geleceği olduğunda aynı cümlede buluşabilmeliyiz.
Milli refleks tam da budur.
Gazisini unutmayan…
Şehidinin emanetine sahip çıkan…
Tarihini öğrenen…
Bağımsızlığını pazarlık konusu yapmayan ortak vicdandır.
Bu refleks zaman zaman zayıflayabilir.
Ama tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Bu millet, en zor günlerinde ortak aklını ve ortak yüreğini yeniden bulmayı başarmıştır.
Çünkü bu toprakların mayasında vazgeçmek yoktur.
Geçici ayrılıklar olur.
Geçici kırgınlıklar olur.
Ama millet olmanın hafızası, günlük tartışmalardan çok daha derindir.
Asıl mesele, birbirimizi düşman görmek yerine aynı vatanın sorumluluğunu taşıdığımızı yeniden hatırlayabilmektir.
Çünkü güçlü milletleri ayakta tutan sadece orduları ya da ekonomileri değildir.
Onları ayakta tutan, gerektiğinde tek yürek olabilme iradesidir.
Ve inanıyorum ki…
O irade hâlâ bu milletin yüreğinde yaşıyor.
Belki biraz yoruldu.
Belki biraz sustu.
Ama kaybolmadı.
Yeter ki bize kim olduğumuzu yeniden hatırlatacak ortak bir vicdanı, ortak bir sesi ve ortak bir hedefi yeniden bulabilelim.
Çünkü bu topraklarda milli refleks hiçbir zaman tamamen ölmez.
Sadece uyanacağı günü bekler.
Ne mutlu, o refleksi hâlâ yüreğinde taşıyanlara.












Yorumlar kapalı.