Aziz Dolu (Atabey)
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. CHP Zihniyetinden Yazıcıoğlu Suikastına

CHP Zihniyetinden Yazıcıoğlu Suikastına

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Âh bu CHP yok mu, CHP!.. Bu CHP’nin olduğu yerde ot bitmez. Çünkü otları kazıyıp demiryolu, fabrika yapar. Alpullu’su, Etibank’ı, Sümerbank’ı… Yapar da yapar. Atatürk “Her fabrika bir kaledir.” demiştir bir kere. Bu CHP sadece otla kalsa yine iyi, kutsal vatan toprağında ayrık otundan beter bir arzu ve istekle (iştiyak) her yeri sarıp dinden maddî çıkar (menfaat) edinenlerin de kökünü kazır. Ne uğursuzdur (melun/lanetli) bu CHP zihniyeti ve CHP’liler bir bilseniz. Tıpkı Kuzey Amerika’daki Meluncanlar gibi!.. Meluncanlar kim mi? Gidip, araştırın. Çalıntı soru, sahte diploma, adrese teslim kayırma (iltimas, torpil) diye diye iyice embesil, iyice a/salak olmayın. Kuran’ın ilk emrini yerine getirip mümin olun biraz. 

Ülkede yerli yersiz sergilenen Atatürk ve/veya CHP karşıtlığı ve hatta düşmanlığı kabak tadı vermeye başladı artık. 1940’lı yıllarda İnönü’nün yanlış kararı sonucu yaşanan Boraltan faciasını, ABD ile imzalanan -tam bağımsızlığı zedeleyici- ikili anlaşmaları ve yine Ecevit’in 1970’lerdeki Sosyalist Enternasyonal açılımını biz de doğru bulmuyoruz. Tüm bunlar “Ben bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum böyle öleceğim.” diyen büyük önder Atatürk’ün kişiliğine de dünya görüşüne de aykırı tutum ve davranışlar.. Fakat benzer tutum ve davranışların, hataların başka siyasîler tarafından da sergilendiği unutulmamalı.. Örneğin Siyasal İslamcıların yere göğe sığdıramadığı Menderes, 1959’da Kerkük’te yaşanan Türkmen toplu kıyımına (katl-i âm) yayın yasağı getirerek örtbas etmişti. Öncesinde meclisten onay bile almadan Kore’ye asker gönderilmesi, böylelikle BM’de sürekli (daimi) üye olan Rusya ve Çin’in karşısında konumlanılması, 1974’te diğer üç sürekli üye ABD, İngiltere ve Fransa’nın da Yunanistan’ın tarafını tutması yüzünden Türkiye yasal (hukukî) olarak Türk toprağı olan Kıbrıs’ın yarısını kaybetmekle kalmadı bir de BM kararıyla adada işgalci muamelesi gördü. Stalin hıyarının kuru gürültüsünü fazla ciddiye alan İnönü’nün ABD’ye yamanması ilerleyen yıllarda Bayar-Menderes ikilisinin NATO’cu olmasıyla sonuçlandı ve Türkiye korunduğunu sanarak yıllarca Batı’nın arkasını kolladı. Batı adına Ortadoğu’nun petrol bekçiliğini yaptığını anlaması yıllar sürdü. 1990’daki Karabağ savaşı sırasında Ruslar ve Ermeniler Azerbaycan Türklerine saldırırken, o sırada New York’ta bulunan Özal yerli-yabancı gazetecilerin gözünün içine baka baka “Onlar Şiî, biz Sünnî’yiz. Onlara İran yardım etsin.” demişti. İki yıl sonra da Hocalı’da Türk soykırımı yaşanmıştı. Aynı Özal, Irak-İran savaşında İran ordusuna yardım ve yataklık yaptıkları için 1991’de Saddam’ın hışmına uğrayan Peşmergelere ise kucak açmıştı. Tansu Çiller’in hatalı kararıyla AB üyeliği uğruna imzalanan tek taraflı gümrük birliği anlaşması ve yine son yıllarda AKP hükümetlerinin imza attığı bazı uluslararası enerji anlaşmaları, yurt içinde uygulamaya konulan bazı hizmet garantili ihaleler, özelleştirmeler… AKP’nin türlü türlü açılımları, ülkeye doluşan türlü türlü sığınmacılar da cabası.. Siz şimdi tüm bunları görmezden geleceksiniz hatta Öcalan’ı bile “kurucu önder” ilân edeceksiniz, sıra Atatürk ve/veya CHP’ye gelince olur olmaz lakırdıları dillendireceksiniz öyle mi? O halde biz de yanıt hakkımızı saklı tutacağız. Hem de en okkalısından!.. Öyle ya, nenelerinizi İtilaf masalarına meze olmaktan kurtardığı için mi Avşarların Kızıl/Kızıllar oymağından ve dahi “evlad-ı fatihan” torunu olan Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’e, Atatürk’ün kurucu genel başkan olduğu CHP’ye düşmansınız? Yahut İtilafların geride bıraktığı itlerden, bitlerden misiniz? Olur mu olur. Eğer öyleyse, bari en azından aslınızı inkâr etmeyin. Veda konuşmasında (hutbe) ne demişti Tanrı’nın elçisi (rasulullah) Hz. Muhammed; “soyunu inkâr eden soysuz!..”

Zaman zaman birileri çıkıp “CHP, 28 Şubat sürecinde başörtüsüne karşıydı.” diyebiliyor. Yalandan kim ölmüş ki? Bir kere 28 Şubat sürecinde CHP ve Deniz Baykal muhalifti. Hükümetin başında DSP vardı. Yanında da MHP ve ANAP.. Yancısı ise 2015 yılında Vatan Partisi adını alan İşçi Partisi daha doğrusu “devrimbaz” Doğu Perinçek idi. Bugün her üç parti de AKP ile ittifak halinde.. Dahası o dönem CHP Genel Başkanı Deniz Baykal poçulu/poşulu yani kapalı giyinmiş bir kadın yurttaşımıza parti rozeti taktı diye başörtüsüne karşı (muhalif) olan kesimlerce eleştiri yağmuruna bile tutulmuştu. Öte yandan Türk kültürünün de simgelerinden olan yaşını başını almış kadınların ak yazması, taze gelinlerin al yazması, genç kızların sarılı yeşilli çemberleri, yaşmakları ile köktendinci (radikal) Yahudilerin, ateşe tapan Zerdüştlerin, Katolik Hıristiyanların kara çarşafı, Fransızcadan bozma türbanı birbirine karıştırılmamalıdır. Karıştırılırsa, sapla saman işine döner çünkü. Zengin Türk kültürünü ve dahi renkli giyinen Türk kadınlarını karanlığa hapsetmek, yaşama sevinçlerini ellerinden almak olur. Bilgelik kokan mor cepkenden, ilkellik kokan kara çarşafa geçmek Türk kültürü ve töresi açısından ne büyük bir seviye kaybı.. Gerçi bu gerçeği sizler de bal gibi biliyorsunuz. Ama Türk’ün iyiliği (hayr), güzelliği (hasenat) işinize gelmiyor. Çıkarlarınıza ters.. Sizi gidi yüzü kazınsa altından kripto çıkacak -sözde müslim, sözde muhsin- yüzsüz herifler sizi.. Müslim, muhsin dediysek sözün gelimi; sizden müslim, muhsin değil olsa olsa müsrif, müflis çıkar. Osmanlı torunusunuz ya; bu sözcüklerin -sırasıyla- inanan/inançlı, iyi işler yapan/iyiliksever, savurgan/israf eden, batakçı/iflas eden anlamlarına geldiğini de biliyorsunuzdur herhalde.

Bu CHP var ya bu CHP, büyük din âlimi İskilipli Âtıf’ı astırmış. Kendisi tıpkı sözde şeyh Sait, sözde şeyhülislam Mustafa Sabri gibi Cumhuriyet döneminin din mazlumlarındanmış falan filan. Birincisi, bu Âtıf büyük bilgin (âlim) falan değildi. İkincisi, kendisi Teali İslam denen zararlı derneğin kurucularındandı. Kurucularından biri de Mustafa Sabri olan İngiliz Muhipleri (sevenleri) Derneğinin soykalarıyla kol kola gezip, dirsek temasıyla hareket eden bir işbirlikçiydi. Yunan ordusuna “Halife’nin ordusu” derken, ülkeyi kurtarmak için canla başla mücadele eden Kuvayı Millîye’ye olmadık sözler, hakaretler etmişti. Kurtuluş Savaşı’nı yöneten kadrolara yönelttiği karalamaların (iftira), suçlamaların bini bir paraydı. Vahideddin -çocuğu yaşındaki bir kızla- bilmem kaçıncı gerdeğine girerken, Atatürk -kaburgasında üç kırıkla- Sakarya Savaşı’nı yönetiyordu üstelik. Bu Âtıf’la aynı yörede yaşayıp yakından tanıyanlar arasında “cebinde İngiliz altını eksik olmazdı” diyen bile çıkmıştı. Peki, Mustafa Sabri kimdi? Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Yunanistan’a kaçıp, orada çıkardığı gazeteden “Türklükten istifa ve tövbe ettiğini” dünyaya ilân eden bir soysuzdu. Şeyh Sait de yine 1. Dünya Savaşı’nda Ruslarla işbirliği yapan, Cumhuriyet’in ilânından sonra ise Musul-Kerkük’ü Türkiye’ye kaptırmak istemeyen İngilizlerle iş tutan bir kansızdı. Kısacası (vel’hasıl) sözünü ettiğimiz bu soykaların her biri -temiz vicdanların ve dahi tarih biliminin tanıklığı ile- birer haindi. Hainlere ne yapılması gerekiyorsa kendilerine o tatbik edilmişti. Fizan’daki Sağır Sultan’ın bile bildiği bu gerçeği -10 Kasım’da çalan sirenler kulak zarlarına zarar vermiş olsa gerek- bir tek ülkemizdeki Siyasal İslamcılar anlayamadı. Yeri gelmişken, güvenlik, sağlık, savaş gibi acil durumlar için kullanılan siren sesini hangi aklı evvel (aklı kıt, densiz) akıl edip de 10 Kasım gününe uyarladı acaba? Âtıf soykası artık İskilipli değil, Bayat’ın Toyhane Köyü’ndendir bu arada. 

Çorum, İskilip demişken… Sivas, Şarkışla da vatan toprağıdır. O topraklarda doğup büyüyen ve Avşarların Kızılaliler oymağından olan Muhsin Yazıcıoğlu da -her kesimden insanın tanıklığı ile- dini bütün bir Müslüman olarak bilinir. Birileri el birliği ile suikast düzenleyip, rahmetliyi o çok arzuladığı “sonsuzluğun sahibi”ne yolcu etti. Şimdilerde ihalenin Fetö’ye kaldığı, cinayeti Fetöcülerin işlediği yazılıp çiziliyor. Peki, ya kuşkulu söz ve eylemleriyle suikastın odağına yerleşen kamu görevlileri?.. Olay sonrası helikopterin düştüğü yer 1 km çapında bir alan olarak belirlenmesine rağmen, arama-kurtarma çalışmalarını yanlışlıkla(!) bu yerin 9 km uzağındaki bir başka noktaya kaydıran -TSK bünyesindeki- Komuta ve Harekât Kriz Merkezinin başında bulunan Havacı Tümgeneral Şirin Ünal 2010’da emekli olduktan bir yıl sonra kendisine milletvekilliği yolu açıldı. Şirin Ünal 2019 yılında da evinde çalışan Özbekistan uyruklu Nadire Kadirova’nın silahla vurularak ölmesiyle gündeme gelmişti. Kayseri valisi 2012 yılında Danıştay üyesi olarak atandı. İlerleyen yıllarda da merkez valisi yapıldı. Kazanın hemen ardından “Yazıcıoğlu sağ. Kaburgasında iki kırık var. İlimize getiriliyor.” diye özetlenebilecek açıklamayı yapan kişiydi kendisi. Ne yazık ki değil ifadeye çağrılmak, bilgisine bile başvurulmadı. Yine dönemin Kayseri İl Emniyet Müdürü Orhan Özdemir kazadan dört ay sonra Ankara İl Emniyet Müdürü yapıldı. 2010 yılında ihaleye fesat karıştırmaktan tutuklandı. Üç ay sonra serbest bırakıldı. Şu işe bakın ki kendisine operasyon düzenleyip tutuklatan Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) biriminin başına “daire amiri” yapıldı. Tıpkı tilki ile kümes konulu çocuk öykülerinde olduğu gibi!. Kahramanmaraş Adliyesinde 2009-2013 yılları arasında devam eden suikast davasını devralan Savcı Habip Korkmaz’ın 133 klasörden oluşan dava dosyasını okuyup inceleme zahmetine bile girmeden apar topar takipsizlik kararı verdiği söylendi. Peki, sonra? Birilerinin habibi (dostu, sevgilisi) Çorlu Başsavcısı olurken eşi de Çorlu İlçe Sağlık Müdürü olarak atandı. Habip Korkmaz 2022 yılında Kayseri Başsavcılığına terfi ettirildi. Korkmaz’ın kararına itiraz edip takipsizliği kaldırarak, davanın yeniden görülmesini isteyen Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Maden ise görevden alınarak tenzili rütbe ile Kayseri’ye düz yargıç (hâkim) olarak atanıp, 15 Temmuz’dan sonra da cemaatçi/Fetöcü denilerek tutuklandı. Öyle ya, şeytan bunun neresinde deyip can alıcı soruyu soralım; Muhsin Yazıcıoğlu’yu da CHP’liler mi öldürdü?

Adını sevdiğimiz Avşar beyleri, özgürlüğün simgesi Şah kartalları, özüyle sözüyle güzel adamlar.. Ölümünü kuşkulu bulduğumuz Kızıllar Avşar’ı Gâzi Mustafa Kemal Atatürk, göz göre göre sonsuzluğa uğurlanan Kızılaliler Avşar’ı Muhsin Yazıcıoğlu.. Ruhları şad, ruhları -Türk tarihinin son büyük cihangiri olan ve yine bir suikast sonucu ölen- Nadir Şah Avşar’a yoldaş olsun. Muhsin Yazıcıoğlu’nun da dediği gibi; “Mukaddes (kutlu) davalarda ölüm bile güzeldir.” Türk ulusunun dimağında, gönlünde yer etmiş tüm ulusal kahramanlarımıza saygı, sevgi ve özlemle!..

Aziz Dolu Atabey

Serik-02.04.2026

CHP Zihniyetinden Yazıcıoğlu Suikastına
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Halk Meclisi Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin