Tarih, milletlerin yalnızca geçmişini değil, karakterini de yazar. Türk milleti, tarih boyunca soydaşını kaderine terk etmeyen, gerektiğinde bedel ödeyerek kardeşine sahip çıkan bir millet olmuştur. 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı da bu karakterin en güçlü tezahürlerinden biridir. Bu harekât yalnızca askerî bir başarı değil; uluslararası hukuktan doğan garantörlük hakkının kullanıldığı, Kıbrıs Türklerinin can güvenliğinin sağlandığı ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik varlığının güçlendirildiği tarihî bir dönüm noktasıdır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tam bağımsızlık, millî egemenlik ve güçlü devlet anlayışı, Kıbrıs meselesine bakışın da temelini oluşturmuştur. Atatürk, Kıbrıs’ın Türkiye’nin güvenliği açısından taşıdığı stratejik önemi yıllar öncesinden görmüş, millî menfaatlerin korunmasını Cumhuriyet’in vazgeçilmez ilkelerinden biri olarak değerlendirmiştir.
Bugün 20 Temmuz’u anarken yalnızca bir harekâtı değil, Atatürk’ün mirasını, Türk milletinin birlik ruhunu ve devlet aklını da hatırlıyoruz.
1974 yazında Türkiye, siyasi görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak millî meselede ortak bir duruş sergilemiştir. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan, tarihî sorumluluğu üstlenerek Barış Harekâtı kararını almış; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar komutasındaki Türk Silahlı Kuvvetleri bu görevi büyük bir başarıyla yerine getirmiştir. Aynı dönemde Türk milliyetçiliğinin önde gelen isimlerinden Alparslan Türkeş de Kıbrıs davasını Türk milletinin vazgeçilmez millî meselelerinden biri olarak değerlendirmiş, Kıbrıs Türklerinin haklı mücadelesine güçlü destek vermiştir. Çünkü Kıbrıs hiçbir zaman yalnızca bir siyasi tartışma konusu olmamış; milletin ortak vicdanı, ortak hafızası ve ortak davası olarak görülmüştür.
Kıbrıs, sıradan bir ada değildir. Akdeniz’in kalbinde yer alan bu topraklar, yüzyıllar boyunca Türk tarihinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. 1571 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedilen ada, üç asırdan fazla Türk idaresinde kalmış; camileri, vakıfları, kültürü ve insanıyla Türk kimliğinin önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Osmanlı’nın adadan çekilmesiyle birlikte Kıbrıs Türklerinin varlığı sona ermemiş, aksine her türlü baskıya rağmen Türk kimliğini ve vatan sevgisini koruyarak günümüze ulaşmıştır.
20.yüzyılın ortalarında Rum tarafının Enosis, yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması hedefi doğrultusunda yürüttüğü faaliyetler, adadaki Türk toplumunu hedef alan sistematik saldırılara dönüştü. 1963 yılında başlayan ve tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen saldırılarda kadınlar, çocuklar ve yaşlılar katledildi; Türk köyleri yakıldı, binlerce Kıbrıs Türkü evlerini terk etmek zorunda bırakıldı. Uluslararası toplumun büyük ölçüde sessiz kaldığı bu süreçte Kıbrıs Türkü yalnız bırakıldı; ancak teslim olmadı. Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kahraman mensupları, büyük fedakârlıklarla Türk varlığını korumayı başardı.
1974 yılında Yunanistan’daki askerî cunta tarafından desteklenen darbe ile Enosis’i gerçekleştirme girişimi, artık beklemenin mümkün olmadığını ortaya koydu. Türkiye Cumhuriyeti, 1960 Garanti Antlaşması’ndan doğan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974 sabahı Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başlattı. Girne kıyılarında karaya çıkan Mehmetçik, yalnızca silah taşımıyordu; beraberinde güveni, umudu ve Türk milletinin kardeşlik elini de götürüyordu. Harekâtın amacı toprak kazanmak değil, Kıbrıs Türkünün can güvenliğini sağlamak, anayasal düzeni yeniden tesis etmek ve adaya kalıcı barışı getirmekti.
Türk askeri, disiplini, cesareti ve insan hayatına verdiği değerle tarihe geçti. Dünyanın pek çok yerinde görülen işgal anlayışının aksine, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hedefi siviller değil, tehdidi ortadan kaldırmaktı. Bu nedenle harekât, yalnızca Türk tarihinde değil, uluslararası hukuk açısından da dikkatle incelenen bir örnek olmuştur.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın en önemli sonuçlarından biri, Kıbrıs Türk halkının kendi geleceğini belirleyebileceği güvenli bir yaşam alanına kavuşmasıdır. 1983 yılında ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bu mücadelenin siyasî ve tarihî bir sonucudur. KKTC, yalnızca Kıbrıs Türklerinin devleti değil; Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenliği, Mavi Vatan doktrini ve bölgesel dengeler açısından da vazgeçilmez bir değere sahiptir.
Bugün Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve jeopolitik rekabet konuşulurken Kıbrıs’ın neden vazgeçilmez olduğu çok daha net anlaşılmaktadır. Kıbrıs’a sahip çıkmak, yalnızca geçmişe sahip çıkmak değildir; Türkiye’nin geleceğine, denizlerdeki egemenlik haklarına ve millî güvenliğine sahip çıkmaktır. Bu nedenle Kıbrıs meselesi, günlük siyasetin ötesinde, devlet politikası niteliğinde millî bir davadır.
Kıbrıs dendiğinde yalnızca Mehmetçik değil; Dr. Fazıl Küçük’ü, Rauf Raif Denktaş’ı, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın isimsiz kahramanlarını ve özgürlük uğruna hayatını ortaya koyan tüm Kıbrıs Türklerini de saygıyla anmak gerekir. Onların direnişi olmasaydı, bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden söz etmek mümkün olmayabilirdi. Onlar, Türk milletinin Akdeniz’deki sarsılmaz iradesinin yaşayan sembolleri oldular.
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi çoğu zaman eksik yorumlanmaktadır. Bu ilke, tehdit karşısında geri çekilmeyi değil; barışı koruyacak güce sahip olmayı ifade eder. Kıbrıs Barış Harekâtı da işte bu anlayışın somut bir örneğidir. Barışı tesis etmek için gerektiğinde kararlılıkla hareket etmek, Cumhuriyet’in kurucu felsefesinin bir gereğidir.
Bugün bizlere düşen görev, 20 Temmuz’u yalnızca bir yıldönümü olarak kutlamak değil; bu destanı gelecek nesillere doğru anlatmaktır. Kıbrıs, haritalarda küçük görünen bir ada olabilir; ancak Türk milletinin gönlünde taşıdığı anlam çok büyüktür. Çünkü Kıbrıs, tarihimizin, mücadelemizin, fedakârlığımızın ve bağımsızlık irademizin Akdeniz’deki adıdır.
20 Temmuz 1974, yalnızca bir askerî harekâtın tarihi değildir. O gün, Türk milleti dünyaya bir kez daha şu mesajı vermiştir: Nerede bir Türk yaşıyorsa, onun güvenliği ve hürriyeti Türkiye Cumhuriyeti için önemlidir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, gerektiğinde milletinin hakkını ve hukukunu koruyacak iradeye sahiptir. Dün Çanakkale’de, Sakarya’da ve Dumlupınar’da yazılan destan, 20 Temmuz’da Girne kıyılarında yeni bir sayfa açmıştır.
Bu nedenle 20 Temmuz, yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, 86 milyonun ortak gurur günüdür. Çünkü Kıbrıs, Akdeniz’deki Türk mührüdür; 20 Temmuz ise o mührün sonsuza kadar silinmeyeceğini tarihe kazıyan büyük bir milletin iradesidir.












Yorumlar kapalı.