Bugün size, “bilimsel merak” kılıfıyla sunulan ama aslında insanın zihnini hedef alan çok daha derin bir meseleyi anlatmak istiyorum: DNA ve gen testleri…
Son yıllarda özellikle dijital platformlarda ve bazı ticari şirketler aracılığıyla yaygınlaştırılan bu testler, insanlara şunu söylüyor:
“Sen şu kadar Türksün, bu kadar Ermeni, şu kadar Arap, bu kadar Rus’sun…”
İlk bakışta masum bir merak gibi sunuluyor. İnsan, geçmişini öğrenmek ister; bu doğal. Ama mesele burada bitmiyor. Asıl mesele, bu bilgilerin nasıl sunulduğu ve insanın zihninde nasıl bir kırılma oluşturduğudur.
Çünkü bu testler sana sadece veri vermez… sana kim olduğunu yeniden tanımlamaya kalkar.
Şimdi çok temel bir sorudan başlayalım:
Dünya üzerinde “safkan” bir millet var mı?
Varsa bile sayısı kaçtır?
İnsanlık tarihi dediğimiz şey, durağanlık değil, hareketin tarihidir. Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan göçler, Kafkaslardan Balkanlara yayılan kavimler, Afrika’dan Avrupa’ya taşınan topluluklar… Savaşlar, fetihler, işgaller, ticaret yolları, evlilikler… Bütün bunlar insanlığın doğal akışıdır.
Anadolu ise bu akışın merkezidir.
Bu topraklarda yüzyıllar boyunca Türkler, Kürtler, Gürcüler, Lazlar, Araplar, Balkan muhacirleri ve daha nice topluluklar birlikte yaşadı. Aynı mahallede büyüdü, aynı sofraya oturdu, birbirine kız aldı verdi, aynı acıyı paylaştı.
Şimdi soruyorum:
Bu tarihsel gerçeklik karşısında, bir insanı alıp “sen yüzde 37 busun, yüzde 22 şusun” diye tarif etmek ne kadar gerçekçidir?
Bu, insanı anlamak değil; insanı parçalamaktır.
Bir örnek üzerinden gidelim…
Bir Gürcü ile Arap evleniyor. Çocukları oluyor. O çocuk büyüyor, bir Türk ile evleniyor. Onun çocuğu gidiyor bir Rum ile evleniyor. Diğeri Almanya’ya gidiyor, bir Alman ile hayat kuruyor.
Şimdi ortaya çıkan nesle ne diyeceksiniz?
Bu insanlara “sen karışıksın” deyip kimliğini tartışmaya açmak mı, yoksa insanlık tarihinin doğal bir sonucu olarak görmek mi?
Gerçek olan şudur: Bu bir bozulma değil, birikimdir.
Ama işte tam bu noktada DNA testleri devreye giriyor ve o birikimi, bir kimlik krizine dönüştürmeye çalışıyor.
Sana diyor ki:
“Sen aslında o değilsin.”
Zihne atılan bu şüphe tohumu, en tehlikeli olanıdır.
Çünkü millet dediğimiz kavram, laboratuvar ortamında ölçülen bir veri değildir.
Ziya Gökalp, Türk milletini tanımlarken kan bağına sıkışmamış; dili, kültürü ve ortak yaşama iradesini esas almıştır.
Yusuf Akçura, siyasi birlik fikrini ortaya koyarken milletin sadece biyolojik bir yapı olmadığını açıkça ifade etmiştir.
İsmail Gaspıralı ise “dilde, fikirde, işte birlik” diyerek meselenin özünü ortaya koymuştur.
Ve Mustafa Kemal Atatürk…
Bu fikrî zemini almış, bir devlet kurmuştur. Öyle bir devlet ki, vatandaşını kan oranına göre değil; ortak kader ve ortak gelecek anlayışına göre tanımlar.
Şimdi gelelim işin en hassas ve çoğu zaman bilinçli şekilde çarpıtılan kısmına…
Bu topraklarda sadece birlikte yaşanmadı. Aynı zamanda ihanetler de yaşandı.
Anadolu’da yüzyıllarca komşuluk yaptığı Türk ailelere silah doğrultanlar oldu. Fırsatını bulduğunda katliama kalkışan zihniyet ortaya çıktı. Karadeniz’de, Ege’de zulüm yapan, insanları yerinden eden, canına kasteden olaylar yaşandı.
Bu, tarihî bir vakıadır.
Ama burada kritik bir ayrım var:
Zihniyet ile millet aynı şey değildir.
Her Ermeni bu değildir. Her Rum bu değildir.
Bu ülkede yaşayan, bu toprağı vatan bilen, bu bayrağı kendi bayrağı olarak gören, bu milletin kaderine ortak olan sayısız insan vardır. Ve bu insanlar, aidiyetini bir DNA testine göre belirleyenlerden çok daha sağlam bir duruşa sahiptir.
Çünkü onlar şunu bilir:
Millet, bir tercih meselesidir.
Tarafını seçersin.
Bu millete sadakat gösterirsin.
Bu vatanın yükünü omuzlarsın.
İşte o zaman, sen bu milletin bir parçası olursun.
DNA testleri ise tam tersini yapar…
İnsanı köksüzleştirmeye çalışır.
Ona şunu fısıldar:
“Sen karışıksın… o hâlde hiçbir yere tam ait değilsin.”
Bu, tehlikeli bir fikirdir.
Çünkü aidiyetini kaybeden insan, yönünü de kaybeder.
Yönünü kaybeden toplum ise her türlü manipülasyona açık hâle gelir.
O yüzden mesele sadece bir test meselesi değildir.
Bu, bir zihin meselesidir.
Bir aidiyet meselesidir.
Bir duruş meselesidir.
Son söz net olsun:
Millet, yüzde hesabı değildir.
Millet, kanda donmuş bir veri değildir.
Millet, yaşayan bir şuurdur.
Dilini konuşuyorsan, kültürünü taşıyorsan, bu vatanın geleceğini kendi geleceğin olarak görüyorsan…
Sen o milletin ta kendisisin.
Hiçbir test bunu değiştiremez.
Çünkü kim olduğunu sana laboratuvar değil, iraden söyler.





Yorumlar kapalı.